DEĞERLERİNİZİ KAYDETMEZSENİZ KAYBEDERSİNİZ
Prof Dr Nurullah ÇETİN

Prof Dr Nurullah ÇETİN

DEĞERLERİNİZİ KAYDETMEZSENİZ KAYBEDERSİNİZ

31 Ağustos 2018 - 00:58

İnsanlar topluluklar halinde yaşarlar. Bu topluluk, ortak değerler etrafında anlamlı, uyumlu, amaçlı, kaynaşmış bir yapıda değilse, herkesin tek başına bir varlık ortaya koyma amacına göre yapılanmışsa o topluluk, kuru bir kalabalıktır. Kuru kalabalığın anlamlı ve değerleri olan bir topluma dönüşmüş haline “millet” denir. Millet, ortak sosyolojik, kültürel, ekonomik ve hukuki değerler etrafında birleşmiş, kaynaşmış, dayanışma içinde olan, bir aile bağlılığı duygusuyla varlığını sürdüren toplumsal yapının adıdır.

Tek tek insanların mutluluğu, güvenliği, rahatı ve varlığının devamı “kalabalığ”a değil; “millet”e mensup olmaktadır. Kalabalık denilen bir toplumsal yapı, uzun süre varlığını koruyamaz. Çünkü kalabalığı oluşturan bireyler arasında ortak bir anlaşma zemini yoktur. Herkes sadece bireysel menfaatlerini öne aldığı için diğer fertlerle ortak hareket etme duygusu, isteği ve amacı olmaz.

Bu olmadığı için birlikte bir toplumsal hayatı sürdüremezler. Karşılarına çıkacak bir tehlike karşısında varlıklarını koruyamazlar; dağılır, yok olur giderler.

O halde insanların bireysel olarak bile varlığını korumaları, ancak millet dediğimiz toplumsal yapıya sıkı sıkıya bağlı olmalarına, millî toplumsal yapının varlığını devam ettirecek ortak yapıştırıcı, kaynaştırıcı unsurlara sahip olmalarına, bunları koruyup yaşamalarına bağlıdır.

Bu bağlamda millet değimiz toplumsal yapıyı ayakta tutacak, devam ettirecek, güçlendirecek ve güvenlik içinde varlığını koruyacak olan bireyler arası yapıştırıcı, kaynaştırıcı, birleştirici unsurlara “değer” deniyor. İnsanların inanıp güvendikleri, benimseyip yaşadıkları, öğrenip uyguladıkları bireysel ve toplumsal fikirlere, kabullere, unsurlara “değer” deniyor. Değerler de 1.Bireysel, 2.Millî, 3.Evrensel olmak üzere üçe ayrılır.
Biz Türk milleti olarak millet varlığımızı devam ettirmek istiyorsak bu 3 tür değerler manzumesini ortaya koymalı, öğretmeli, korumalı ve yaşatmalıyız. Bunlara sırayla bakalım:

KAZANDIRILMASI GEREKEN DEĞERLER:

A. KİŞİNİN KENDİSİNE SAYGISI:

1. Kişinin Bedenine Saygısı:

Kişi öncelikle kendi bireysel varlığına saygı duymalıdır.

*Sağlık: Sağlıklı, doğal, dengeli beslenerek, yenmemesi gerekenleri yemeyerek, içilmemesi gerekenleri içmeyerek bedenine ve sağlığına saygı duymalıdır. Mesela bu bağlamda içki, sigara, nargile içmek, uyuşturucu almak, kurutulmuş, ilaçlı, kimyasal katkılı gıdalar yemek, kişinin kendi bedenine saygısızlık yapması hatta ihanet etmesi demektir. Zira bedenimiz bize Allah tarafından emanet olarak verilmiştir. Emanete hıyanet etmek, insan şahsiyetine yakışmaz.

*Temizlik: Bedene saygının bir gereği de temizliktir. Her gün yıkanmak, dişleri fırçalamak, tırnakları, saçı, sakalı, bıyığı kesmek, organlarımıza dövme yaptırmamak gibi temizlik kurallarına uymak gerekiyor.

*Sorumluluk: Kişinin kendisine saygısının bir başka boyutu da sorumluluktur. Kişi disiplinli olmak, zamanı ve eşyayı doğru kullanmak gibi davranışlarla sorumluluk bilincini kazanarak saygı kavramını bireysel planda gerçekleştirmiş olur.

2. Kişinin Soyut Varlığına Saygısı:

İnsan sadece maddi bedenden ibaret değildir, aynı zamanda soyut donanıma da sahiptir. Bu bağlamda bilgi ve düşünce üreten beyni ile duygu üreten kalbinin de doğru değerlerle tatmin edilmesi gerekiyor. Yani bizim soyut yapımız, esas itibariyle aklımızla duygularımızın kaynaklarından, beynimizle ruhumuzdan, kalbimizden oluşuyor.

a. Kişinin Kabiliyet Donanımına Saygısı: Çocuklarımızın doğuştan getirdiği özel ve özgün kabiliyet donanımlarına onları geliştirerek ve işlevsel hale getirerek saygı duyması öğretilmelidir. Şuurlu bir millet yapısının temeli şahsiyetli bireylere sahip olmaktır. Her insan tek başına doğar, kendine özgü kabiliyet, duygu, düşünce donanımı, kendine özgü fizyolojik, biyolojik yapısı ile gelir. Kimse kimseye hem bedensel hem de ruhsal varlığıyla benzemez.

Her insan doğuştan biricik, yegâne, özel ve özgün bir yapıyla doğar. O halde insanın bireyselliğini koruması, geliştirmesi ve ona uygun bir hayat yaşaması onun şahsiyeti, kişiliği demektir. 
İnsanın kişilik sahibi olarak yetişebilmesi için sahip olduğu bireysel yeteneklerini sonuna kadar kullanmalı, yeteneklerine uygun bir iş yapmalı, meslek sahibi olmalı ve millet yapımızda işbölümünün sağlanmasında kendisine en uygun görev, rol ve iş verilmelidir.

Kişi yetenekleri doğrultusunda bir iş yapar, meslek edinir ve toplumsal görev üstlenirse hem kendisi mutlu olur, hem de millet yapımız sağlamca devam eder.

Bu çerçevede hem ailelerin hem de eğitim kurumlarımızın çocuklarımızın yeteneklerinin, eğilimlerinin ne olduğunu doğru keşfedip o doğrultuda eğitilmesi gerekiyor. Maalesef ülkemizde bu anlamda zayi olup gitmiş, israf olmuş pek çok yetenekli çocuğumuz var ve yetenek, zekâ mezarlığı haline gelmiş durumdayız. O bakımdan ilgililerin, yetkililerin ve uzmanların acilen çocuklarımızın yetenek ve zekâlarını keşfetme ve bu doğrultuda eğitilmelerini sağlama konusunda planlı programlı bir çalışma ortaya koyması gerekiyor.

Bireysel kimliğin oluşmasında sadece yeteneklerin doğru şekilde keşfedilmesi ve o doğrultuda eğitilmesi yeterli olmaz. Aynı zamanda o kişi için anlamlı bir hayat kurgusu oluşturacak millî, manevî ve insani değerlerin de verilmesi gerekiyor. İçine doğduğu Türk milletinin yüzyıllar boyunca ürettiği ortak millî değerlerle donatılarak milliyetçi bir şuurla yetiştirilmesi gerekiyor ki milletini sevebilsin ve milleti için faydalı işler yapabilsin.

b. Kişinin Beynine Saygısı: İnsan beyni ve aklı, bilgi ve düşünce üretir, bilgi ve düşünce ile ilgilenir. Bilgi ve düşünce, insanı insan yapan temel değerlerdendir. İnsan öğrenerek tekâmül eden, gelişen bir varlıktır. Bilime, bilgiye, düşünceye, felsefeye uzak duran milletlerin yaşama şansı yoktur. Bu bakımdan Türk çocuklarının bilgi ve düşünce, bilim ve felsefe ile sağlam, sistemli ve amaçlı bir şekilde buluşturulması gerekiyor.

*Bilgi Değeri: Türk çocuklarının beyni doğru, sağlam ve gerekli bilgilerle donanmalı, bilimin her türlüsü ile beslenmeli, bilim zihniyeti aşılanıp kurumsal halde yaygınlaştırılmalıdır. Bütün kötülükler, belalar cehaletten gelir. Bilgi toplumu haline getirilmemiş milletlerin geleceği yoktur. Bu bağlamda Türk Devletinin eğitim sisteminin temeline ciddi olarak bilimci sistemi oturtması, hızla bilim ve teknolojide ilerleyerek gelişmesini tamamlamalı, diğer milletlerden geri kalmamalıdır. Bu bağlamda çocuklarımızda bilim, okuma, öğrenme, araştırma, inceleme, değişik bilim dallarında uzmanlaşma bilinci geliştirilmeli, bunun için gerekli olan her türlü imkân sağlanmalıdır.

*Düşünce Değeri: Türk çocuklarına akıllarını kullanmaları ve mantıklı düşünme yöntemi öğretilmelidir. Akılları hakikate götüren doğru düşünce ile yönlendirilmelidir. Ayrıca hakikate götürecek doğru düşünmenin mantık sistemi verilmelidir. Aklını doğru ve anlamlı şekilde kullanmasının yolu yordamı öğretilmelidir. Felsefe ve mantık eğitimi ciddi şekilde Türk eğitim sisteminde yerini almalıdır.
Kur’an’ın birçok yerinde geçen “Akletmiyor musunuz?”, ”Düşünmüyor musunuz?” ayetleri kılavuz olmalıdır.

c. Kişinin Ruhuna Saygısı:

*İman Değeri: Ruhumuz ve kalbimiz doğru bir tanrı kavramına yani İslam’ın takdim ettiği tanrı olan Allah’a inanarak, onu ve yaratıklarını severek tatmin olur. Duygu, inanç eğitiminin bu çerçevede geliştirilmesi gerekiyor. Yanlış tanrılara, sevilmeyecek şeyleri sevmeye yönlendirilmiş bir kalp değerlendirilmemiş olur. Şimdiki tarikat ve cemaatlerle alakası olmayan Yesevilik gibi kadim tasavvuf mirasımızı yeniden canlandırmalı, çocuklarımızın kalpleri ve ruhları Allah ve ibadet aşkıyla şenlendirilmelidir.

Namaz kılıp oruç tutarak, hacca giderek, farz ibadetlerin hepsini yaparak devamlı Allah’ı hatırda tutan bir kalp, sağlıklı işler ve kişi bu yolla insani var oluşunu geliştirir. 
Çocuklarımıza doğru bir İslam eğitimi verilmelidir. Her şeyden önce Türk millet varlığının devam ve bekası için Türk çocuklarına sağlam, sahih, Kur’an ve Hz. Muhammed merkezli doğru bir İslam eğitimi verilmesi gerekiyor. Zira dini olmayan topluluklar millet olamaz, millet olamayan topluluk da ayakta kalamaz.

Zira İslam, bizi tarih boyunca uyumlu ve amaçlı bir millet halinde tutan en önemli değerimizdir. Müslüman olmayan Türk topluluklarının millet olamamaları, başka milletlerin etkisi altında eriyip, dağılıp gitmeleri tarihen sabit olgulardır. Bunun hem tarihte pek çok örneği var, hem de günümüzde. Mesela Avrupa’nın değişik ülkelerinde ve başka ülkelerde yaşayan Türklerin üçüncü, dördüncü nesilleri arasında dilini ve dinini kaybedip Türklüğünü unutan, Almanlaşan, İngilizleşen, Fransızlaşan, Ruslaşan, Çinlileşen, Araplaşan, Farslaşan çok sayıda Türk evladı vardır. Türkiye’mizde de dinî ve millî değerlerinden uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış pek çok gencimiz, millet olma bilincinden mahrum olarak yaşayıp gitmektedir.

O bakımdan Türk millet varlığının devam ve bekası için öncelikle çok sağlam ve güçlü bir İslam imanının ruhlara, kalplere yerleştirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede aile ve eğitim kurumlarında etkili, faydalı ve sonuç alıcı verimli bir din eğitiminin nasıl olması gerektiği konusunda yeni yöntemler, teknikler geliştirmeli ve Türk çocuklarının İslam’dan soğumalarını ve uzaklaşmalarını netice veren çarpık din telkin ve öğretiminden uzaklaşarak; sevdirici, yaklaştırıcı, kalpleri ısındırıcı doğru yöntemler üzerinde durulmalıdır. 
Doğru bir İslam eğitimi ile çocuklarımız medenî, insanî ve İslamî değerlerle donanacak ve iyi bir vatandaş olacaktır.

*Estetik Değer: Ayrıca edebiyat, sanat eğitimiyle çocuklarımızın duyguları terbiye edilmiş, estetik değerle buluşturulmuş ve kalpleri incelmiş olur. İnsanın insanlaşması, bir yönüyle de sanatla ilgilenmesine bağlıdır. İnsan ruhu ve kalbi sanata, güzele eğilimlidir. Güzel olanı sever, ondan zevk alır, güzel denilen değer onu etkiler, heyecanlandırır. Edebiyat, müzik, resim, tiyatro, hat, ebru, tezhip gibi güzel sanatların her türlüsü Türk çocuklarına öğretilmeli ve bunlarla ilgilenmeleri, bunlardan zevk almaları sağlanmalıdır. Dolayısıyla estetik değer eğitimi ciddi şekilde ele alınmalıdır.

B. KİŞİNİN BAŞKALARINA SAYGISI:

“Başkaları” kavramı ile kişinin hem mensup olduğu kendi milleti, hem de başka milletler ifade ediliyor. Öncelikle gerek kendi milletine, gerekse başka milletlere karşı evrensel anlamda sorumlu olduğu saygı değerleri vardır. Bunlara bakalım:

*Hak ve Adalet: Başkalarının haklarına saygı duymak ve ilişkilerinde adaletli davranmak, insan yaratılışında fıtraten var olan bir duygudur. Ancak eğitimle bu duygunun fiiliyata geçirilmesi ve somut davranışlara dönüştürülmesi gerekiyor. Türk çocuğu, bütün insanlara karşı adaletli olmak, zulmetmemek, kimsenin hakkını yememek zorundadır. Hak kavramı temel ve evrensel bir kavramdır.

Hem Türklerin de hem de Türk olmayanların hakkına saygı duymak, korumak, başkalarının haklarına tecavüz etmemek, temel insani bir erdemdir. Bu bağlamda başkalarının hakkı, malı mülkü olan nesneleri haksızca almamak, haksız hukuksuz şekilde üzerine, zimmetine geçirmemek, devlet millet malına, parasına el uzatmamak, rüşvet vermemek, almamak, hırsızlık yapmamak, İslam’ın belirlediği ölçülere göre zekât vermek, helal kazanmak, helal yemek, sömürmemek, sahtekâr, dolandırıcı, aldatıcı olmamak, şiddetten, saldırıdan uzak durmak, ehil ve layık olana görev vermek, hak ve adalet değerlerinin bir gereğidir.

*İyilik: İnsan ruhu ve vicdanı zor durumda olanlara, çaresizlere, muhtaçlara iyilik yaparak tatmin olur, mutlu olur. İnsanın yaratılışında başkalarına iyilik yapmak duygusu Allah tarafından yerleştirilmiştir. İyilik yaparak bu duygunun tatmin edilmesi insanı insan yapan, insanı kâmil insan yapan, olgunlaştıran temel değerler arasındadır. Bu bağlamda başkalarına kötülük yapmamak, kötülere yardımcı olmamak, muhtaç olanlara yardım etmek, ıslah edici olmak, bozguncu olmamak, düzeltmek, iftira etmemek, adam öldürmemek gibi davranışlar hep iyilik kavramı içinde değerlendirilir.

*Doğruluk ve Güven: Başkalarına saygı duymanın bir göstergesi de her türlü işinde, mesleğinde, davranışında güven veren bir doğruluk içinde olmaktır. Bir insanın en büyük sermayesi güvenilir olmasıdır. Güvenilen kişi, başkasına saygı duyuyor ve başkaları tarafından saygı görüyor demektir. Türk çocuğu hem Türklerle hem de Türk olmayanlarla kurduğu her türlü münasebette doğru olmak, doğru söylemek, yalan söylememek, yalan yere şahitlik etmemek, verdiği sözü yerine getirmek, anlaşmaya uymak, emanete hıyanet etmemek, fitne çıkarmamak, koğuculuk yapmamak, yüzüne başka arkadan başka konuşmamak zorundadır.

*Çalışmak ve Üretim: Kişi çok çalışarak değişik alanlarda üretim yaparak, başka insanlara faydalı olmakta ve onlara olan saygısını bu şekilde göstermektedir. Çalışmayan ve üretmeyen insan asalaktır, başkalarının ürettiği değerlerle yaşamaktadır. Bu da başkalarının emeğine saygısızlıktır. Toplumlar işbölümü ile geçinirler. Herkes bir şeyler yapacak, bir şeyler üretecek ki karşılıklı olarak ihtiyaçları giderilebilsin. Dolayısıyla çocuklarımıza çalışma ve üretme sorumluluğu kazandırmak zorundayız.

*Kumar Oynamamak: Kumar oynamak, İslam’da en büyük günahlar arasındadır. Zira kumarda çalışma, emek, üretim olmadan hile ve şans etkenleri ile başkalarına, başkalarının çoluk çocuklarına ait para, mal ve mülk haksızca ele geçiriliyor. Bu da başkalarına saygısızlığın bir türüdür. Kumarın sebep olduğu felaketler çocuklarımıza iyi anlatılmalı ve ondan uzak tutulmalıdır.

*Büyüklenmemek: Kibirlenmek, büyüklenmek, kişinin kendisini başkalarından üstün, değerli, seçilmiş, imtiyazlı, ayrıcalıklı görmesi normal bir insan davranışı değildir. Bütün insanlar yaratılmış birer insan olma noktasında eşittirler. Doğuştan kimse başkasından daha değerli, daha üstün doğmamıştır. Üstünlük ve değer, kişinin iradesiyle kazandığı değerlerde, ilim, sanat, beceri, üretim, ibadet gibi alanlarda olur. Dolayısıyla insanın şahsiyet gelişiminde kibirlenmek yerine mütevazi davranmak, kendi sınırlarını bilerek davranmak önemlidir.

*Adam Öldürmemek: İnsanın yaşama hakkı onun en doğal hakkıdır. Bu hak Allah tarafından verilmiştir. Dolayısıyla kimse, başkasının yaşama hakkına tecavüz edemez, öldüremez. Ahenkli, uyumlu, güvenli bir toplumsal hayatın devamı için çocuklarımıza bu bilincin iyi verilmesi gerekiyor.

1. KİŞİNİN MİLLETİNE SAYGISI: 
Kişi, bir millete mensup olarak doğmuştur. Ait olduğu millet, yüzyıllar boyunca uyumlu, ahenkli, amaçlı ortaklaşa bir hayatı inşa etmek için kendi içinde geçerli siyasi, sosyolojik, kültürel, hukuki, ekonomik değerler üretmiştir.

Bu ortak millî değerlere uyularak, bunlara bağlı kalıp daha da geliştirerek millet varlığı güvenlik içinde geleceğe yürüyebilir. Dolayısıyla bir kişinin kendi milletine saygı duyması demek, millî kimlik değerlerini benimseyip yaşaması ve yaşatması demektir. Kişi bu ortak değerlerle donanırsa millet olabilir ve yaşayabilir; yoksa kuru bir kalabalık içinde yapayalnız bir birey olarak kalır ve yaşaması da imkânsızlaşır.

İnsanlar tek başlarına değil, milletler halinde yaşarlar. Milletler de uzun tarihleri boyunca kendi aralarında uyumlu, ahenkli, anlamlı, birlikte yaşamanın kurallarını, ilkelerini, değerlerini, sembollerini ve kurumlarını üretmişlerdir. Bu ortak siyasi, sosyolojik, kültürel, hukuki, ekonomik değerler olmazsa o millet, millet olmaktan çıkar, dağılır gider. Biz de Türk milletiyiz. Dolayısıyla Türk milleti, varlığını devam ettirecekse ortak millî değerlerini korumalı, geliştirmeli ve yaşayıp yaşatmalıdır. Bu çerçevede Türk çocuklarına verilecek ve öğretilecek millî değerlerin başlıcaları şunlardır:

a. Kültürel Değerler: Kültür, bir milletin ürettiği, kendi millî ruhunun damgasını vurduğu, kendine özgü maddi ve manevi değerlerdir. Türk kültürü, Türk milletinin kimliğidir, şahsiyetidir. Türk milleti tarih boyunca Türk millî ruhunun ve bakış açısının ürünü olan maddi ve manevi birçok kültür değeri üretmiştir. Dil, edebiyat, sanat, âdet, gelenek, görenek, örf, törenler, giyim kuşam, mimari gibi değerlerimizin toplamına millî kültür değerleri diyoruz.

-Türkçe: Millî birlik ve bütünlüğün sağlanmasının temelinde dil birliği vardır. Yani aynı dili konuşan insanlar, ortak bir edebiyat, ortak bir sanat, ortak bir bayram, ortak bir tören, ortak bir gelenek, örf, töre ve âdet yapabilirler. O bakımdan Türkçede buluşulan bir dil birliği olmadan millet olmaz. Dolayısıyla Türk çocuklarını kültürel değerlerde buluşturmanın temeli, Türkçede buluşturmaktır.

Milleti millet yapan ve millet olarak yaşamasını sağlayan en temel ortak değer dil birliğidir. Aynı dili konuşmayan, aynı dilde iletişim kuramayan, aynı dilde gülüp aynı dilde ağlamayan, aynı dilde şakalaşıp aynı dilde dertleşmeyen, aynı dilde ağıt yakıp aynı dilde şarkı söylemeyen, aynı dilde şiir söyleyip aynı dilde hikâye anlatmayan, aynı dilde toplantı yapıp karar almayan, aynı dilde tarihsel güzellikleri anlatıp aynı dilde güzel bir gelecek hayali kurmayan topluluklar millet olamazlar.

O halde Türkiye’de yaşayan bütün vatandaşlarımızın tek dil Türkçede buluşmalarını sağlayacak, bütün vatandaşlarımızı tek dil Türkçede kaynaştıracak olan çok sağlam bir Türkçe eğitimi verilmelidir. Ülkenin her yanında, bütün basın yayın organlarında sadece Türkçe kullanılmalıdır. İletişimin sadece Türkçe ile yapılması çalışmalarının resmî planda iyice pekiştirilmesi gerekiyor.

Bu bağlamda Türkçemizi korumak, yabancı dillerin etkisinden kurtarmak, güzelleştirmek, işlemek, derinleştirmek, sanatını, edebiyatını zenginleştirmek, ifade kabiliyet ve gücünü artırmak, ülkemizde başka dillerde toplumsal yapılar, grup ve topluluklar oluşumuna izin vermemek gibi çalışmalar ciddi anlamda resmî bir devlet programı haline getirilmelidir. Devlet dairelerinde, resmî işlemlerin tamamında, basın yayında, eğitimde ve kamusal alanların tümünde sadece Türkçeyi hâkim kılmak, Türk milleti ve devletinin devam ve bekası adına en önemli iştir.

-Sanat ve Edebiyat: Yine bu bağlamda Türk kültürünün en önemli unsurlarından biri sanattır. Türk millî ruhunu terennüm eden Türk edebiyatı, şiiri, hikâyesi, romanı, tiyatrosu, denemesi vs güçlendirilmeli, yabancı edebiyatların etkisi azaltılmalı, Türk çocuklarına yabancı edebiyatlar yerine başyapıt niteliğindeki Türk edebiyatı çok iyi öğretilmeli, okutulmalı, her yaş aşaması için uyarlanmış metinler üretilmelidir.

Millî sanatın diğer türleri de aynı şekilde televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde, dergilerde, sahnelerde, salonlarda, her yerde ön plana çıkarılmalıdır. Yabancı müzikler yerine Türk müziği, yabancı sinema yerine Türk sineması, yabancı resim yerine Türk resmi, yabancı oyunlar yerine Türk oyunları hem iyi öğretilmeli, hem de toplumun tamamına yayılmalı ve etkili bir şekilde solunan hava haline getirilmelidir. Ayrıca hat, ebru, tezhip, vitray gibi geleneksel güzel sanatlarımız da geliştirilerek korunmalı ve öğretilmelidir.

-Bayramlar ve Törenler: Türk çocuklarına kültürel değerlerimizi aktarmanın en etkili yolu, kuramsal bilgi aktarmanın yanında ayrıca yaşanması ve yaşatılmasıdır. Zira millî kültür daha çok uygulama ile, yaşanarak aktarılır. Çocuklar o kültürel değerlerin yaşandığını, yapıldığını, uygulandığını görecekler, örnek alacaklar ve kendileri de o yaşantıya katılacaklardır.

Bu bağlamda Ramazan, Kurban gibi dinî, 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi millî bayramlarımız bütün vatan sathında, bütün vatandaşlarımızın ve devlet erkânımızın katılımıyla canlı, neşeli, ruhlu ve şuurlu olarak yaşatılmalıdır. Ayrıca doğum, sünnet, nişanlılık, evlilik, askere gitme gibi törenlerimizde geleneksel millî ögeler korunarak ve daha da güzelleştirilerek uygulanmalı ve canlı olarak etkili, örnek olucu ve etkileyici bir biçimde sosyal hayatta yaşanmalı ki Türk çocukları bunları içselleştirebilsinler.

b. Siyasi Değerler:

*İstiklal ve Bayrak: Türk’ün en temel siyasi değeri istiklaldir. Yani bağımsızlık. Bunun simgesi de Türk bayrağıdır. Türkler tarih boyunca bağımsız bir devlet teşkilatı altında yaşamaya alışmış hür bir millettir. Başka devletlerin ve milletlerin boyunduruğu altında yaşamak Türk’e zül gelir, dayanamaz ve kaldıramaz. O bakımdan Türk’ün özgür ruhunun ve kişilikli millî yapısının gereği olarak devletinin hem millî hem de bağımsız olması onun varlık sebebidir.

Bu bakımdan Türk çocuklarına kazandırılması gereken en temel siyasi değerlerimizin başında istiklal (bağımsızlık) gelmektedir. İstiklalci devlet demek, Türk milletinin kendi vatanında, kendi devletinin çatısı altında bütün siyasi, idari kararlarını tam bağımsız millî bir ruhla alması ve uygulaması demektir. Amerika’nın, Avrupa Birliğinin, Rusya’nın, Çin’in, onun bunun dayatmaları, emirleri, talimatları ile Türk Devleti yürüyemez ve var olamaz. Dolayısıyla kişilikli, onurlu, şerefli bir millet olarak yaşamak istiyorsak bağımsızlık şuurunu kazanmamız ve çocuklarımıza kazandırmamız lazımdır.

*Milliyetçilik: Türk devlet yönetiminde milliyetçilik, Türk devletini Türklerin yönetmesi, Türklerin de millî değerlerimize, ruhumuza, felsefemize ve menfaatlerimize göre yönetmesi demektir. Yani Türk milleti, Türk Devletinde Türk’e göre yönetilmelidir. Türk düşmanlarının devlet yönetimine getirilmemesi gerekiyor.

O bakımdan bütün Türk çocuklarına Türk milliyetçiliği şuuru yani Türk milletini ve kimlik değerlerini sevmek ve sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel her alanda Türk milletini yükseltmek bilinci kazandırılmalıdır. Milliyetçilik düşüncesi enternasyonalizme ve kozmopolitizme karşı bir tepkidir.

Enternasyonalist ve kozmopolit ruhlu kişiler, devlet yönetimine gelirse bunlar Türk milletinin menfaatleri yerine kendilerinin ve başka milletlerin menfaatlerini öne alabilirler, vatana, devlete ve millete ihanet edebilirler, yabancılarla işbirliği yapabilirler, bu konuda bir sakınca görmezler. Bu da Türk milleti ve devletinin zamanla yıkılması, dağılması, yok olması demektir.

*İstişare: Türkler İslam’dan önce de İslam’dan sonra da devlet yönetimlerinde istişareye, danışmaya, ortak akla önem vermişlerdir. Türk çocuklarına her türlü işlerinde danışmanın, istişarenin, devlet ve millet olarak kalkınmamızın, ilerlememizin temelinde ortak aklın önemini iyi anlatmak zorundayız.

c. Hukuki Değerler: 
Türk milletine mensubiyetimizin, millet halinde yolumuza selametle devam etmemizin bir şartı da hakkaniyetli, adaletli, eşitlikçi bir hukuk düzenini kurmak ve bunu korumak olduğunu bilmeliyiz. Dolayısıyla Türk çocuklarına kazandırılacak bir millî değer de hakka, hukuka, adalete, kanuna, yazılı ya da yazılı olmayan töreye uygun bir toplum ve devlet düzeni fikridir.

ç. Ekonomik Değerler: 
Bizim Türk milleti halinde uyumlu, mutlu, huzurlu ve geleceğe güvenle bakan bir devlet ve millet halinde var olmamız ve ayakta kalmamız, kendi ekonomik değerlerimize sahip çıkmamıza bağlıdır.

Aziz vatanımızın bağrında barındırdığı yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi, el emeğimizi, göz nurumuzu, ürettiğimiz bütün maddi ürünleri, sahip olduğumuz madenleri, değişik kaynakları yabancı şirketlere ve devletlere peşkeş çekmemek, onlara kaptırmamak, bütün kaynaklarımızı sadece Türk milletinin hizmetine, istifadesine ve tasarrufuna sunma bilinci verilmelidir.

Zira kendi maddi, ekonomik değerlerine sahip çıkmayan, ekonomik anlamda zengin olmayan milletler, başka milletlere kolayca yem olurlar, emperyalist sömürgen devletlerin paspası olurlar. 
O yüzden Türk çocuklarına şahsiyetli, şerefli bir millet yapısının ancak ekonomik bağımsızlığa ve zenginliğe bağlı olduğu değeri aşılanmalıdır.

2. KİŞİNİN BAŞKA MİLLETLERE SAYGISI: 
Biz ırkçı değiliz. Biz kendi ırkımızı üstün ırk, başka ırkları aşağı ırk olarak görmeyiz. Biz başka ırklara durduk yerde kötülük yapmayız. Biz bizi aşağı ırk, yok edilmesi gereken ırk olarak gören ırkçı millet ve devletlere karşı kendi ırkımızı korumak adına müspet ırkçılık yaparız. Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’mızda söylediği:

“Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal”
Mısraında dile getirdiği gibi Türk ırkını yok etmek isteyen Halı Siyonist ve başka cenahtan Türk düşmanı ırkçılara karşı Türk ırkını koruma ve savunma bağlamında bir ırkçılık yaparız. Buna müspet hatta kutsal ırkçılık denir. Zira Allah’ın yarattığı hatta İslam’ın ordusu yaptığı Türk ırkını yok etmek isteyene karşı Türk ırkını koruma çabası kutsal ırkçılıktır.

Dünyada Türklerin dışında başka milletler de yaşıyor. Biz kendi milletimizi sevmeyi öğretirken bu işi başka milletlere düşmanlık üzerinden yapmayız. Bizim başka milletlere, bizden başka olduğu için düşman olmayız. Biz bize saldıran, vatanımızı işgal eden, devletimizi ortadan kaldırmaya, milletimizi ve vatanımızı bölmeye çalışan, içimizden bir grup kişiyi terör örgütü olarak ortaya çıkarıp Türk milletine ve devletine saldırtan, Türklüğü ve Müslümanlığı yok etmek için sinsi sinsi planlar projeler yapan, bu projeleri uygulamak için içimizden ayarladıkları hainleri kullanan milletlere, hatta aslında devletlere düşman oluruz.

Yoksa başka milletler bizim varlığımıza, kimliğimize, değerlerimize, devletimize, her türlü bağımsız millî varlığımıza saygı duydukça biz de onlara saygı duyarız. Eşit ve egemen iki devlet ilişkisi içinde her devletle menfaatimiz gereği ticari, siyasi, vs alanlarda ilişki kurarız. Dünyanın iyiliği ve güvenli geleceği için işimize karışmayan, bize kötülük yapmayan devlet ve milletlerle dayanışma içinde olabiliriz.

C. KİŞİNİN TABİATA SAYGISI
Kişilerin insan olabilmesinin bir şartı da içinde yaşadığı tabiata, canlı cansız varlıklara, hayvanlara, bitkilere, havaya, suya, dağa taşa, denize, her yere saygı duymasıdır. Zira tabiat, bizim yaşama zeminimizdir. Tabiatı kurutmak, bozmak, yok etmek, kendi bindiğimiz dalı kesmektir. Bizim insan olarak varlığımızın devamı ancak tabiatın devamına bağlıdır.

Tabiata saygı, tabiatın doğal dengesini korumakla, ekolojik dengeyi bozmamakla, tabiatı kirletmemekle olur. Tabiatın doğal dengesinin korunabilmesi için ağaçların kesilmemesi, çölleşmenin engellenmesi, bol ağaçlandırma yapılması, toprağa kimyasal atıkların salınmaması, havanın, suyun kirletilmemesi, hayvanların bilinçsiz şekilde avlanması ile türlerinin yok edilmemesi, yer altı sularının gereksiz yere yok edilmemesi gerekiyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum