Memur-Sen’in Toplu Sözleşme Tarihi ve Umutsuz Bekleyiş!

Özgür Eğitim-Sen olarak öncelikle tüm çalışanları hukuklarını ihlal ettirmemeye, haklarını yedirmemeye, kendilerini aptal yerine koydurmamaya davet ediyoruz. Memur-Sen’e de Allah’ın en sevmediği günahlardan birinin kibir olduğunu hatırlatarak gücün esiri olmaktan kurtulmaları ve güçlendikçe daha mütevazı olmaları gerektiğini, ahirette yüce mahkemede hesap vereceklerini, o yüzden verilen emanete ihanet etmeyerek milletin hakkını-hukukunu gereği gibi gözetmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz.

Memur-Sen’in Toplu Sözleşme Tarihi ve Umutsuz Bekleyiş!

Özgür Eğitim-Sen olarak öncelikle tüm çalışanları hukuklarını ihlal ettirmemeye, haklarını yedirmemeye, kendilerini aptal yerine koydurmamaya davet ediyoruz. Memur-Sen’e de Allah’ın en sevmediği günahlardan birinin kibir olduğunu hatırlatarak gücün esiri olmaktan kurtulmaları ve güçlendikçe daha mütevazı olmaları gerektiğini, ahirette yüce mahkemede hesap vereceklerini, o yüzden verilen emanete ihanet etmeyerek milletin hakkını-hukukunu gereği gibi gözetmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz.

Memur-Sen’in Toplu Sözleşme Tarihi ve Umutsuz Bekleyiş!
25 Temmuz 2019 - 22:40

Beş milyondan fazla memur ve memur emeklisini ve aileleri ile birlikte 20 milyon   insanı ilgilendiren 2020-2021 dönemi Toplu Sözleşme görüşmeleri 1 Ağustos 2019’de başlıyor. Fakat son dört Toplu Sözleşmede olduğu gibi bunda da tek yetkili konfederasyon olarak masaya oturacak olan Memur-Sen’in önceki sözleşme performansı ve bu yıl boyunca Toplu Sözleşmeye dair verdiği beyanatları ve son olarak açıkladığı talepleri kendi üyeleri de dâhil, hiçbir memuru heyecanlandırmıyor. Toplu Sözleşme yasasının içeriği ve işleyişi sendikanın gücünü daha baştan budamışken buna yetkili sendikanın geçmiş günah ve veballeri de eklenince 20 milyona tamamen umutsuz bir bekleyiş hâkim oluyor.  

Memur-Sen’in yıl içinde kullandığı argümanlardan ve geçmiş Toplu Sözleşme performanslarından birkaç örnek vererek ne demek istediğimizi daha net ifade edelim; 

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, bu yıl da geçtiğimiz sözleşme döneminde olduğu gibi saplantı haline gelmişçesine vurgu yaptığı bir konuda şunları söylüyor: Yetkili sendikalar ve konfederasyon dışında üye sayısı kaç olursa olsun hiçbir sendika ve konfederasyon toplu sözleşme görüşmelerine katılmasın. Yetkili sendikaya üye olmayan memurlar sözleşme kazanımlarından yararlanmasınlar, yararlanmak istiyorlarsa yetkili sendikaya dayanışma aidatı ödesinler. Bu bizim kırmızı çizgimizdir…

Bu taleplerin ne anlama geldiği açık olmakla birlikte yine de hakkın ifası için bu zihniyetin net bir şekilde ifşa edilmesi gerekiyor; 

Toplu Sözleşme imza yetkisi de dâhil bütün yetkilerin Heyet Başkanına verildiği yani diğer konfederasyon üyelerinin görüş bildirmekten başka hiçbir yetkileri bulunmadığı bir ortamdan bahsediyoruz. Sendikacılıkta tekel haline gelme emellerinin dışa vurumu olan bu tarz kompleksli talepler, sendikal çoğulculuğun altını oyduğu gibi amacın çok da çalışanların haklarını koruma-kollamayla ilgili olmadığının altını çiziyor. Kamu personelinin hakları söz konusu olduğunda, toplu sözleşme süreçlerinde, yetkili yetkisiz tüm sendikaların söylem birliği içinde olması beklenirken çoğulcu yapıyı yok ederek tüm sesleri susturmaya çalışma sendikal ahlakın içler acısı halinin göstergesi oluyor. Ayrıca ‘sadece benim üyelerimin çıkarları önemlidir’ yaklaşımıyla, dışındaki yüz binlerce memuru, kazanımlardan yararlanmak istiyorsa, kendisine aidat ödemeye zorlayan bu anlayış sendikacılığın itibarını ve toplumdaki saygınlığını yerle bir etmekle kalmıyor, tarihsel mücadelelerle belli bir derinlik kazanmış sendika kavramının da içeriğini boşaltarak anlamsızlaşmasına neden oluyor.

Bu yıl da bu ve benzeri taleplerini önümüze getiren Memur-Sen Başkanı, yeni toplu sözleşme öncesi  103 TL olan toplu sözleşme ikramiyesinin kendi üyelerine 216 TL olarak ödenmesini talep ediyor. Bu kafa yapısındaki bir sendikal anlayıştan hiçbir şey beklenmeyeceğini göstermesi bakımından önemli olan bu talebe, yetkili sendika olmasını bizim seçimimize değil yasaların dayatmasına borçlu olduğunu hatırlatarak cevap vermek istiyoruz. Ağır bir yük olarak görüyorsa görüşmelerden çekilmekte özgür olduklarını da bilsinler. Biz kendi haklarımızı savunmayı bildiğimiz gibi onların haklarını da savunmasını biliriz.

Memur-Sen kendi üyeleri dışındaki memurlardan dayanışma aidatı isterken veya Toplu Sözleşme ikramiyesini iki kat olarak talep ederken 2013 ve 2015 sözleşmelerinde verdiği zararı unutmuş gözüküyor. 2013 sözleşmelerinde imza attıkları, tarihe ihanet sözleşmesi olarak geçen maddeler memurun maaşına ömrü boyunca olumsuz etki etmeye devam edecek. 

Hükümetin verdiği 3+3’ü kabul ettiği takdirde en az 223 TL zam alacakken seyyanen net 123 TL zam isteyerek büyük bir kayba yol açan Memur-Sen, hükümetin oransal zam teklifini reddederek aynı zamanda enflasyon farkı ve ek ders ücretinin artışı gibi ek ödemelerin de önünü kesmişti. 2014’de alınamayan enflasyon farkından dolayı maaşlar % 3 erimiş, ek dersler iki yıl boyunca sabit kalmıştı. 30 günlük süresi ve Hakem Kurulu süreci aşamaları varken, konuşulacak ve tartışılacak yüzlerce sorun orta yerde dururken henüz 7. Günde yani 2. Oturum gününde sözleşmeyi imzalamasıyla ilgili Bakanı bile şok eden Memur-Sen’in o zamanki başkanının hangi sâiklerle hareket ettiğini sonraki ilk seçimde iktidar partisi sıralarında milletvekili koltuğuna yerleşmesiyle anlamıştık. Milyonlarca insanın hakkı kişisel hesaplara feda edilerek yapılan sendikacılığın hesabını dünyada olmasa da adli ilahi huzurunda vermek zorunda kalacak olanların konuşmalarında sürekli İslami retorik kullanıyor olmaları ayrıca üzüntü verici. 

2015 Toplu Sözleşmesinde de enflasyon farkı hesaplama yönteminde değişiklik yapılmasına imza attığı için memurların yüzde 1,8 kayıp yaşamasına neden olmuştu. O güne kadar her 6 ayda bir 6 aylık enflasyona göre fark alan memur, 2015 sözleşmeleriyle 2 yıl boyunca yıl sonlarında, 6 aylık değil yıllık enflasyonun yıllık kümülatif zammı aşması halinde fark alabilmişti. Dolayısıyla memurun yaşadığı kayıplar katlanarak büyümüş ve çalışanın alacağı emekli tazminatına bile yansıyacak zararlar vermişti. 

Memur ve memur emeklisine her sözleşmede bu kadar zarar veren bir sendikanın mahcup olması ve af dilemesi gerekirken bu başarısızlığını büyük kazanım olarak lanse ederek kamuoyunu yanıltması ve yetmezmiş gibi kibirli ve ayrıştırıcı bir üslupla dile getirdiği inanılmaz taleplerle üste çıkması güvenilirliğini ve saygınlığını tamamen yok ediyor. Ahlaki olmayan talep, söylem ve tavırlarıyla sendikal anlayışa en büyük darbeyi vuran ilgili sendika, bu tarz zeytinyağı gibi üste çıkma amaçlı utanç verici taleplerde bulunmaktan ziyade, öncelikle 2013 ve 2015 toplu sözleşmelerinde milyonlarca memur ve memur emeklisini uğrattığı zararın hesabını vermeli ve topladığı üye aidatlarından bu zararı tazmin etme yoluna gitmelidir. 

Uluslar arası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Memur-Sen’in üyelik başvurusunu; “Bağımsız karakterinin tartışılabilir olması göz önünde bulundurularak” reddetmişti. Zira bağımsızlık ve muhalif duruş sendikanın en kutsal ahlaki değerleridir. O yüzden Memur-Sen’in içinde bulunduğu ilişki ağı ve bugüne kadar sözleşmelerde gösterdiği performans itibariyle Toplu Sözleşmelerde alacağı sorumluluğun önemini dikkate aldığımızda milyonlarca insanı temsil etmeye kesinlikle yeterli olmadığını ve güven çıtasının oldukça düşük olduğunu görüyoruz.

Özgür Eğitim-Sen olarak öncelikle tüm çalışanları hukuklarını ihlal ettirmemeye, haklarını yedirmemeye, kendilerini aptal yerine koydurmamaya davet ediyoruz. Memur-Sen’e de Allah’ın en sevmediği günahlardan birinin kibir olduğunu hatırlatarak gücün esiri olmaktan kurtulmaları ve güçlendikçe daha mütevazı olmaları gerektiğini, ahirette yüce mahkemede hesap vereceklerini, o yüzden verilen emanete ihanet etmeyerek milletin hakkını-hukukunu gereği gibi gözetmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz.

Bekir Birbiçer – Özgür Eğitim-Sen MYK Üyesi

Bu haber 734 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum