Doç Dr Şevki IŞIKLI

Doç Dr Şevki IŞIKLI

STK ya da NGO: Bir Kavramsallaştırma Hatasının Hesabını Yapmak

26 Eylül 2016 - 00:00

Hemen alttaki bu fotoğraf, 2005 yılında, Porto Alegre Dünya Sosyal Forumu’nda çekildi. Tümü gönüllülerden oluşan göstericiler, “Dünyayı kurtarmak biz sokaktaki çoğunluğun elindedir, az sayıdaki siyasilerin veya zenginlerin değil”, mesajı veriyorlar.  


Bu gösteride kendi hükümetleriyle hiçbir ekonomik ve politik angajmanları olmayan NGO (Hükümet-dışı Örgüt/Non-Governmental Organisation) temsilcileri, yoksulluğa karşı mücadelede başta politikacılar olmak üzere karar vericileri ve ekonomik destekçilerini ikiyüzlülükle suçluyorlar, kamuoyu baskısı yoluyla Birleşmiş Milletler ve ulusal hükümetlerin, yürüttükleri adaletsiz politikalardan vazgeçmeye zorluyorlar. Böylesi gösterilerde ulusal ve uluslararası derneklerin dünya vatandaşlığı (kozmopolitanizm) yaklaşımıyla hareket ettikleri biliniyor. Dünya vatandaşı kozmopolitler, kendi ülkelerinin ve bölgelerinin sınırlarını aşan sorunlarla da yakından ilgileniyorlar. Örneğin Porto Allegro göstericilerinin Davos Dünya Ekonomik Forumu’na karşıt bir duruşları var ve Dünya Sosyal Forumu gibi tüm dünyada ilgiyle takip edilen toplantılar düzenliyorlar. 

Kozmopolitler, sorunların ve çözümlerin yerel, bölgesel veya ulusal sınırlar içinde çözülemeyeceğinden eminler. Mücadelelerine yeni taraftarlar toplamak için İnterneti, sosyal medyayı, mobil uygulamaları ve etkili sokak gösterilerini tercih ediyorlar. İşsizlik, kapitalizm, düşük ücretle çalıştırılma, çevre kirliliği, hayvan hakları, cinsiyet ayrımcılığı ve politikanın etkik yoksunluğu gibi sorunlarla yerel sınırlar içinde kalınarak başedilemeyeceğini söylüyorlar. Yerel ve küresel sorunların çözümüne odaklanmış bireyleri bir araya getiriyor, çözümün bir parçası olmak için emek ve zaman harcıyorlar. Tüm bunları gönüllü olarak bilaücret yapıyorlar hatta bazı aktivistler, varlıklarının önemli bir kısmını bir hayat gayesi haline getirdikleri toplumsal sorunların çözümü için hibe ettiklerine şahit oluyoruz. Sosyal aktivizm, gönüllüler için yaşama anlam katan zorunlu bir boş zaman etkinliği olarak görülüyor. Gönüllü aktivistler, geçimlerini sağladıkları bir iş ciddiyetiyle toplumsal sorunlara odaklanıyorlar. Tüm hükümet-dışı örgütlenmeler (NGO) gönüllülük esasına dayanır ve üyeleri herhangi bir siyasi veya ekonomik çıkar gözetmezler; bir dernek üyeliğinin özel veya tüzel kurumlarda terfi etme aracı olmadığını bilirler. Sadece toplum yararına çalışırlar, bir bakıma amme hizmeti görürler.

NGO, hükümet-dışı örgütlenme demektir. NGO terimi Türkçede Sivil Toplum Kuruluşu (STK) terimiyle karşılanır. Politik kültüre duyarlı diğer çevirilerde olduğu gibi, NGO sözcüğünün STK olarak Türkçeye çevrilişinin hatalı olduğu anlaşılıyor. Basitçe söylemek gerekirse NGO ve STK terimi, aynı olguya tekabül etmiyor. Yukarıdaki türden etkinlikleri gerçekleştiren NGO’ların hedefinde her zaman hükümetler, politikacılar ve uluslararası büyük şirketler bulunur. Bu yüzden “hükümet-dışı” terimi, “hükümet-karşıtı” anlamına gelecek birçimde de kullanılmaya müsait olur. 

Buna karşın STK terimi, köken itibariyle hükümete bakış açısına dair hiçbir olumsuz bildirim taşımaz. Sivil sözcüğü, daha çok “askeri-olmayan” veya “resmi-olmayan” anlamına gelecek şekilde kullanılır. “Sivil toplum” ifadesi, orijinal terimdeki “hükümet-dışı (Non-Governmental)” ifadesini karşılamak üzere seçilmiştir fakat hükümet-dışı çağrışımı, adli veya idari kovuşturmalara, halkın tepkisine yol açmadan Türkçede kullanılamaz. Çünkü devlet ve hükümet arasındaki farkın silindiği,  devletin kutsandığı kültürlerde hükümet-dışı olmak, kolayca devlet karşıtlığı, hükümet karşıtlığı anlamına gelecek şekilde çarpıtılabilir. Ve gönüllülerin başına, daha işin başında iş açar. Hiçkimse dolaylı da olsa “devlet-karşıtlığını”, “hükümet-karşıtlığını” çağrıştıran bir organizasyon içinde yer almak istemez.

Ayıraca “sivil” sözcüğüne “toplum” sözcüğü eklendiğinde, NGO taşıdığı anlamdan ikinci kere uzaklaşılmıştır. NGO ibaresindeki “O” kısaltması “topluluk” veya “örgüt” anlamına gelir. Toplum, topluluklardan oluşan bir bütündür. Aslında “sivil toplum“ değil de “sivil topluluk” denilseydi, biraz daha uygun bir karşılık olurdu. Öte yandan organizasyon ifadesinin karşılığı olarak “örgüt” de kullanılabilirdi ve sözcüğün orijinalinde olduğu gibi, örgütlenme eylemine geçiş için bir cağrı niteliği de taşımış olurdu. Fakat örgüt ve örgütlenme sözcükleri, “terör örgütü” ve “terör örgütlenmesi” bağdaştırmasının daha erken dönemlerde ve yoğun olarak kullanılmış olması yüzünden bir tür anlam kaymasına uğrayarak halkın nazarında negatif bir anlam kazanmıştır. Terör örgütleri kavramsallaştırması apolitik gönüllü örgütlenmeler gecikmiş görünüyor. Organizasyon sözcüğünün karşılamak için en yakın anlam olarak “dernek” sözcüğü tercih edilebilmiş olsaydı bir kademe daha uygun olurdu. Fakat “kuruluş” sözcüğü, Türkçede kurum sözcüğüne kolayca geçer; kurum ise devlet kurumunu çağrıştırır hatta “kurum” halkın zihninde çoğu zaman doğrudan “devlet kurumu”nu çağrıştırır. 

“Sivil Toplum Kuruluşu” ibaresi, toplumun sivilleşmesini öne çıkarmaktan hatta dar anlamda toplumun sivil kesimine gönderme yapmaktan başka vurucu bir çağrışım taşımıyor. Buna bağlı olarak da “hükümet-dışı örgütlenmeler” yeterince güçlenemediler. Politika-dışı örgütlenmeye izin vermeme konusunda Türk dilini suçlamak suçu kediye yüklemektir, eksik hatta yanlış bir savdır. Böyle yapıldığında asıl suçluyu bulma konusunda, dilsel yapıları inşa eden toplumsal pratikler, kültürel kodlar ile “devlet”, “iktidar” ve “yönetim” kavramlarının kutsanması göz ardı edilmiş olur. Türkiyen apolitik örgütlenme, demokrasi kültürü inşa etme ve demokratikleşme konularında, henüz işin başında dilsel bir bariyerle karşılaşmış ve onu aşamamış görünüyor.      

Sonuç olarak STK, sivil toplum kuruluşu ibaresinin kısaltması olarak yaygınlık kazanmış durumda. Fakat bu kullanım kendi içinde de sorunlu. STK kısaltması çoğul kullanıldığında gramatik soruna yol açıyor. Örneğin “STK’lar” denildiğinde “Sivil Toplum Kuruluş[u]ları” gibi bir şey demiş oluruz ve açık yazıldığında düşmesi gereken bir “u” harfi, kısaltmada düşürülemeden öylece kalır; kısaltmaya getirilen ek, kısaltmanın anlam ve okunuşu bozar. Ayrıca “K” sözcüğünün “Ke” mi yoksa “Ka” diye mi seslendirileceği konusunda da toplumsal uzlaşı sağlanmamış görünüyor. Çoğul kullanımında çoğul ekinin sesli harfleri tartışma yaratıyor.

Türkiye demokratikleşmesi bağlamında asıl dert, NGO’daki hükümet-dışılık bağdaştırmasının dil bilimsel olarak STK’da yok edilmesinin yol açtığı sorundur. Bu, Türkiye’de kendini STK olarak adlandıran gönüllü inisiyatiflerin siyasi partilerle politik angajman kurmaktan kaçınmaları gerektiğini fark edememelerine, en iyi ihtimalle geç fark etmelerine yol açmıştır. Eğer bu değerli bilgiye sahip olsalardı gönüllü inisiyatifler, politik veya ekonomik çıkar elde etmek için siyasi partiler veya büyük ticari şirketlerle, adlarına yakışmayan bir angajman ilişkisine girmek konusunda temkinli davranabilirlerdi. Sorunların kaynağında yönetim ve toplumsal pratikler olduğunu daha kolayca düşünebilirdi; karar vericileri harekete geçirmeye, kamuoyunu belli yönde tepki göstermeye hazırlayabilirlerdi. 

Geldiğimiz noktada hükümet-dışı örgütlenmeler için aşağıdaki iki kriteri karşılaşyacak bir tanım bulmalı ve bir an önce tedavüle koymalıyız: 1) Hükümet-dışı olmak, 2) Kâr amacı gütmemek.

Bu yazı 1515 defa okunmuştur .