Mühendislik ve tıp çalışmalarını birleştiren akademisyenler İstanbul Şehir Üniversitesi Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı’nda buluştu

Tıbbın dijital dönüşümünün ele alındığı çalıştayda konuşan TÜSEB - Türkiye Kanser Enstitüsü'nden Dr. Duygu Altınok Dindar, günümüzde kanserde kişiselleştirilmiş tedavilerin ön plana çıktığına değinerek, “Artık kanserin genom bilgisi çıkartılarak, spesifik özellikleri öğreniliyor ve ona göre tedavi uygulanıyor. Yani Hipokrat’ın da dediği gibi ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ noktasına geri dönüyoruz” dedi.

Mühendislik ve tıp çalışmalarını birleştiren akademisyenler İstanbul Şehir Üniversitesi Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı’nda buluştu

Tıbbın dijital dönüşümünün ele alındığı çalıştayda konuşan TÜSEB - Türkiye Kanser Enstitüsü'nden Dr. Duygu Altınok Dindar, günümüzde kanserde kişiselleştirilmiş tedavilerin ön plana çıktığına değinerek, “Artık kanserin genom bilgisi çıkartılarak, spesifik özellikleri öğreniliyor ve ona göre tedavi uygulanıyor. Yani Hipokrat’ın da dediği gibi ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ noktasına geri dönüyoruz” dedi.

Mühendislik ve tıp çalışmalarını birleştiren akademisyenler İstanbul Şehir Üniversitesi Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı’nda buluştu
13 Aralık 2018 - 18:20

İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen “Veri Bilimi ve Tıp Çalıştayı”nda, tıbbın dijital dönüşümü ele alındı. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Kurucu Başkanı Dr. H. Fahrettin Keleştemur ile TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Abdullah Karadağ’ın katıldığı ve açılış konuşmasını İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan’ın yaptığı çalıştay, Dragos Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin Türkiye’de ve dünyada sağlık alanındaki yansımalarının ele alındığı çalıştay, çalışmalarında mühendislik ve tıp alanlarını birleştiren uluslararası literatüre hakim araştırmacıları aynı platformda buluşturdu. 

Çalıştayın açılışında konuşan İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan, Türkiye’de ve dünyada dijitalleşmenin her alanda yaşandığına ve tıbbın da bunların başında geldiğine dikkat çekti. Üniversitelerin bir görevinin de dijitalleşen dünyaya uyum sağlayacak yeni çalışma alanları yaratmak ve dönüşüme öncülük etmek olduğuna işaret eden Çelikcan, “Yaptığımız bu disiplinlerlarası çalıştay ve üniversitemizde veri mühendisliği alanında yüksek lisans programı açmamız, bugün üzerinde tartıştığımız konuya verdiğimiz önemin bir göstergesi” dedi.
 
“Biz bilgi üretmiyoruz, bu konuda dünyayı takip ediyoruz”

TÜSEB Kurucu Başkanı Dr. H. Fahrettin Keleştemur da “Türkiye'de Sağlık Araştırmalarının Dünü, Bugünü ve Geleceği” başlıklı konuşmasına “Biz bilgi üreten bir toplum değiliz. Bu konuda dünyayı takip ediyoruz” sözleriyle başladı. Ardından İslam bilimini ve tarihçesini özetleyen, İbn-i Sina'nın modern 




tıbbın 3 büyük kurucusundan biri olduğunu hatırlatan Keleştemur, sözlerini şöyle sürdürdü: “15. ve 16. yüzyıla kadar İslam dünyasında bilim alanında yoğun çalışmalar yapıldı. Ancak medreselerden fen bilimlerinin çıkarılmasıyla, 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadar karanlık bir dönem yaşandı. Eş zamanlı olarak batı toplumları Rönesans’ın etkisiyle yükselişe geçti. Osmanlı ise o dönemde savaşlarda yenilmeye ve toprak kayıpları vermeye başlamıştı. Bu gelişmelerin depresyonu içerisindeydi. Buna rağmen bazı aşıları ilk defa Osmanlı üretebildi ve oradan dünyaya yayıldı. Maalesef şartlar zamanla daha kötüye gitti. Nobel Ödülü sahibi Aziz Sancar, belki Türkiye’de olsaydı bilim adamı olarak hiçbir şey yapamayabilirdi. Türkiye, ona aynı imkanları sunamayabilirdi.”

“100 bin kişilik genom araştırmasını 2023’te tamamlamayı hedefliyoruz” 

Türkiye’nin temel bilim araştırmaları alanında çok zayıf olduğunu da ifade eden Keleştemur, “Dünyada en çok bütçe ayrılan alan temel bilimler. Ancak bizde öyle değil. Onun için bu tarz etkinliklerin çoğalmasını, tıp ve dijital alanların birbiriyle daha yakın çalışır hale gelmesini arzuluyoruz” dedi. TÜSEB’İn Türkiye’de dönüşümsel tıbbın desteklenmesini sağlamak için kurulduğunu aktaran Keleştemur, “Dünyada 90'lardan bu yana süren genom projesini Türkiye olarak biz de kendi ülkemizde yürütüyoruz. Aziz Sancar Araştırma Merkezi’nde TÜSEB olarak, 100 bin kişilik genom araştırması yapıyoruz. Bu çalışmayı 2023'te tamamlamayı hedefliyoruz. Amerika genom alanında geliştirdiği teknolojiler ve yaptığı çalışmalarla %12400 kar elde ediyor.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
 
“Olaylara bakış açımızı değiştirmemiz gerektiren bir devrimin içindeyiz”

Konuşmaların ardından çalıştay, sunumlarla devam etti. Suisse Life Science’tan Dr. Birep Aygün, “Dünyada Tıbbın Dijitalleşmesi: Nadir Hastalıklar ve Biobankalar” başlıklı sunumunda, genetik biliminin geldiği noktaya dikkat çekti. Aygün, “Örneğin bir ilaç geliştireceksek eskiden onun bir usulü vardı. Yeterli sayıda hasta toplarsınız, standardize edersiniz. Artık genetik bilimi öyle bir noktaya geldi ki; klinik çalışmada sadece bir hastanın olduğu ilaç çalışmaları yapabilecek durumdayız. Dolayısıyla artık bu alanda bir referans, bir ortalama yok. Sadece o kişinin hikayesi var. Bu anlamda gerçekten olaylara bakış açımızı değiştirmemizi gerektiren bir devrimin içindeyiz” dedi. 

Kanserin neredeyse artık ailemizden birinin hastalığı konumunda olduğunu söyleyen TÜSEB - Türkiye Kanser Enstitüsü'nden Dr. Duygu Altınok Dindar ise kanseri genetik ve çevresel etkilerin belirlediğini ancak 2018’de şans faktörünün de etkili olduğunu belirten bir yayın yapıldığını ifade etti. Kompleks ve akıllı bir hastalıktan bahsettiklerini ve karşılaştıkları en büyük sorunlardan birinin bu olduğunu anlatan Dindar şunları söyledi: “İşte bu noktada da kişiselleştirilmiş tedaviler ön plana çıkıyor. Örneğin kemoterapi, 4 hastamızdan sadece birinde işe yarıyorsa, diğer hastalara verilmemeli. Çünkü kemoterapi diğer hastalarda işe yaramadığı gibi yan etkilerinden dolayı sonu hayat kaybına bile gidebilir. Bu kişiselleştirilmiş tedavinin geleceği nokta tıbbın temelini oluşturan bir hal alacak. Yani aslında Hipokrat’ın da dediği gibi “Hastalık yoktur, hasta vardır” noktasına geri dönüyoruz. Artık kanserin genom bilgisi çıkartılarak, bunun spesifik özellikleri öğreniliyor ve ona göre tedavi uygulanıyor. Hem ekonomik hem insani hem de tıbbi boyutunu düşündüğümüzde, daha çok erken tedavi yöntemine ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Bunun da tek yolu multidisipliner çalışmalar. Biz Türkiye’de tamamen dışa bağımlıyız ve bir test için 5 bin 6 bin dolarlardan bahsediyoruz. Ancak şimdi “Türkiye Kanser Gen 



Projesi” başlıyor. Bunun Türkiye’de yapılabiliyor olması çok kıymetli. Türkiye’de 8 milyon nadir hastalık var. Biz 80 milyonuz. Yani bizim açımızdan çok nadir sayılmaz. Genom projesi, kendi hastamıza koruyucu tanı ve tedavilerini koyabilmemizi ve böylece tedavisi için özel bir hizmet sağlamayı amaçlıyor.”

Veriler, tıbbın kişiselleştirilmesine imkan tanıyor

İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Çakmak, "Metabolik Veriler Üzerinden Kişiselleştirilmiş Hastalık Analizleri" başlıklı sunumunda kişiselleştirilmiş tıptan bahsedeceğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Veri biliminin ya da verilerin bize getirdiği tıbbın kişiselleştirilmesi yönünde. Mevcut durumda hastalıklarda daha fazla ölçüm yapılmaz ve daha fazla veri yoksa doktorlar tecrübelerine bakarak tedavilere başlıyor. Elimizde daha fazla veri olursa hastalığın esas kökenine inip ona uygun teşhiste bulunabilir ve tedaviye başlayabiliriz. Ölçümden kastımız ise kan olabilir, tükürük olabilir, idrar olabilir... Bunların hepsi arka planda birbirine biyolojik ağ ile bağlı. Nasıl bir biyolojik ağdan bahsediyoruz? İnsan metabolizmasının işlediğini gösteren ağlar. Hastalıkların metabolik olsa da olmasa da metabolizma üzerinde etkileri olduğunu biliyoruz. Amacımız bu hastalıkların metabolizma üzerinde nasıl bir etki yarattığını ortaya çıkarmak. Hem de bu etkilerin az ya da çok ne kadar etkili olduğunu ortaya koymak.”

Meme kanserinde Türkiye ilk 20’de değil

"Meme Kanseri Önlenmesinde Kişiselleştirilmiş Sağlık Planları" başlıklı sunumunda, ilk kanser vakalarının MÖ 3000 yılında bir papirüse yazıldığını anlatan İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Endüstri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Ali Ergün de “Aradaki 5000 yılda aynı performansı gösterememişiz son 10 yıla kadar. Meme kanseri en önde gelen türlerden bir tanesi. Bu yıl 2 milyonun üzerinde vaka var. Toplam kanser vakalarının %11’ine denk geliyor.” dedi. Meme kanserinin Türkiye’de görülme sıklığının 100 binde 43 ile 45 arasında olduğunu ifade edene Ergün, “Dünya sıralamasında baktığımızda ilk 20’de değiliz. Bu da mutluluk verici. Ölüm oranlarında da azalmalar var. Türkiye’de ölüm oranı 100 bin kadından 12-14 arasında. Daha iyi ve güzel tedaviler çıktıkça ölüm oranı daha da azalacak.” diye konuştu. Önleyici tedavilerin genel sıkıntısının işe yarayıp yaramadığının bir sonucunun bulunmaması olduğunu dile getiren Ergün, artıları ve eksilerini göz önünde bulundurup hastaları ikna edebilecek efektif sağlık planları sunulması gerektiğini söyledi. 

Kamu ve özel sektörden uzmanların bir araya geldiği çalıştay, İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Batuhan Kısakol ve Şahin Sarıhan’ın “Dizileme Verisi ile Gen Haritası Nasıl Çıkarılır?” başlıklı uygulamalı eğitimiyle sona erdi.
 

Bu haber 670 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum