DÜŞÜŞ ZEMİNİMİZİ ANLAMAK (2)
Prof Dr Nurullah ÇETİN

Prof Dr Nurullah ÇETİN

DÜŞÜŞ ZEMİNİMİZİ ANLAMAK (2)

12 Ocak 2017 - 00:42

*Semavî Metafiziğe Paganist Mitolojinin Saldırısı: Batı kaynaklı kültür emperyalizmi, paganist mitolojinin semavî metafiziğe saldırısıdır. Paganizmi, tek tanrılı gerçek dinlerin dışında beşer üretimi bir din ve inanç sistemi olarak anlıyoruz. Ya da tek tanrıya ait özellikleri, sıfatları pek çok gerçek ya da sanal varlıklara paylaştıran çoklu tanrı inancı olarak da anlayabiliriz. Batı, bu anlamda özellikle Eski Yunan mitolojisinden başlayarak günümüze kadar beşer kaynaklı çoklu tanrılara paylaştırılmış bir inanış sistemini tevarüs etmektedir. 
Şu anda tek gerçek ve semavi metafiziği İslam temsil ediyor. Dolayısıyla ister eski Yunan mitolojisi ve onun modernize edilmiş türevleri, ister Ortaçağ muharref Hristiyanlığına ait unsurlar, isterse modern zamanlara ait din dışı oluşturulmuş beşerî manada paganist mitolojilerle tek Hak din İslam’ın tek umut kaynağı olan metafiziğine saldırılar düzenlenmektedir. 
Bu saldırılar da pozitivizm, hümanizm, enternasyonalizm, modernizm, liberalizm, globalizm gibi kavramlarla yapılmaktadır. Batı kaynaklı bu batıl paganist mitolojinin boş anlamsız, faydasız, yanıltıcı, ayartıcı, saptırıcı mahiyetini ikna edici bir şekilde sergileyip İslam metafiziğinin insanlığın tek kurtuluş kaynağı olduğunu estetik bir üslupla sunabilmek gerekiyor. 
Eski Yunan mitolojisi tanrısal güçleri sembolik nitelikli sanal, mevhum figürlere paylaştırmakta ve bunlar arasında yoğun çatışma alanları oluşturmaktadır. İbrahim peygamber dünyayı mitoslardan, putlardan, totemlerden arındırmak için geldi. Ay, yıldız, güneş, yer, gece, gündüz tanrı değil; Bir Tanrının yarattığıdır dedi. Tektanrıcılık, insan zihninin mitosların esaretinden kurtarılması, şahsiyet hürriyetine kavuşturulmasıdır. Mitoloji ise bunlarda ayrı ayrı tanrılar vehmediyordu. Seküler nitelikli modern mitolojiler ise tanrıya ait sıfatları somut insan figürlerine, maddi nesnelere ve sabun köpüğü gibi uçucu, kaçıcı, boş kuruntulara paylaştırıyor. 
İslam ise bütün tanrısal güçleri olması gerektiği şekilde tek bir Tanrıda yani Allah’ta topluyor. Bu da kâinatın ahenkli nizamını anlamamıza yardımcı oluyor. Yani paganist mitolojiden semavî metafiziğe geçiş, aslında kaostan ahenge geçiş manasına geliyor. Kaosun çözümü ahenkte, parçalanmış ve çatışmacı tanrısal çokluk bunaltısının çaresi de tekli ve uyumlu tanrı anlayışında yani İslam’dadır. Mitolojide tanrıların birbirleriyle kavgasından diyalektik doğdu. 
Bugün Batı merkezli siyasi, ekonomik ve askerî çatışma ve savaş ortamlarının hızla artırılması emperyalist Batının bu paganist diyalektiğinin bir izdüşümüdür. İslam ise tevhid dinidir yani birlik ve uyum. Yaratıcının tekliği ve yaratılanların tek yaratıcıya bağlanması, yaratılanların yaratılmışlık noktasındaki birliği ve yaratıcılıktan uzaklığı noktasında da eşitliği. Tabiat güçlerinin ve varlıkların uyumu. Böylesine bir tevhid anlayışı, yaratılmış olan ister insan, ister nesne, ister kavram ve değer ne olursa olsun, zinhar bunlara yaratıcılık, tanrılık özelliği yüklememeyi gerektiriyor. Bu da dünya ve ahiret selâmetinin başlıca şartlarından biridir.

*İnsanı İnsana Kurban Etmek: Kültür emperyalizmi, sanal tanrılara, tanrılaştırılmış insan nefsine insan kurban etme geleneğine geri dönüştür. İslam ise gerçek tanrıya insan değil, koyun yani dünyalık mal varlığı kurban etme anlayışıdır. Kurban, kişinin tanrı bildiği figüre feda edilmeye değer gördüklerini sunmasıdır. Tanrı bildiğine böylelikle daha yakın olacağını düşünür. Konuyla ilgili olarak Kur’an’da geçen ayetlere bakalım:
“İbrâhim dedi ki: 'Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir. Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana!' Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik." "Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: 'Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!' Oğlu:'Babacığım! Hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!' dedi.” (Saffat, 99-102). "İkisi de bu şekilde teslim olduklarında, onu tuttu şakağı üzerinde yatırdı. Biz ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim! Gerçekten rüyayı doğruladın. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık ve kesin, çetin bir imtihandı.' Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik." (Saffat, 103-107).
İbrahim peygamberin oğlu İsmail yerine bir koyun ya da başka bir hayvan, neyse kurban etmeye yönlendirilmesi sembolik bir değere sahiptir. Bugün ise modernizm, kapitalizm, her türlü emperyalist yapılar, koyun yerine insanları, yine tanrılaştırılmış insanlar adına yani Firavun’un torunları olan siyasî liderler ve Karun’un torunları olan zenginler, para babaları, kapitalistler adına kurban ediyorlar. 
İnsanların tanrılaştırılmış insanlar için kurban edilmesi paganist, ilkel bir anlayıştır. Gerçek tanrı olan Allah adına koyunların yani dünyalık mal varlıklarının kurban edilmesi yani gerçek adına fedakârlık yapılması ise insani bir medeniyet umdesidir. 
Bugün milyonlarca insanın, özellikle İslam dünyasında yaşayan Müslümanların Amerika, Avrupa, İsrail, Rusya, Çin ve bunlara ait kişi, şirket tanrıları için kurban verilmesi anlayışına dayalı vahşi uygarlıktan; gerçek tanrı, hak ve hakikat adına ve insan faydasına koyunların yani dünyalık değerlerin fedakârlık anlamındaki kurban edilmesi anlayışına dayalı insanî İslam medeniyetine intikal etmemiz her anlamda kurtuluşumuz anlamına geliyor. 
Hz. Âdem’in oğlu Kabil de kendi nefsini yani insanı tanrılaştırdı ve bu insan tanrısına insan olan kardeşi Habil’i kurban verdi. Habil ise gerçek Tanrıya insanı değil, mal varlığını kurban verdi. Kabil, tanrılaştırdığı nefsine yakınlaşmayı Habil’i kurban vererek sağlayacağını düşündü. Mesele insana değer vermek veya vermemek. Hümanizm, genel manada insana değer vermek değil, insanı yok eden insana tapınmaktır. Yani gücü ele geçiren emperyalist insana tapınmaktır. İslam medeniyeti ile gâvur medeniyeti arasındaki fark budur.

*Elohim’in İnsanının Allah’ın İnsanına Saldırısı: Haçlı Siyonist kültür emperyalizmi Elohim (güçlü paganist tanrılar)in insanının, Allah’ın insanını yok etme girişimidir. “Tanrı yaratılışın son gününde, Elohim şöyle dedi: ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım’” (Yaratılış-Genese 1:26). Böylece bu anlayışa dayalı olarak modern emperyalizm insanı tanrılaştırdı ya da Tanrıya ait özellikleri insana yükledi ve mazlum Müslüman insanları, bu tanrılaştırdıkları insanlara kurban vermeye başladılar. Bu hâlâ devam ediyor. 
İslam’ın Allah’ı ise “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin, 4) dedi. Allah’ın yarattığı insan, insandır, Tanrı değildir ve insanî özelliklere sahiptir. Elohim’in insanı ise Allah’ın insanını yok etmeye çalışan, Tanrıya benzeyen, tanrılık taslayan insandır. 
Kan içici, sömürgeci emperyalist yapılar işte bu anlayıştan etkilenmiş olan kurumsal yapılardır. İslam’ın Allah’ına göre kahreden yani Kahhar olan Allah’tır. Elohim’e göre ise Kahhar olan, tanrılaştırmış insandır. Mesela uluslarüstü şirket patronu veya Amerika Birleşik Terör Devletleri başkanı ya da İsrail Cumhurbaşkanı olabilir bu. Bugün İslam dünyasını Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında fesada veren savaşları bu zemin üzerinden anlayabiliriz.

Bu yazı 738 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum