Varlığın felsefesi yerine felsefenin varlığını tartışmak ! Söz sırası felsefecilerde

Felsefe Profesörü Aslan Topakkaya, felsefe kontenjanlarının yarısından fazlasının boş kalmasından MEB bürokratlarının 5-6 ay önceki demeçlerini sorumlu tuttu. Topakkaya’ya göre, önümüzdeki beş yıl içinde felsefeci ihtiyacımız olmayacak, diyen bürokratlar, öğrencilerin felsefe tercihlerini olumsuz etkilemiştir. Topakkaya zahiren haklı olabilir. MEB bürokratları her zaman ne yaptıklarını tam bilmeyebilirler!

Varlığın felsefesi yerine felsefenin varlığını tartışmak ! Söz sırası felsefecilerde

Felsefe Profesörü Aslan Topakkaya, felsefe kontenjanlarının yarısından fazlasının boş kalmasından MEB bürokratlarının 5-6 ay önceki demeçlerini sorumlu tuttu. Topakkaya’ya göre, önümüzdeki beş yıl içinde felsefeci ihtiyacımız olmayacak, diyen bürokratlar, öğrencilerin felsefe tercihlerini olumsuz etkilemiştir. Topakkaya zahiren haklı olabilir. MEB bürokratları her zaman ne yaptıklarını tam bilmeyebilirler!

Varlığın felsefesi yerine felsefenin varlığını tartışmak ! Söz sırası felsefecilerde
30 Eylül 2018 - 19:46

 

Gazeteci Murat Bardakçı ise özel bir dil denemesi olan Aziz Yardımlı’nın yazılarından yaptığı uzun ve gereksiz bir alıntıyla böylesi bir dilin öğrenciler için zaman kaybından başka bir şey olmadığını ileri sürdü. Gençlerimizi Allah korumuş, dedi.

Felsefe Profesörü Ali Osman Gündoğan ise sosyal medya sayfasından isim vermeden Bardakçı’yı, diğer Türkçe felsefe metinlerini görmemekle eleştirdi. Felsefeciler kolaylıkla Bardakçı’yı felsefe okur-yazarı olmadığı anlaşıldı, diyerek; felsefeyi Yardımlı’nın arı Türkçe girişimine indirgeyerek belli yönde ve kusurlu akıl yürüttüğünü söyleyerek eleştirebilirler. Bir köşe yazarının Türkiye’de zor felsefe metinlerini anlamaya çalışmaktansa onu tukaka etmeye çalışmasını anlamasız bulabilirler.  

Öte yandan Topakkaya’nın eleştirdiği durumda bir tezatlık var. Felsefe öğretmenine ihtiyaç duyulmaması bir neden değil, bir sonuçtur. Türkiye’deki kötü felsefe öğretimiyle, insanların felsefi düşünmeye karşı ilgisizliğinin bir sonucudur.  Ayrıca gerçekten de MEB’in gelecek beş yıl içinde felsefe öğretmenine ihtiyacı olmayabilir ve bu aslında arzulanan bir durumdur. Bir alanda ihtiyacın karşılanmış olması kesinlikle iyidir. İyi olmayan şudur: Toplumun felsefeye ihtiyacının olmaması.

Topakkaya, niteliksiz ve amacından sapmış felsefe öğretimini ve felsefenin kötü imajını gözden kaçırıyor. Liselerde felsefe dersi sayısını yüzde 100 artıran Bakanlık, okullarda felsefeciye duyulan ihtiyacı yüzde 50 azalttığını da biliyor. Felsefe ders saatinin dörde çıkması, felsefe öğretmenine ihtiyacı iki katına çıkarmıyor. Bu durum herkes gibi, Topakkaya’ya da ilginç gelmiş!

Felsefeci ihtiyacı niçin azaldı?

MEB, muhtemelen felsefe eğitimi aldığını belgeleyen ilahiyatçılarla, felsefeci ihtiyacını “daha arzulanır düzeyde” giderebileceğini düşünüyor. Bence beklenti de gidişat da bu yönde. Örneğin geçen yıl MEB, 60’tan fazla Felsefe bölümünün olduğu Türkiye’de, din psikolojisi uzmanı bir ilahiyatçıyı felsefe ders kitabı için editör olarak görevlendirdi. İlahiyatçının editörlüğünde yazılan kitap, içinde çok sayıda ve çeşitli hatalar içerse de geçtiğimiz yıl liselerde okutuldu, bu sene de okutuluyor. Felsefecilerin ise merak edip liselerde çocuklar ne öğreniyor, diye baktıklarına dair en ufak bir belirti görmedik. Öte yandan ne ilahiyatçı profesör ben bu işin uzmanı değilim, dedi ne MEB, felsefe bölümünden birini editör olarak talep etti, ne de felsefe bölümlerimiz, ilahiyatçıların yazdığı felsefe kitabını incelemeyi düşündüler. Ama bu sene talep düşük olunca felsefecilerimiz, işsiz kalma riskiyle karşı karşıyalar. Öte yandan yeni açılan felsefe bölümlerinin birçoğunu ilahiyatçıların kurduklarını da not etsek iyi olacak!

Peki, bu aşamaya nasıl gelindi?

Felsefeciler bu toplumda ne ürettiklerine bakmalılar. Tüm dünyada, özellikle teknoloji ve bilişimde sanal gerçeklik ve yapay insan modelleri üzerinde çalışan Batı tarzı toplumlarda felsefe gittikçe popülerlik kazanıyor. Batıda felsefe gündemi; gündelik yaşam, ilişkiler, insan, hayvan ve robot hakları, küresel siyasal düzen, iklim değişikliği, tüketim, gözetim, sinema, bilişim etiği, ayrımcılık, yoksulluk gibi ivedi sorunlarla, deyim yerindeyse boğuşuyor. Çöllenme, fakirlik, gelir eşitsizliği, aile, özgürlük gibi konular felsefenin konuları arasında giriyor. Bir yandan gündelik yaşamdan yeni felsefeler türetmenin yolları aranırken diğer yandan eski felsefeler şimdiki gündelik yaşamı aydınlatmak için birer araç olarak kullanılıyor. Dijitalleşme ve bilişim devrimi ışığında yepyeni bakış açıları felsefecilerin elinde etrafa saçılıyor. Felsefi terapi, uygulamalı felsefe veya performans felsefesi gibi güncel felsefi disiplinler, Türkiye’de anılmıyor bile. Tabi bu konular gazetecilerin de gündeminde yok.

Türkiye’de yanlış adımlarla başlamış süreç, bu sefer gerçekten tersine işliyor. Toplum, gerekçelendirilmemiş bir muhafazakarlığın zirvesine doğru ilerliyor. Vatandaşların sorgulayan bir zihne kuşkuyla bakmaları söz konusu. Gittikçe güçlenen çatışmacı değer yargıları, felsefi düşünmeyi bıçak gibi kesiyor. İki değerli düşünmeye zorlanmış insanların gerçekten düşünmesine gerek kalmıyor. Ülkede demokratikleşmeyle birlikte vatandaşlar, sık yapılan seçimler yoluyla siyasal tercihler yapmak zorunda kalıyorlar. Seçim sandıkları, sorgulamanın önünü kesen bir demokrasi zehri saçıyor. Seçimlerde zoraki yapılan tercihler düşünme süreçlerini belli yönlerde eğiyor. Benim “siyasal zehirlenme” dediğim bir olgu yüzünden, felsefe de bilim de politize oluyor.  

Yüksek dozda düşünmezlik sendromo sergileniyor

Politize olmuş bir felsefeyi okumanın bir anlamı olmadığı en son

Bu haber 1009 defa okunmuştur.