İstifa eden ÖSYM başkanı ilk kez konuştu

Geçtiğimiz hafta istifa eden ÖSYM başkanı Ömer Demir istifasının ardından ilk kez konuştu. İşte Ömer Demir'in satırbaşları..

28 Ağustos 2017 - 10:25

Üniversite sınavı hemen hemen hepimizin hayatında bir dönüm noktası... O birkaç saatlik sınavda göstereceğimiz performans, on yıllarca sürecek mesleki hayatımızı belirlememizi sağlıyor. Yıllarca soru çözerek, gece gündüz çalışarak hazırlandığımız o sınavda tek bir puan bile kaderimizi değiştirebiliyor.
 
İşte o kaderi belirleyen kurum ÖSYM ise son yıllarda kopya skandalları, yanlış sorular ve puan hatalarıyla anılıyor.
 
Bu seneki sınavda da yanlış hesaplama yaptılar. Düzeltme için yapılan güncellemeden sonra 1110 adayın kazandığı bölüm değişti, daha önce bir programa yerleşen 1499 öğrenci ise açıkta kaldı. Yani üniversiteyi kazanan tam 1499 öğrenciye "Pardon, kazanamadınız" denildi. O öğrencilerin yaşadığı travmayı, ailelerinin düştüğü şaşkınlığı düşünün...
 
Eleştirilerin hedefinde olan ÖSYM Başkanı Ömer Demir istifa ettiğini açıkladı. Hemen arayıp buluşmak istediğimi söyledim. ÖSYM üzerine fazla konuşmamak şartıyla kabul etti. Bu sözü karşısında ilk anda tereddüt ettim. Bir dönem başında olduğu kurumla ilgili sorulardan kaçınması, istifa tercihiyle ters düşüyor. Yine de Ankara'ya gitmeye karar verdim; çünkü hem böyle vahim bir hatayı yapan kurumun başındaki kişi olarak ona kızanlar, hem de "Bu memlekette kimse hatasından dolayı istifa etmezdi, bu adam ilk" diyerek onu kahramanlaştıranlar nasıl biri olduğunu merak edebilirdi...
 
- ÖSYM Başkanlığı'ndan neden istifa ettiniz?
 
İstifamı açıkladığım basın toplantısında, arkadaşlara açık çek verdim. "ÖSYM ile ilgili ne sormak isterseniz, ilgili uzmanını bulup size cevap vereceğim ama bundan sonra ÖSYM hakkında hiç konuşmayacağım" dedim. Sizden de bu kararıma uymama yardımcı olmanızı bekliyorum.
 
- "ÖSYM Türkiye'nin en güvenilir kurumlarından biriydi ama son dönemde üst üste hatalar yapılıyor" diye düşünenler var. Sizce sorun temel olarak nereden kaynaklanıyor?
 
O konularla ilgili açıklama yapmayacağım.
 
- Basın açıklamasında yerleştirme hatasının personelin kasıt taşımayan dikkatsizlikleri sonucu ortaya çıktığını söylemiştiniz. Daha tecrübeli ekipler gelseydi durum değişir miydi?
 
Daha tecrübeli ekip meselesine girmek çok anlamlı değil, çünkü bir iş yaptığınızda muhakkak eksiklikler olur.
 
- Peki, istifa etmeniz kendi kararınız mıydı?
 
Tabii.
 
- Bunu sizden isteyen oldu mu?
 
Hayır, ben bunun doğru olacağını düşündüm. Bir yere katkı sağlamak bulunmakla da, ayrılmakla da olur.
 
- Sosyal medyada "Türkiye'de istifa mekanizması yoktu, nasıl oldu da bir bürokrat istifa etti?" diyerek sizi takdir edenler de oldu. Bunlara ne diyorsunuz?
 
Neden istifa ettiğimi açıkladım. Onun dışında bir şey söylemek yaptığım işin değerini azaltır. "İstifa etti ve üstüne de konuşuyor" denmesini istemiyorum.
 
- "Mağdur edilen öğrencilerin çoğunun imam hatip mezunu olması bu istifayı getirdi" diyenler var. Doğru mu?
 
Bunu şu anda sizden duyuyorum.
 
- Bundan sonra ne yapacaksınız?
 
Buraya gelmeden önce Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nin kurucu rektörüydüm. İstifa dilekçesini verdikten sonra ilk iş, üniversitede bana hangi odanın ayrıldığına bakmaya gittim. Üniversiteme dönüp entelektüel dünyamla baş başa kalacağım.
 
'İPTAL EDİLEN SORULAR EKOL FARKLILIĞINDAN KAYNAKLANIYOR'
 
- Sınav sorularının açıklanmaması kararı da çok tartışma yaratmıştı. Eskiden açıklanıyordu, şimdi neden açıklanmıyor?
 
İnsanlar kurumların çok nitelikli sorular hazırlamalarını ve bu soruların eşdeğer olmasını istiyor. Peki şu anda ölçme biliminin, insanlar üzerinde hiç denenmemiş, kitlenin bilip bilmediği ölçülmemiş bir soruya çözüm ürettiği görülmüş mü? Soruları yayınlama meselesi iyi bir ölçme sisteminin en büyük düşmanıdır. Bir taraftan çok iyi sınav olmasını, öte taraftan da soruların yayınlanmasını istiyorlar. Bu bir paradokstur.
 
- Soruları açıklamazsanız yanlış soruların denetimi nasıl olacak?
 
Bir hoca sınıfta yanlış bir şey anlatınca bunun denetimi yapılıyor mu?
 
- Ama burada insanların kaderini etkileyen bir durum var.
 
Bir öğretim üyesine, "Sen şu soruyu hazırla", bir diğer öğretim üyesine de, "Sen de bu soruyu kontrol et" diyoruz. Bunlar zaten yapılıyor. Şu an iptale konu olan soruların büyük bir kısmı ekol farklılığından kaynaklanıyor. Birisi ders anlatırken, "ÖSYM sınavlarında bu soru sorulur ama aslında doğru değildir" demeye devam ediyor. Ekol farkı var. Sınavlara ilişkin konularda hatalı soru meselesi Türkiye'nin gündeminde önemli bir şey değildir.
 
- 2015 KPSS'de 12 hatalı sordu vardı.
 
O sene 1300 soru soruldu.
 
- Ama 12 soru birilerinin kaderini etkileyecek rakam değil midir?
 
1300 sorudan 12 soruyu çıkarın, geriye kalan rakam takdir edilecek kadardır.
 
'SINAV TÜRKİYE'DE ADALETİN VE HAKKANİYETİN SEMBOLÜDÜR'
 
- Sizin de istifa etmenize neden olan üniversite sınav sisteminin gerekliliği yıllardır tartışılıyor. Sınav olmadan üniversiteye öğrenci yerleştiren pek çok ülke var. Üniversite sınavı gerçekten vazgeçilmez mi?
 
Sınav Türkiye'de adaletin ve hakkaniyetin sembolüdür.
 
- Üniversitelerin kendi sınavlarını yapmaları düşünülemez mi?
 
Bunu hiç anlayamıyorum. "Üniversiteler kendi sınavlarını yapsın" deniyor. Peki, biz buraya nereden geldik? Ne kadar erken unutuyoruz; bütün üniversiteler kendi sınavlarını yapıyorlardı. Bunları merkez bir sınava çevirdik. Diyelim ki öğrencinin gitmek istediği bölüm birçok üniversitede var, bu durumda öğrenci bütün o üniversiteleri tek tek dolaşmak zorunda kalacak. Bunun işlem maliyetini, külfetini düşünen var mı? Peki, o okullar matematikten, sosyolojiden başka ne soracaklar? Her okulun kendine özgü matematiği, sosyolojisi mi var?
 
- Ya lise puanına göre yerleştirme?
 
Orada da lise eğitimimizdeki puanların karşılaştırılabilir olmama sorunu devreye giriyor. Lise puanlarımız bütün vatandaşlarımızın gözünde aynı olsa, tabii ki bu seçenek düşünülebilir. Sınav zor ve rekabetçi, kabul ediyorum. Liselerde bu işi bitirebilme imkanımız olsa zaten böyle çetrefilli bir sınav olmaz.
 
- "Dershaneler kapatıldı" deniyor ama biliyoruz ki pek çoğu 'öğretim kurumu' adı altında faaliyetlerine devam ediyorlar. Çünkü öğrencilerin o sınavı kazanabilmeleri için illaki bir destek almaları gerekiyor. Sınav mı yanlış, eğitim sistemi mi?
 
Sınavsız bir eğitim olmaz. Sorunu yanlış yerde arıyoruz. Hepimiz bir şey istiyoruz ama bu istediğimiz şeyden hepimize yetecek kadar yok. Bütün okullarımızın çok iyi eğitim verdiğini, matematikten 40 soru sorduğumuzda herkesin 38'ini doğru yaptığını düşünün. İnsanları nasıl yerleştireceğiz? İşin doğasında bir zorluk var.
 
- Üniversite okuyan kaç çocuğunuz var?
 
Üç çocuğum da üniversiteyi bitirdi.
 
- Dershaneye gittiler mi?
 
Gittiler.
 
- Peki ÖSYM Başkanı'nın dahi üniversite sınavını kazanmaları için çocuklarını dershaneye göndermek zorunda hissetmesi bir sorun olduğunu göstermiyor mu?
 
Çok hızlı gelişen genç nüfusumuz var. Pozisyonlarımız az ama talep eden çok, herkes sınıf atlamak istiyor. Ama ekonomimizin ve toplumsal gelişmişliğimizin düzeyi bunu karşılamaya yetmiyor. Yarın bir gün yaş-eğitim ilişkisi öyle bir dönüşür ki, bütün herkes aranır hale gelir; şimdi aynı eğitimi görüp istenmeyen kişiler yarın kapışılır. Bunu bir bütün olarak görmek gerekiyor.
 
Başka ülkelerde hoca sınıfa gelip soru kağıtlarını dağıtıyor ve araştırma görevlisine, "Hemen dışarı çıkalım, içeride durursak adaylar onları gözetlediğimizi düşünür, ayıp olur" diyor. Böyle bir sınavı Türkiye'de yapabilir misiniz? Bu bir sistemdir, kültürdür. Öğretmenler, "Benim öğrencim diğerinin önüne geçsin" diye çırpınıyor. Senin öğrencinin öteki öğrenciden farkı nedir? Sınav sorusu hazırlamada, sınav yapmada, merkezi sınav oluşturmada bir kültürün içinden geliyoruz. Onları yok sayıp, "Bir sistem üreteceğiz" diyemeyiz.
 
'FETÖ'NÜN ENGELLİ ÇOCUKLAR İÇİN EĞİTİM VERDİĞİNİ GÖRDÜNÜZ MÜ?'
 
- Sizden önceki dönemde ÖSYM kopya skandalıyla çalkalanmıştı. FETÖ yapılanmasının eğitim sisteminde bıraktığı zarar ne oldu?
 
Benim gözümde FETÖ, Türkiye'de eğitim gibi nötr bir alandan ülkenin insan kaynağını, hayır yapma güdüsüyle de para kaynağını toplayıp; genç insan gücünü kullanılamaz hale getiren, parayı da heder eden bir örgüttür. Eğitimden başladılar, çünkü yetenekli çocukları bir araya getirmek istediler. Siz 'hayırsever' FETÖ'nün engelli çocuklar için eğitim verdiğini, onlar için bir şey yaptığını gördünüz mü? Ben görmedim. Çünkü amaçları yardım etmek değil, en zeki çocukları kontrol altına alıp onlara bir dünya oluşturmak, sonra da istedikleri gibi kullanmaktı. Birçok insan bu çarkın içine girerek heder olmuştur. Eğer 15 Temmuz ve sonrasındaki bu tasfiye hareketi olmasaydı, Türkiye'nin önümüzdeki 100 yılı gitmişti.
 
'ÜNİVERSİTE HOCALARI DEĞİŞSE BİLE EĞİTİMDE BÜYÜK BİR FARK OLMAZ'
 
- "Çok üniversite açıldığı için eğitimin kalitesi düşüyor" eleştirileri var. Gerçekten bu kadar çok üniversitenin açılması eğitim kalitesinde azalmaya neden oldu mu?
 
Bunu objektif olarak ortaya koyabilmemiz için 1960'tan başlayıp, bugüne kadarki mezunların bilgi seviyelerini ölçmemiz ve kıyaslamamız gerekir. Ama şunu söyleyebiliriz, kontenjan az olduğu zaman doğal olarak daha seçici öğrenci geliyor, matematiği daha güçlü öğrenci geliyor. O öğrencilerin geldiği bir ortam ile matematikte 20 net yapıp gelen öğrencilerin bulunduğu bir ortam aynı olmaz. Yükseköğretim kalitesinde öğrencinin payının % 70, hocanın payının % 30 olduğunu düşünüyorum. İlkokulda tam tersidir. Siz şu anda bir üniversitenin hocalarını, başka bir üniversitenin hocalarıyla değiştirin, öğrenciler de bunu bilmesin, eğitim öğretimde çok büyük bir kalite farkı olur mu, ondan emin değilim. Bir şey bollaşmaya başladığı zaman değer algısı düşer. Aynı diplomayı daha az kişiye verdiğiniz zaman diplomanın değeri yüksek olur. Bazen, "Türkiye'deki istihdam sorununu kesin çözerim" diye espri yapıyorum. Üniversite kontenjanlarını yüzde 10'a indirelim, bütün mezun olanlar işe girer. Peki, arzumuz bu mudur?
 
- Peki bu kadar çok üniversitenin açılması bir bakıma hatalı mıydı?
 
Kesinlikle hatalı değildir. İnsanların eğitim alarak iyi birer iş bulmalarını sağlıyoruz. Şimdi biz insanlara eğitimiz vermediğimiz takdirde, lise mezunlarımızın tümünün tatmin edici işlere girme şansı var mı? Eğitim vermediğimiz zaman bir insanı hem işten, hem diplomadan mahrum etmiş oluyoruz. Bazı insanların bunu nasıl savunduklarını anlamıyorum. "Efendim, diplomalı işsizler çoğaldı" deniliyor. Diploma insana bir vasıf kazandırıyor. O vasfın bir tarafı iş yapabilme kabiliyetini artırmak, diğer tarafı ise kişinin özgüvenini yükseltmektir. Bir kişiye diploma verdiğimizde bu iki yönünü de geliştirmesini sağlıyoruz. Üniversite mezunlarının iş bulabilmeleri toplumsal koşulların bir sonucudur. Çok inşaat yaparsanız, inşaat mühendisi ihtiyacı artar. Buna karar verecek olan üniversite değildir. Dolayısıyla, üniversitenin görevi o işi yapacak vasıftaki insanları yetiştirmektir. Sorumluluk burada biter. Ama o kişi işe girdiğinde eğitiminde bir eksik varsa, orada üniversitenin hatası olduğunu söyleyebiliriz.
 
'ODTÜ'DE ÇOK İYİ HOCALAR VARDI'
 
- Bürokrasiye geçiş hikayenizi merak ediyorum.
 
2003 yılında üniversitede öğretim üyesiydim. Daha önce bizim rektörlüğümüzü yapan Beşir Atalay o zaman Devlet Bakanı'ydı. "İstatistik Kurumu'nda çalışır mısın?" diye bana sorunca, İstatistik Kurumu başkanı olarak göreve geldim. Ardından YÖK'e geçtim. İki buçuk yıldır da ÖSYM'deydim.
 
- Kariyerinizde ODTÜ'lü olmanızın ne kadar payı var?
 
Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde çok iyi hocalarımız vardı. Okulumuzun kütüphanesi de çok iyiydi.
 
- Son dönemde ODTÜ'ye dair tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?
 
ODTÜ'nün içerisinde protest bir grup vardır ama bu eğitime yansıyan bir şey değildir. Benim öğrencilik zamanımda da vardı. Daima eylem yapan, sağ sola afiş asan bir grup oldu. Ama bu grup hiçbir zaman ana kitleyi temsil etmez. Eski zaman ile bugün arasında bir fark olduğunu sanmıyorum.

Habertürk

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
21 Kasım 2017 tarihli atama kararları
21 Kasım 2017 tarihli atama kararları
2 Yeni KHK geliyor !
2 Yeni KHK geliyor !