Farkeden öğretmenler farkedilen çocuklar

Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Farkeden Öğretmenler Farkedilen Çocuklar adlı yazısı

02 Ocak 2017 - 10:08

İlkokul birinci sınıfım, siyah önlüğüm ve beyaz yakam, babamın elini bırakmıyorum, gitmesin beni yalnız bırakmasın istiyorum. Tüm aileler gidiyor, babam hariç, çünkü ağlıyorum. İlk gün okulda “ağlayan çocuk” olarak biliniyorum. Unutulur sanıyorum bu yakıştırmaca, unutuluyor ama nasıl? Sınıfta benden daha büyükçe bir kız çocuğu var, benimle aynı sokakta oturuyor, okula onunla gelip gitmeye başlıyorum.

“Kendi başına okula gelemeyen bebek” olarak anılmaya başlıyorum bu geliş gidişler sayesinde. Birinci sınıfı bitirip uzun bir yaz tatili başladığında etiketlerden kurtuluyorum. İkinci sınıfa harika bir başlangıç yapıp geçmişi unutturacağımı düşünürken, sınıfta altıma kaçırıyorum. Öğretmenim, beni hemen okulun yanındaki kendi evine gönderiyor, çocuğunun bana küçük gelen kıyafetlerinden bir takım uydurularak üstüme geçiriliyor ve o şekilde okula dönüyorum. Artık bütün okulca “çişli” olarak anılmaya başlıyorum. Etkisini uzun süre gösterecek bu yakıştırma ile bir yılı daha içimdeki ezik kahramanı besleyerek bitiriyorum. Bir eğitim öyküsü böyle başlıyor.

İlkokul bittiğinde babam tüm aileyi toplayıp büyük kararını açıklıyor. Anadolu’nun yaşadığımız küçük ilinden ayrılıp aynı ilin bir ilçesine taşınacağımızı iletiyor. Akşamına güzel düşlerle uyuyorum. Çocukluk bu ya, ilden küçük bir ilçeye gittiğim için çok başarılı olacağıma, herkesin parmakla göstereceği o başarılı çocuğun ben olacağına inanıyorum. Ortaokul birinci sınıfa ceketim ve kravatımla hazır, büyük bir başarı patlaması yapma hayali ile başlıyorum.

Hayalim kısa sürüyor, Türkçe öğretmeni ilk hafta “r” harfinin kuyruğunu kısa yaparak ülkeyi bölmeye çalışan dört öğrenciyi -  içlerinden biri de benim – sıra dayağı ile tanıştırıyor. Beden eğitimi öğretmenimiz istediği şekilde atlayamayan beşliyi tek ayak üstünde bütün okula sergiliyor, tabii o grupta da yerimi alıyorum. Kendimi gösteremesem de özel bir yakıştırma yapılmadan orta birinci sınıfı, beş altı arasında gezen notlarla bitiriyorum. İlden gelince herkesten daha çalışkan olacağıma dair anlamsız hayalimin de boş olduğunu anlıyorum.

Yedinci sınıfa başladığım ilk haftalarda kendimi gösteriyorum. Teneffüs zili çalışıyla sınıf boşalıyor. Ben, şu an ne aradığımı hatırlamadığım bir şeyi sıra altımda ararken kapı aralanıyor ve müdür yardımcısı sınıfa giriyor. Nöbetçi öğrenci kim diye sorduğunda, işgüzar sınıf arkadaşım atlıyor. “Ben nöbetçiyim öğretmenim, buna ‘zil çaldı, çık hemen’ dedim, çıkmadı.” Şahıs zamiri ile can bulan ben, başımı kaldırıp, “Çıkıyorum hocam” diyebiliyorum. O odadan çıkışın olmayacağını bilmiyorum.

Ben ki teneffüse geç çıkarak dış mihrakların da beni gaza getirmesiyle bölücü bir faaliyet içindeyim. Müdür yardımcısı gözlüğünü çıkar dediğinde ne olduğunu anlayamıyorum. Kırk metrekarelik sınıf görünümlü ringin ortasında başlayan tokat atma eylemi, duvar kenarına sıkıştırılmış bana inen yumruklarla son buluyor. Canım yanıyor, burnum kanıyor, en ağır geleni de sınıf koridorunda beni izleyen sınıf arkadaşlarımın acıyan gözlerle bakması oluyor. Müdür yardımcısı ülkeyi kurtarmanın verdiği iç huzurla sınıftan çıkıyor ve nöbetçi arkadaşım yaptığı hatanın farkındalığıyla elimden tutup beni kaldırmaya çalışıyor. Artık arkadaşlarımın arasında ben “yazık olan”, duvarda yumruklanan öğrenci oluyorum.

Sekizinci sınıfa başladığımda içimdeki kahramana dair en ufak bir yaşam belirtisi yok. Matematik öğretmeninin bir soruyu doğru yanıtladığımda, “Hayret, sen bu soruyu nasıl yaptın?” demesinin altında yatan aşağılayıcı yargı; “Ayağını yorganına göre uzat” atasözünden yazılması istenen kompozisyona yazdıklarımı arkadaşlarıma okuttuğumda çok güldükleri yazılı anlatımın, Türkçe öğretmeni tarafından “saçmalık” olarak görülmesi, başarısızlık algımı daha da güçlendiriyor. Düşünüyorum da ilkokulda da, ortaokulda da öğretmenler için iki üç parlak öğrenci vardı ve biz diğerleriydik ve diğerleri olarak bir hiçtik.

Ne zaman farkedilecektim, ne zaman birileri beni dinleyecekti umudumu kaybetmiş olarak liseye başlıyordum. Lisede bir arkadaşımla minik parodiler yazıp, kendimizce teneffüslerde oynamaya başlıyorduk. Bizi ders aralarında izleyen arkadaşımızı mutlu edip eğlenebiliyorduk. Akademik olarak bir yere gelemeyeceğimi anlamış olmamdan mı nedir, kendimi iyice bu yeni uğraşa kaptırıyordum. Yine bir öğle arası, yazdığımız minik parodiyi arkadaşlarımıza sunarken, coğrafya öğretmenimiz tesadüfen bizi izliyor. Bir sonraki hafta dersi erken bittiğinde, öğretmenimiz “Hadi şu öğle arası yaptığınız komikliği gelin de tahtada yapın” diyor. Arkadaşımla tahtaya çıkıyoruz, yazıp oynadığımız parodilerden birkaçını arkadaşlarımıza sergiliyoruz. Herkes gülüyor ve eğleniyor. Ders bittiğinde sınıfta alkışlanıyoruz. Sınıfta alkışlanmak, onanmak, izlenmek, dinlenmek heyecan vericiydi ve bu duyguyu ilk kez yaşıyordum. Gözlerim yaşarıyordu, o gece dünyanın en mutlu genci ben oluyordum ve içimdeki kahramanla sarılarak uyuyordum. Artık öğretmenler tarafından “arkadaşlarını güldüren komikler”dik. Olsun, bir şekilde görülmüştük, vardık, farkedilmiştik.

Anadolu’nun kalabalık sınıflarının arka sıralarında farkedilmeyen milyonlarca çocuktan biriydim sadece. Farkedilmeyen milyonlarca çocuk başarısız mıydı? Ailelerimizin, öğretmenlerimizin, okullarımızın bizi sınadıkları başarı ölçütü, düz anlatımla işlenen müfredatın ezber edilip sınavlarda hatırlamaya dayalı performanslarımızın sınanmasıydı. O milyonlar içinde bugün 21.yy becerisi diye bağır bağır bağırdığımız binlerce girişimci, binlerce yaratıcı, binlerce entellektüel, binlerce üretken, binlerce eleştiren, binlerce medya okur-yazarı hiç görülmedi. Yanlış yüzyılın çocukları mıydık, yoksa o zamanlar öyle miydi, şimdi her şey değişti mi? Sınıfların arka sıralarında unutulmuyor mu artık çocuklar?

Değer vermekle başlıyor her şey ve değer verdiklerinizi farkediyorsunuz. Hele bu bir de sınıfınızdaki öğrenciyse, işte o zaman değerlerin en güzeliyle berabersiniz demektir. Her öğrencinizi dinleyin çünkü her öğrencinizin size anlatacağı mutlaka bir şeyler vardır. Öğrencilerinizin anlatacakları sizin için önemsiz olabilir ama unutmayın onlar sizinle paylaşmaya değer görüyorlar. Dinlerken eğilin, gözlerine bakın, cümleler karışsa da, uzasa da, konu dağılsa da sıkılmayın, geçiştirmeyin. Her öğrencinizi görün, her öğrencinizin görülmeye değer bir yanı vardır. Öğrencilerinizin bireysel özelliklerini farkedin ve farkettiğiniz bu bireysel özellikleri mutlaka onlarla paylaşın. Bu, sizin anlattığınız bir ders sırasında deftere çizilen bir canavar resmi de olabilir. “Beni dinlemek yerine bunu mu çiziyorsun?” demek yerine, çizilen canavarın özgünlüğüyle ilgili konuşun. Karşınızdakilerin birer birey olduğunu unutmayın, dilinize dikkat edin. Oluşturacağınız olumlu dil, öğrencilerinizin sizinle daha çok şey paylaşmalarını sağlayacaktır. Öğrettiğinizi düşündüğünüz tüm bilgiler zaman içinde unutulacaktır, unutulmayacak şey sizin yaklaşımınız olacaktır. Ne kadar çok öğrenciyi farkedebilirseniz o kadar çok kapıyı aralamış olacaksınız.

Milyonlarca öğrencinin fark edilmediği eğitim sistemini değiştirme düşüyle
 
Kaynak: https://www.egitimpedia.com/egitimpedia-yazari-mujdat-ataman-farkeden-ogretmenler-farkedilen-cocuklar/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Mesut Yılmaz'ın çok zor dakikaları
Mesut Yılmaz'ın çok zor dakikaları
ByLock mağduruna güzel haber
ByLock mağduruna güzel haber