MEB, tüm liseleri Anadolu lisesi yapacakmış…

Bu yazı Eğitim adına düşüne, soran, sorgulayan, olumlu olumsuz fikri olan tüm paydaşların..

MEB, tüm liseleri Anadolu lisesi yapacakmış…
10 Mayıs 2010 - 08:59
Bu yazı Eğitim adına düşüne, soran, sorgulayan, olumlu olumsuz fikri olan tüm paydaşların okuyup görüşlerini paylaşması ümidiyle kaleme alınmıştır. Sabırla okumanız dileğiyle… Milli Eğitim Bakanlığı yayımladığı 2010/30 nolu genelgede mevcut tüm genel (düz) liselerin 3 yıl içinde Anadolu Liselerine dönüştürülmesi emrini vermiştir. Anlaşılan odur ki okulun adı Anadolu Lisesi olunca başarı artacak. Eğer durum gerçekten bu kadar basit ise tüm okulların adında değişiklik yapmakla işin çözülmesi mümkün ise her okulun adını ülkenin en başarılı okulların adı ile değiştirelim. Önce 1999’da Liselerimizin bir kısmını Yabancı Dil Ağırlıklı Lise(YDA) yaptık. Ardından 2005 yılından itibaren tüm YDA’ları Anadolu Lisesine çevirdik. Bu da yetmedi 2012’de tüm Liseleri Anadolu Lisesi yapacağız. YDA’lar Ortaöğretim Başarı Puanına göre öğrenci almaktaydı. Anadolu Liseleri ise merkezi sınavla (önce OKS şimdi ise SBS ). Türkiye’nin eğitimde genel başarı durumu çok mu değişti peki? Hayır değişmedi yine sıfır çekenler var yine problemler var. Okullara başarılı öğrenciyi koyarsanız tabii ki okulun başarısı da değişecektir. Fakat bu başarı sanal bir başarı olacaktır. Önce bu uygulamayı destekleyenlerin cephesinden bakalım. Öğrenci ben Anadolu Lisesinde okuyorum diyebilecektir. Öğretmen Anadolu Lisesi Öğretmeni olacaktır. Veli de çocuğunun Anadolu Lisesinde okuduğunu söyleyebilecektir. En çok 30 kişilik sınıflarda eğitim yapılacaktır. Tekli eğitim uygulanacaktır. Öğrencilerin Seviye grupları genelde aynı olacaktır. …. Şimdi de ben dahil bu uygulamaya karşı çıkanların cephesinden bakalım… Bir çok kavramların içini boşalttığımız gibi Anadolu Lisesi kavramının da içini boşaltıyoruz. Aslında içini boşaltmak az kalıyor çünkü bu okullarımızın içi zaten boşaltıldı. Çünkü; Bu okulların ilk kuruluş amacı Yabancı Dil’de eğitim veren sınavla öğrenci alan okullar iken gelinen noktada yabancı dilde eğitimden vazgeçildiği gibi tüm genel liseler sınavla öğrenci alacağı için hiçbir farklılığa sahip olmayacaktır. Bu konuyu derinlemesine ele alan eğitimci Murat KAYMAK’ın yazılarında kullandığı bir tabloyu alıntı yapacak olursam 1980 yılında Anadolu Lisesi sayısının 20’lerde olduğunu görebiliriz. Bunlar; Yabancı Dilde Öğretim Yapan Orta Dereceli Resmî Okullar (1980’e Kadar) Okulun Adı Eğitim Yaptığı Yabancı Dil Bulunduğu İl Eğitim Öğretime Başlama Yılı Adana Anadolu Lisesi İngilizce Adana 1970 Ankara Anadolu Lisesi İngilizce Ankara 1971 Antalya Anadolu Lisesi İngilizce Antalya 1980 Beyoğlu Anadolu Lisesi İngilizce Beyoğlu-İst 1980 Bursa Anadolu Lisesi İngilizce Bursa 1970 Diyarbakır Anadolu Lisesi İngilizce Diyarbakır 1955 Edirne Anadolu Lisesi İngilizce Edirne 1980 Elazığ Anadolu Lisesi İngilizce Elazığ 1980 Erzurum Anadolu Lisesi İngilizce Erzurum 1973 Eskişehir Anadolu Lisesi İngilizce Eskişehir 1955 Galatasaray Lisesi Fransızca İstanbul 1868 Gaziantep Anadolu Lisesi İngilizce Gaziantep 1976 İçel Anadolu Lisesi İngilizce Mersin 1980 Isparta Anadolu Lisesi İngilizce Isparta 1980 İst. Anadolu Lisesi İngilizce Kadıköy-İst. 1955 İst. Erkek Lisesi Almanca Eminönü-İst 1958 İzmir Anadolu Lisesi İng. – Almanca Bornova - İzmir 1955 Kocaeli Anadolu Lisesi İngilizce Kocaeli 1980 Konya Anadolu Lisesi İngilizce Konya 1955 Nişantaşı Anadolu Lisesi İngilizce Nişantaşı-İst. 1980 Samsun Anadolu Lisesi İngilizce Samsun 1955 dır. Bugün ise bine ulaşmıştır bu sayı… Yani yüz yılı aşkın geçmişe sahip Vefa, Pertevniyal gibi okullarımız bile 1980’e kadar Anadolu Statülü değillerdi. Tüm genel liseleri Anadolu Lisesi yaptığımızda tüm bu okullar tekli eğitim yapacaklardır. Sınıf mevcutları 30’u aşmayacaktır. Bunlar gerçekten kulağa hoş gelen cümlelerdir. Fakat bizim tüm okulları tekli yapacak, sınıf mevcutlarını 30’a düşürecek kadar kurumumuz var mıdır? Hayır yoktur olsa idi şu anda da bunu gerçekleştirebilirdik. Bunu gerçekleştirmeye yönelik proje ya da hızlı bir çalışma var mıdır? Maalesef o da yoktur. Mevcut bütçe ile (çoğu personel harcamasına giden) bunu gerçekleştirmek de mümkün değildir. Eğitim öğretimde sınıf mevcutlarının çok önemli olduğu doğrudur. Eğitimin tekli olması da yerindedir. Eğitimde fırsat eşitliğini yaratmak istiyorsak devletin herkese bu şartları sağlaması da kaçınılmazdır. Yeterli binamız olmadığına göre tüm okulları Anadolu yaparsak ne olacak? Bu durumda okulların kontenjanları belirlenecektir. Bu kontenjanın üstüne çıkmak mümkün değildir. Bu durumda tüm öğrencilerin Anadolu Lisesinde okuma şansı olmayacaktır. Sınav puanına göre belli sayıda öğrenci Anadolu Lisesinde okuyacaktır. Diğer öğrenciler ise Meslek Liselerine yönlendirileceklerdir. Meslek Liselerinin kapasiteleri de yeterli değildir. Daha önce tekli eğitim yapan Meslek Liseleri bir bir ikili eğitme geçirilmiş ve sanal olarak okullaşmadaki meslek lisesi payı yükseltilmiştir. Üstelik bu liselerimizde bir günde 11 saate varan derslerin işlenmesine geçilmiştir. Düşünün ki bir öğrenci aynı günde bu kadar ders alabilmektedir. Kişi meslek lisesine gitmek istemiyorsa ne olacak? Devlet lisesine gidemediğine göre özel okula gidecektir. Şu anda Meslek Lisesi 9.sınıfı bitiren öğrenci 10.sınıfta Genel liseye gidebilmekte iken tüm okullar Anadolu olunca bu da mümkün olmayacaktır. Evet öğrenci özel okula zorlanmış olacaktır. Belki de özel okulu teşviğin, dershaneleri özel okula dönüştürme projesinin bir parçasıdır bu uygulama. Başka bir örnek çocuğunuz akademik alanda çok başarılı fakat sınavda rahatsızlandığı için gerekli puanı alamadı ya da sınava giremedi şimdi siz bu öğrenciyi ya özel okula yollayacaksınız ya da meslek lisesine… Belki de bedensel özürlü olan bu çocuğun eline kerpeten vereceksiniz… Anadolu Lisesini kazanan öğrenci açısından da bir bakalım: Sınavı kazandı oturduğu yer Mersin Tarsus. Kazandığı okul Mersin Mut ilçesi. Aradaki mesafe 200km üstü. Siz 15 yaşındaki çocuğunuzu yalnız başına yollar mısınız buraya? Tabii ki hayır. Servisle gidilip gelinebilir mi? O da hayır. Öyle ise ya taşınacaksınız ya da bu okula göndermeyeceksiniz. İş güç sahibi olduğunuza göre taşınmanız mümkün değildir. Eğer çocuğunuzu meslek lisesine yollamak istemiyorsanız tek seçenek kaldı ÖZEL OKUL… Haa eğer denecekse ki biz oralara pansiyonlar yapacağız o zaman da; YİBO(Yatılı İlköğretim Bölge Okulu) açmakla övünüp sonra bunları yaşanan tecrübelerle İBO(İlköğretim Bölge Okulu) na dönüştürmek zorunda kalındığını hatırlatmak isterim. Bunda ısrar edenlerin ise akıllarından şüphe etmek gerekir diye düşünüyorum… Düşünün ki 40 yıldır Sarıyer Merkezde oturuyorsunuz ve 30 yıl önce Vehbi Koç Vakfı Lisesinden Mezun olmuşsunuz. Evinize 200metre mesafede bulunan okulunuzda çocuğunuzun da okumasını istiyorsunuz fakat okutamayacaksınız. Çocuğunuz belki de Sarıyer’de bir okula yerleşemeyecek ve evinizin dibindeki okula gidemediğiniz gibi kilometrelerce uzağa göndermek zorunda kalacaksınız. Bir yönetici olarak deprem planları yapıyoruz öğrencileri bilgilendiriyoruz. Her seferinde ailenizle bir buluşma noktası ayarlayın diyoruz. Şimdi olağanüstü bir durumda 15 yaşındaki genç nasıl gelecek buluşma noktasına o kaos ortamında ya da veli nasıl ulaşacak o alana. Yıllardır kayıt sistemini adrese göre yapan bakanlık her seferinde “EN İYİ OKUL EVİNE EN YAKIN OLANDIR” derken şimdi neden aksi uygulamaya imza atmaktadır. Öğretmen dahi adresi tutmadığı için görev yaptığı İlköğretime çocuğunu kaydedemezken şimdi bu uygulama nereden çıktı? Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? İstanbul gibi illerin trafiğinde en çok etkili olan hususlarda birisi de okul servisleridir. Bu uygulama servisleri arttırmayacak mıdır? Daha da vahimi yarın öbür gün artan trafik ve servis sayısı ile kazalara sebebiyet verildiğinde hesabını kim verecektir? Gerçi güvenli yerde yapılan bir okulun önünden tramvay geçirirken tedbir almayıp gencecik çocuklarımızı kaybetmemizin hesabı verilmiş midir ki buna hesap verilsin(!) Prof Dr. İrfan ERDOĞAN’ın http://www.memurlar.net/haber/166229 linkinde yayımladığımız yazıda okulların önemine işaret ediyor: “Eğitimin gerçekleştiği yer okuldur. Okulun durumu eğitimde sağlanan gelişmeler için kriter alınabilecek en temel unsurdur. Okullara bakarak eğitimin durumunu değerlendirmek mümkündür. Özellikle OKS ve ÖSS gibi merkezi sınavların temel belirleyici olmaya başladığı son yirmi yıllık süre içinde okulların sistem içindeki belirleyici rolü müthiş bir şekilde sarsılmıştır. Adı geçen merkezi sınavlarda başarılı okulların bile aslında tatmin edici yerler olduğunu söylemek zordur. Kaldı ki merkezi sınavlardaki başarısı düşük olan okulların durumu ise hak getire. 7.444 okuldan en azından yarısından, ne öğrencisinin, ne öğretmeninin, ne velisinin, ne de toplumun hatta ne de bakanlığın memnun olduğu söylenemez. Oysa genel olarak sayısı azdı ama Türkiye’nin liselerinin tamamı bugüne göre daha çok seviliyordu. Sistemin medarı iftiharı olarak ilk sıraları alan Galatasaray, İstanbul erkek, Kabataş, Vefa, Ankara Atatürk lisesi gibi liselerinden bugünkü öğrencilerine göre eski öğrencilerinin daha fazla hoşnut olduğu bir gerçektir. Buradan hareketle bugün okula daha az önem verilmektedir diyemeyiz. Bugün eğitim sisteminin işleyişi ne yapılırsa yapılsın okulu geri plana itmiştir. Bu şekilde okul eğitim sisteminin belirleyici unsuru olma özelliğini kaybetmiştir artık. Bunun farkında olmak gerekir.” Evet okullar çok önemli hatta ve hatta okulların o mahalle, ilçe ve il’in gelişimine de etkisi büyük. Bir kültür yaratır o mahallede o ilçe’de okul. Düşünün ki gelecekte belki de okullarda (Anadolu Liselerinde) o mahallede oturan tek bir öğrenci okumayacak. Sınavla geleceğine göre öğrenciler; o mahalleden, o ilçeden öğrenci olmaması doğal değil mi? Biz okul yöneticileri okullardaki krizleri, çatışmaları çözerken en çok da kişisel ilişkilerimizi kullanmaz mıyız? Ahmet oradaki bakkalın oğludur Hasan ise Manavın. Onlar çatıştığında bizim de tanıdığımız velileri devreye koymaz mıyız? Aynı şekilde veliler o mahallenin insanları okuduğu için destek olmazlar mı okullarımıza çoğu zaman? Ya da denilmez mi … bu okul çok iyi oradaki öğrenciler