Eğitim'de Kalite Yükselemez mi?

Özellikle PISA, TIMSS gibi uluslar arası değerlendirmelerde ..

Eğitim'de Kalite Yükselemez mi?
02 Şubat 2012 - 00:29
Özellikle PISA, TIMSS gibi uluslar arası değerlendirmelerde eğitimimizin yerlerde süründüğü görülmektedir. Bu durumu ne Bakan değişiklikleri ne de bakanların müfredat değişiklikleri değiştirebiliyor. Okulları teknolojiyle donatsak da, sınıf mevcutlarını daha aşağılara düşürsek de durum değişmeyecek gibi. Çünkü 10 yıl içerisinde okulların donanımında da sınıf mevcutlarında da ilerleme katettik, müfredatları da yeniledik değişen pek bir şey yok. Eğitimin çözümünün iktidarlarca sağlanamayacağı hep görüldü, siyasi rantlar daha genel düşünmemizi hep engelledi. Ağzımızdan "eğitim bir ülke için çok önemli, eğitim geleceğimiz, eğitim birinci önceliğimizi" cümleleri hiç düşmedi. Hangi dönemde olursa olsun aynı cümleleri sarfettik. Yine de olmadı ve hep dillendiriyoruz yine söyleyelim eğitimde çözüm tüm paydaşların ortaya koyacakları kısa ve uzun vadeli Milli bir eğitim politikası belirlemeden, iktidarların elinden eğitim oyuncağını almadan bu işi çözümlenemeyecektir. Ortak bir politika oluşturulsa ve bu gelen iktidarlar sistemi değiştirmekle değil uygulamakla mükellef olsalar bu sorun inanın daha kolay çözümlenecek. Bazı gelişmiş ülkelerde iktidarı tayin eden eğitim konusundaki vaatleri olmaktadır. Örneğin İsveç. Bu politikalarda başarısız olanlar iktidarı kaybetmekle karşı karşıya kalabilmektedirler. Bir bakan, bir başbakan ne kadar çırpınırsa çırpınsın ne kadar kaynak ayırırsa ayırsın eğitimi diğer bakanlıklardan ayrı tutmadığı, işin ehilleriyle işi yürütmediği sürece ağzıyla kuş tutsa da fayda yok. En azından eğitim alanında. Son dönemde sayın bakana siz 10 yıldır iktidardasınız ve son yılları eleştiriyorsunuz diye sorulunca çok güzel bir manevrayla bizim iktidarımızda önce fiziki altyapıyı tamamladık, o dönemde kaliteden söz etmek mümkün değildi şimdi ise müfredattan, öğretmene her şeyi ele alıyoruz cevabını veriyor. Aslında o da sıkıldı yada farkına vardı kendi iktidarını eleştirmenin doğru olmadığının. Oysa ki o da çok iyi biliyor ki son yıllarda müfredat dahil çok şey değiştirildi eğitimde. Yani sadece fiziki yapı yada donanımla ilgilenilmedi. Son dönemde el atılan bazı konuların iflas etmesinin farkındalığını gizleme durumu söz konusu sanki… Kim ki ben bu sorunu tek başıma çözerim diyorsa koca bir yalan söylüyordur bu yalana kendini inandırmaya çalışarak. Biz de zaman zaman bazı sorunları ve konuları ele almaya çalışıyor öneriler ortaya koyuyoruz eğitim adına. En son Sınıf Geçme Sistemi başlıklı değerlendirmemizde olduğu gibi. Eğitimdeki sorunlarımızdan birisi de; Bizim her dönemde sonucu ölçmemiz sürece dair hiçbir değerlendirmede bulunmamızdır aslında. Örneğin; ÖSS, YGS,LYS sınavlarıyla biz genellikle son sınıfın sonunda okulları kıyaslama yolunu seçtik. Öğrenciyi yıllar boyu takibe almak yerine neticeyle ilgilendik. Matematik, Fizik, Kimya ortalaması düşük çıkarken niye böyle diye hayıflandık geçmişi sorgulayamadık çünkü iş işten geçmişti. Başarısız olan bu kesimi kimlerin okuttuğunu, kadrolu öğretmen mi ücretli öğretmen mi okuttu, ne kadar süre dersi boş geçti hatırlayamadık bile. Hatırlasak da yapacak bir şey yoktu artık. Öğrenciye bol not dağıtıp başarı yakalayan ile notta dengeyi kuramayıp cimri davrananı da ortaya çıkaramadık süreçte. Böylece gerçek başarıyı yakalayanı ödüllendiremediğimiz gibi başarısızı da yakalayamadık sistemde. Kimin ne eksiği var tespit edemedik, süreci yönetemedik idare ettik durumu yıllarca. Aynı ilçede yan yana iki okuldaki başarı farkını dahi sorgulayamadık çoğu zaman. Sadece velilerin dillerinde sorgulandı, bürokratlar bu okul iyi diye pofpofladı fakat iki yan yana okuldaki farkı sorgulayan, farkı kapatmaya çalışan olmadı sistemde. Okulların tomografisini çekeceğiz denildi bu da başarılamadı. Bakan çıktı her ilçe kendine hedef koysun dedi. Herkes kolayına kaçtı üç-beş yıl içinde üniversiteye .. kişi yerleştireceğim dedi. Üniversite kontenjanı artışına dayalı artışları da başarı kabul etti. Kimse benim hangi okulumda hangi alanda sorun var bunun kaynağı nedir diye sorgulamadı? İleri ülkelerde geleceği tayinde kullanılan İstatistik verileri bizde en iyi kıvırma, yalanı doğruya çevirme yöntemi olarak kullanıldı. Eğitimde kalite için en basit kuralları dahi oturtamadık: Örneğin ikili eğitimde çalışan yöneticinin mesaisinin 8 saat olarak belirlenmesini bir kurala bağlayamadık. Yada bir öğretmene bir günde en fazla kaç saat ders verilebileceğini belirleyemedik? Örneğin ikili eğitim yapılan bir öğretmene bir günde 12 saat ders verilebilir mi? Verilemezse en fazla kaç saat verilir?, öğretmen sabah ilk iki saat akşam son iki saat ders verilebilir mi? Bir matematik öğretmeni her zümreden mi ders almalı yoksa sadece bir zümreden mi? Yani 9-10-11-12’nin her birinden mi yoksa sadece 9.sınıftan mı ders almalı? Öğretmenin derslerini 2 güne sıkıştırsak kalan üç gün boş geçirebilir mi? Sorularının cevabı var mı? Halen yönetici olan; sınıf öğretmeni, okul öncesi öğretmeni ve rehber öğretmen derse girmezken diğer yöneticilerin zorunlu derse girme eşitsizliği ortada durmaktadır. Adında Eğitim bulunan bakanlık yüksek lisans ve doktorayı teşvik etmesi gerekirken bu öğretmenlerin ek ders ücretini fazla alma uygulamasını kaldırıyorsa, kimileri neyin uzmanı olduğunu bilmeden, aslında öğretmenliğin uzmanlık mesleği olduğunu göz ardı ederek ilave ücret alırken yıllardır uygulamayla ilgili bir adım atmayanların eğitim adına çalıştıklarından mı söz etmek lazım? Halen gerek öğrenci potansiyeli ve sayısı yönünden gerekse veli potansiyeli yönünden yönetimi daha kolay olan Anadolu, Fen Liseleri yöneticileri daha kalabalık ve zor şartlarda çalışan Genel Lise ve İlköğretim yöneticilerinden daha fazla ek ders ücreti alıyorlarsa burada eşitlikten söz etmek mümkün müdür? Bu ve benzeri o kadar keyfi ve adaletsiz uygulamalarımız var ki akıllara zarar. Bunlar basit diye bakmayın işte bu ve benzeri uygulamalardır eğitime yön veren. Konumuzu fazla dağıtmadan süreci yönetemeyip sonuca bakmamızın zararları ve alınması gereken tedbirler noktasında bir öneri sunalım. Özellikle orta öğretimde sürecin yönetilmesi adına dönem sonunda merkezi sınavlar yaparak, bu sınavların puanlarını belli bilimsel oranlarda sınıf geçmelerde kullanarak okullar, sınıflar arasındaki farklılıkları ortaya koyabilir çekeceğimiz tomografiye göre tedaviler uygulayabiliriz. Böylece sürecin sonu yani diploma dönemi beklenmeden bir çözümleme yoluna gidebilir, şapkamızı önümüze koyarak hareket edebiliriz. Keyfi uygulamaları bertaraf edebilir daha objektif değerlendirmelerle sonuca ulaşabiliriz. Örneğin bir dersin Türkiye ortalamasını çıkarıp Türkiye ortalamasının üstündeki öğrenciler ile altındaki öğrenciler sınıf geçme de ayrı değerlendirmeye tabi tutulabilirler… Eğitimde kalite için her şeyden önemlisi çalışanlarla işbirliği yerine çalışanlarla çatışma yolu seçilmemeli bir aile bütünlüğü içerisinde konuya yaklaşılmalıdır. Aksi çabalar nafiledir ve başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır. Saygılarımla… Maksut BALMUK Eğitim Yöneticisi
Bu haber 1063 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum