Gülüm Çamlısoy

Gülüm Çamlısoy


BEN İNSANIM BEN ÇİÇEĞİM

14 Ağustos 2021 - 20:37

Hangi düş’ ün özeti idi gece ve hangi ulvi yoksunluktu aşk?
Bitap düşen gece ve hayali sırlarını vakitli vakitsiz gezindiğim evren ve tevazu yüklü yüreğimle recim edildiğim zamanların halen dinmezken acısı.
Satırlarım ağlamaklı.
Yer gök ateş içinde.
Sevdam, sevdalı yüreğimde saklı figanım Rabbime dönük yüzüm ve yâd edilesi mazinin repertuarında saklı insanımın gücü ve niyazı.
Hırsız imgeler var satır aralarına gizlenen.
Ah, merdiven altı sevgiler var yanık türkülere benzin döken.
Aşk var ve umut ve…
Sancılandığı günden beri yurdum aşkın hırkası buruşuk ve nemli ve tensiye ediyorum güzel insanları ve iyi dilekleri ama içim de el vermiyor sessiz kalmaya ve akışına bıraksam da hayatı dualarıma aralıksız sığınıyorum ve benken yere göğe sığmayan ah, ufacık yüreğime cennet ülkemi sığdırıyorum.
Bu gün güneşim.
Yarınsa mehtap.
Ve üşüyorum bu kavurucu yaz sıcağında nabzını tutuyorum ülkemin.
Ben İstanbul’um bu gün ve her gün ve İstanbul olup ç/ağlıyorum tüm şehirlere ve içimdeki yangını bir türlü kontrol edemiyorum.
‘’Şimdi gökler mecnun rüzgâr yolcu bulutlar
Şimdi yürek sarhoş kâğıt sarhoş kalem sarhoş
İstanbul şehri ağlıyor.’’(Alıntı)


Günün hicvi mi?
Dünün nemi mi?
Rahmet diliyorum Rabbimden yağdırsın diye yağmuru ve lanet okuyorum vatan hainlerine yüreğin ızgarasında küle dönmüş sevincim küle dönmüş muradım ama küllerimden doğup devasa rahmeti kucaklıyorum yetmiyor pay ediyorum yetmiyor koşuyorum telaşla ve Nisan tasında biriktirdiğim yaşlarımı döküyorum yanan ağaçların üstüne niyazım bitimsiz ve sırtım ürperiyor için için yanarken ülkem içi dışı yanarken ve d/okunmaya dahi kıyamadığım bir çiçeğe taziyelerini sunuyorum yanan kardeşlerinin.
Ben insanım.
Ben çiçeğim.
Ülkeme sevdalı hamt ettiğim her günüm için şimdi sabırla örüyorum hayatı ve rengim kaçıyor aklım firar ediyor yakamdan düşmüyor acılar ve tutarsız söylenceler ve tuhaf meziyetli insanlar…
Kurşun döküyor gölgeler.
Kuşkulanıyorum.
İçimdeki yeis yanımdaki beis.
Demir attım kaç gündür acıya hicrana ben yansam ne ki ben ölsem ne ki ben uzanıp da dokunamazken ateşe eksik olduğumu hissediyorum ve eksiliyor varlığım aslında artıda saklı bir enerji ile pompalıyorum umudu ve inancı ve kurunun yanında yaş da yanarken gözümden düşen yaşın tarifi yok ve telafisi yok işte yok olup giden canlının ve bunca ormanın ve bunca insanın acısı gelip de oturuyor yüreğime.
Acımla açıyorum acımla kapatıyorum yüreğimi ve yaşardığım kadar da yeşersin istiyorum çöle dönmüş topraklarda çorak yüreklere tek laf etmeden yâd ediyorum dünümü yarenlik ediyor kalem lanet okuyorum münafıklara ve içimdeki iskele çöküyor.
Yeniden ve yeniden dikmekse umudu ve fidanı ve sevgiyi sadece alaşağı etmekle de kalmıyor bunca sıkıntıyı giderecek ve yatıştıracak bir kurtuluş için de içimdeki rüzgârın verdiği ve de vereceği ferahlığı gönderiyorum yanan her ağacın köküne dokunmak ve onu korumak ve kurtarmak isterken biliyorum da yetemeyeceğimi ama bir olmanın meali iken ellerimizle yüreklerimizle kurduğumuz köprü hele ki dalın çatırdaması dahi yürekleri d/ağlarken…
Çalkantılı düşlerin mavisinde saklı gece ve gecede saklı gözün iris’ inden damlayan nice hece ve lehçe.
Günü kovduk kapıdan ve meylettik rüzgâra ve meyan köküydü gecesiz şiiri neyleyim hem ve neyden ibaret isem ah, içimdeki ney’ in sesinde saklıdır türkülerim ve söyleyemediklerim.
Aşkın ilahıdır sözcüklerin şeceresine sığınır ve sınanırım da ve ah dahi etmeden eften püften öfkelerine insanların yenik düşmeden ucu yanık mektuplar ve şiirler yazarım.
Azami aşk.
Asgari özlem.
İzafi bir mutluluk.
Elbet endamlı yalnızlık yokuşu.
Göğün muhtırasını verdiği her şafak atar da şafağım ve gizimden firar eder de karışırım insan içine lakin çıplak gözle göremezler beni ne de olsa çıplak gözden utanırım ve sarınırım içimdeki yetime ve yetemediğim kimse yatıya kalırım gecenin ertesinde.
Hüznümse peşkeş çekerken mısraları.
Bense beylik bir söylenceden fazlasında yatar kalkarım bazen ıssızlığımda yazar ve yaşarken telaşla elbet kendime yenik düşerim.
Bir girdapsa içimdeki.
Bir esefse rüzgârın kült sesi.
Bir renkse aşikâr aşkın pembesi ve peçesi…
İhya olurum sevdalı sözcüklerin semazen hıçkırığında bir güler bir ağlarım ve firkateyn misali coşarım ve sakilce susarım ve eserim ve asarım darağacına yalnızlığımı ve çocukluğuma dönerim ne zamanki annemin koynuna sokulsam ve anne duası ile yaşar yazarım ve yasarım da.
İklimdir kibrine yenik düştüğüm.
Ah, ikilem yüklendiğim mazim ve atim.
Fısıltılar büyür de büyür ve insanların sesi ayyuka çıkar ve yer gök çalkalanır onların isyanıyla ve tövbe ederim onlar adına tövbe ederim yarınlar da yanıp kül olmasın diye.
Bir yaprağım bu gün.
Bir ömürse çiçekliğime zarar gelmesin diye saksımdan firar etmedim asla ama şimdi yanarım da yanarım ülkem gibi insanım gibi ağacım gibi ormanım gibi…
Kurunun yanında yandığım ne ki günlerdir yanan coğrafyamda saklıdır efkâr ve adalet ve aşikâr olandır bizi bize küstüren bizi bize düşman kılan oysaki iki nefes arası bir yaşamdır bahşedilen ve toprağın türküsü çok yanık bu aralar.
Tıpkı yanan.
Tıpkı yakaran.
Tıpkısının aynısı iken bu gün benim yarın sizin içinizden geçenler.
Bir alfabe ise insanlık nerede harfler?
Nerede insanlık?
Nerede adalet?
Nerede doğruluk?
Hakkın gücüne giden bu ihanet ve aşkın şerefesinde saklı iken sözcükler ve iki dudağın arasından dökülen ne ki sessizce dua eden bizlerden birbirimize zarar da gelmeyecek iken nedir insanların öfkesi ve vahşeti ve haşmetli kinleri vatanına düşman kâfirler, münafıklar ve bir ağacı kendine düşman yüreğine uzak kılan asla da nasibini almamıştır insanlıktan.
Bir çiçektim madem bir ömür.
Dikenimle dahi barışıkken ve içimdeki cennet bahçesinde uçan kuşa böceğe sevdalı iken ötesinde vatanına sevdalı ben bizler ve sizler…
Hüzün rüzgârımla büyüyor yüreğimdeki yüreğimizdeki ateş ve rahmetin ışığına ve serinliğine öylesine ihtiyacım/ız var ki…
 
 

Bu yazı 68 defa okunmuştur.