efendi, disiplinli diye ve bunun yansıması olmaz mı o mahalleye o ilçeye… Şimdi bunu da öldürmüş olmayacak mıyız? Bakınız ben yıllarca adından çokça söz ettirmeyen hatta ve hatta belli dönemlerde iyi anılmayan bir Liseden “İzzet Ünver Lisesi”nden mezun oldum. Ama hiçbir zaman ah şurada okusaydım demedim. Okuduğum arkadaşlarımızla hep bir araya geldik buluştuk İzzet Ünver Lisesi mezunları olarak. Çünkü biz o mahallede büyüdük, oralarda oynadık. Bugün Güngören Belediye Başkanı da bu ilçenin sakini ve bu okul mezunu. Sarıyer Belediye başkanı da başkan yardımcıları da Sarıyer’in sakini ve Sarıyer’in okullarının mezunu. Bu güzelliklerimizi yok etmek ne kadar yerinde olacak acaba (!)… Öğretmenler açısından; Şimdi yıllardır o okulda çalışmakta olan zor şartlarda belki de başını sokacak iki göz bir ev alıp mutlu yaşayan bir öğretmeni o okullardan uzaklaştıracağız. Neden: başka ilçedeki bir öğretmen Anadolu Lisesi öğretmenlik sınavında 10 puan daha fazla aldı diye.. Büyük bir öğretmen sirkülasyonu yaşanacak ve o okula damgasını vuran öğretmenleri bulamayacaksınız belki de oralarda. O öğretmen o mahalleye, mahalleliye damgasını vurmuşken başka yerlere gidecek. Bu nedenle ısrarla söylüyoruz eğitimde karar alınırken derinlemesine düşünülmeli tek kişi tarafından ele alınan, düşünülen uygulamalarla hareket edilmemelidir. Yine İrfan Hocanın söylediği gibi; “Bugün maalesef eğitim bilimlerinin birikiminden yoksun piyasa koşullarının yarattığı yapay bir “yeni” eğitim sürecinin yaşandığı döneme tanıklık etmekteyiz. Eğitim, ne ve kim olduğu belli belirsiz kişilerin, firmaların ve onların ileri sürdüğü söylemlerin rüzgarlarına kapılmış durumdadır. Eğitim adına dile getirilen düşünce ve atılan adımların kaynağında Rousseau, Pestalozzi, Frobel, Mentossori, gibi Dewey gibi otoriteler yok artık. … Eğitim sistemimiz rayından çıkma gibi bir sorun yaşamaktadır. Yetkililer maalesef çok iyi eğitim teorilerini ve düşüncelerini bile farklı anlamlandırarak eğitim sistemimizi iyileştirme bir tarafa bozmaktadırlar.” Bu nedenledir ki bu uygulamanın sonu da hüsran olacaktır. Siz önce var olan durumdaki saçmalıkları, dengesizlikleri; sorun, sorgulayın ve düzeltin daha sonra bu tür köklü uygulamalara geçin. Örneğin aynı ilçede sadece birkaç yüz metre mesafede iki okul var. (Merak eden varsa sorsun söyleyeyim.) İki okul arasındaki mesafe az olduğu halde A okulunun derslik sayısı 12, öğrenci sayısı 900, Öğretim şekli ikili, B okulunun derslik sayısı 20, öğrenci sayısı 500, öğretim şekli tekli… Sorduğunuzda A okulu yöneticisi de, B okulu yöneticisi de, ilçe yöneticisi de bu çarpıklığı üzerine alınmıyor… Şimdi siz bu kadar basit bir planlamayı yapamayacaksınız sonra tüm ülkenin geleceğine el atacaksınız. Allah aşkına olduğu gibi kalsın daha iyi. Evet devlet olarak, bakanlık olarak herkese eşit şartı sağlamak yani fırsat eşitliğini sağlamak göreviniz ve zorunluluğunuz. Öncelikle tüm okulların mevcutlarını bir dengeleyin. Sınıf mevcudu sayısını 30’lara çekin. Öğretim şeklini tekliye çevirin. Öğretmen açığını kapatın. Fiziki ve ekonomik imkansızlıklarını giderin. Sonra aynı il, ilçe, hatta mahalledeki okullar arasında eğitim-öğretim açısından farklılık varsa sorun, sorgulayın ve gereğini yapın. İnanın o zaman adlarını Anadolu yapmanıza da gerek kalmayacaktır tüm bu okulların… Saygılarımla… Maksut BALMUK Eğitim Yöneticisi
Bu haber 2536 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum