Bakan Dinçer, Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı'na katıldı

MEB Dinçer'in, Antalya'da düzenlenen Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı'nda yaptıkları Konuşma

Bakan Dinçer, Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı'na katıldı
18 Kasım 2011 - 14:37
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in, Antalya'da düzenlenen Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı'nda yaptıkları Konuşma: Değerli Katılımcılar Çok Değerli Konuklar Değerli Basın Mensupları Öğretmenlik mesleğinin bütün boyutlarıyla masaya yatırılıp tartışılacağı "Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı'na katkı sağlamak üzere bir araya gelen tüm değerli katılımcılarımıza hoş geldiniz diyor, aranızda olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Sizlerin de bildiği gibi Türkiye on yıllar boyunca eğitimin alt yapısına ilişkin sorunlara odaklandı ve niteliğe ilişkin sorunlar öncelikler sıralamasında hep alt sıralarda yer aldı. Bundan on yıl önce ihtiyaç duyulan derslik, öğretmen sayısı ve okullaşma oranlarını göz önüne aldığımızda, bugün geldiğimiz noktada eğitimin kalitesini konuşuyor olmamız gerçekten de geleceğimiz adına umut verici bir gelişmedir. Elbette eğitimin kalitesinden söz ederken, doğrudan öğretmenlerimizin kalitesinden söz etmiş oluyoruz. Daha iyi bir eğitime ilişkin beklentilerimizi dile getirirken aslında nitelikli öğretmenlere duyduğumuz ihtiyacı ve beklentiyi dile getiriyoruz. Kabul etmek gerekir ki, teknolojinin baş döndürücü gelişimini sürdürdüğü, bilgiye ulaşmanın her gün biraz daha kolay hale geldiği günümüzde öğretmene duyulan ihtiyaç azalmak şöyle dursun, çok daha artarak devam etmektedir. Dolayısıyla öğretmenlik mesleğinin öneminin güçlü bir şekilde kendini hissettirdiği günümüzde, bu öneme uygun adımlar atarak öğretmenlik mesleğini güçlendirmek, kişisel ve mesleki gelişimlerine yatırım yapmak, sorunlarına eğilmek, ülkenin ihtiyaç duyduğu ve bilgi toplumunun gerektirdiği niteliklere sahip öğretmenleri yetiştirmek bu ülkenin geleceğe yönelik en büyük zenginliği ve kazanımı olacaktır. Bu hususu, eğitim sistemimizin çözüm bekleyen sorunlarının en başına yerleştirmemiz gerekiyor. Büyük ve baş döndürücü değişimlerin yaşandığı, her şeyin büyük bir hızla eskiyerek yerini yeni paradigmalara bıraktığı, beklentilerin, taleplerin, tarzların sürekli bir değişim içinde olduğu, dolayısıyla hayat boyu öğrenme perspektifinden her insanın ve her kurumun kendini gözden geçirerek yenilemesi ve geliştirmesi gereken süreçte, hiç kimse okul yıllarında ya da meslek yaşamının başlarında edindiği bilgiyle, beceriyle yetinemez. Üstelik öğrenmek, doğası gereği akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. İleriye gidilmezse, mevcut konumu korumak da mümkün olmaz. Bu tespit, her meslek grubu için geçerli olmakla beraber, öğretmenlik mesleğinde geriye düşmemek, bu meslek mensuplarının kendilerini sürekli olarak yenilemeleri hayati bir öneme sahiptir. Elbette çocuklarımızı çağın gerektirdiği her türlü bilgi, donanım ve beceriyle zenginleştirerek yaratıcı, üretken, bilgiyi hayatının içinde kullanabilen nesiller yetiştirmek gibi çok önemli bir misyonu olan öğretmenlerimizin, bu misyonu hakkıyla yerine getirmesi ne sadece bizim çabamızla, ne de sadece öğretmenlerimizin kişisel çabasıyla ulaşılabilecek bir sonuçtur. Bu, çok geniş bir yelpazede ve meselenin her boyutunu içine alarak, ilgili tüm tarafları bu çalışmaya dahil ederek yapılacak bir planlamayı ve stratejiyi gerektirmektedir. Bu çalıştayı gerçekleştirmemizin en temel amacı da budur. Eğer sorunlarımızı doğru teşhis edersek, sorunlarımızın çözümü yolunda atacağımız adımlar da bir o kadar isabetli ve etkili olacaktır. "Filler ve Körler" hikâyesinde olduğu gibi her birimiz filin farklı organını tutarak fili tarif etme yoluna gitmeyelim diye, bir bütünlük içinde ilgili tüm tarafların konuya ilişkin tespitlerini, bilgi ve birikimlerini, çözüm önerilerini buluşturan bu çalıştayı düzenledik. İnanıyoruz ki sizlerin değerli katkıları, eğitimin en önemli paydaşı ve anahtarı durumunda olan öğretmenlerimizin ve öğretmenlik mesleğinin sorunlarına ışık tutacak ve bizlere yol gösterici olacaktır. Eğitimin tüm taraflarının bu değerli platformda bir araya gelmiş olmasını; bizlere bütüncül bir yaklaşımla meselenin tüm boyutlarını ele alma ve etkili bir stratejik plan gerçekleştirme fırsatı sunacak olması bakımından da oldukça önemli buluyoruz. Değerli Katılımcılar Değerli Konuklar Büyük şair ve mutasavvıf Mevlana, "Öğretmene duyulan ihtiyaç eğitimin temelini oluşturur" der ve insan eğitimi konusunda su-ağaç ilişkisi örneğini verir. Su, ağacın özünü teşkil eder, ona gıda olur. Ağacın büyüyüp gelişmesine yardım eder. Ruh da bedenden ayrı yapıdadır ama beden ruhun canlı kalmasına ve gelişmesine yardımcı olur.Eğitim sistemimizin can suyu da öğretmenlerdir. Öğretim programları ile yeni yaklaşımları uygulama ve eğitimdeki yenilikleri öğretime yansıtma sorumluluğunu taşıyan öğretmen, eğitimin kalitesine önemli ölçüde etki etmektedir. Bir öğrencinin başarısında, kendi yolunu bulmasında, yeteneklerini fark edip geliştirmesinde iyi bir öğretmenin etkisini hemen görebiliyoruz. Aslında birçoğumuzun da böyle minnetle, şükranla hatırladığı öğretmenleri olmuştur. Öğretmenlerimizin fedakârca gayretlerinden söz ederken; bir bakıma tek tek bizlere verdikleri emekten, sonsuz sabır ve sevgiden yola çıkıyoruz ve öğretmenlerimizin en öne çıkan özelliklerinden birinin fedakârlık olduğunu söylüyoruz. Bu özellikleri sebebiyle de, öğretmenlik mesleğinin saygınlığı ve haysiyeti toplum nezdinde her zaman çok yüksek olmuştur. Zaman zaman ülkenin sosyo-ekonomik durumu, yanlış siyasi kararlar ve politikalarla gençlerimizin bu mesleğe duyduğu ilgi ve mesleğin önemi gölgede kalmış olsa da, yaşadığımız acı tecrübeler bizlere bir insan yetiştirme sanatı olan öğretmenlik mesleğinin önemini her seferinde bir kez daha hatırlatmıştır. Bu yüzden sevgi, sabır ve fedakârlıkla ilmek ilmek dokunan ve ömür boyu süren bir uğraş olan öğretmenlik mesleği ve öğretmenlerimiz üzerinden hamaset ve popülizm yapılmasını, mesleğe yapılan en büyük kötülük olarak görmeliyiz. Elbette öğretmenlerimizin çözüm bekleyen pek çok sorunu bulunuyor. Ancak bir sorunu çözümlerken yeni sorunlara yol açmamak için; öğretmenlik mesleğine aday öğrencilerin seçiminden öğretmen yeterliklerine, öğretmenlerin seçim sürecinden sürekli mesleki gelişimlerine ve kariyer basamaklarına kadar her adımı titizlikle ve bütün boyutlarıyla düşünerek çözümler üretmeliyiz. "Yaşamak uzun bir toplama işlemi gibidir, arada bir toplama yanlışı yaparsan, doğru sonucu hiçbir zaman bulamazsın" der Cesare Pavese. Öğretmenlerin yetiştirilmesinden seçimine, mesleki gelişimlerinden insan kaynakları yönetimine; bu çok yönlü ve uzun bir zaman dilimine yayılan süreci de toplama işlemi gibi düşünecek olursak, doğru sonuca ulaşmak için sürecin tüm aşamalarını toplama yanlışı yapmadan götürmek durumundayız. Sonuçta hepimizin derdi eğitimde kalitenin yükseltilmesi, öğrencilerimizin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve değerlerle donanması, öğretmenlerimizin motivasyon ve donanımlarının arttırılmasını sağlayacak bir okul ikliminin oluşturulması ve öğretmenlik mesleğinin itibarının, alınacak önlemlerle hak ettiği düzeye çıkarılmasıdır. Son on yılda, eğitim sistemimizi çağdaş yönelimlere uygun hale getirmek için birçok önemli reform ve yatırım gerçekleştirildi. Bir seferberlik ruhuyla sürdürülen ve herkesin elini taşın altına koyduğu bu büyük çaba sonucunda Türkiye'nin her bölgesindeki çocuklarımız okula ve öğretmene kavuştu. Kız çocuklarımızın ve engelli çocuklarımızın eğitime erişiminde, okullaşma oranlarının yükselmesinde çok önemli başarılar kaydedildi. Öğretim programları yapılandırmacı bir yaklaşımla yenilendi ve bilişim teknolojileri sınıflara taşındı. Ancak ulusal ve uluslararası mukayeselere bakıldığında bu kadar büyük çapta yapılan yatırımların çocuklarımızın daha iyi yetiştirilmesinde arzu edilen sonucu doğurmadığı görülüyor. Bu sonuçların sebepleri incelendiği zaman, yine öğretmen gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Söz konusu reformların en önemli bileşeni olan yeni programların merkezden uzaklaştıkça çok az öğretmen tarafından uygulandığı, bilgi iletişim teknolojilerini kullanma konusunda öğretmenlerin kendilerini yetersiz hissettikleri görülmektedir. Dolayısıyla, eğitimde yapılan reformların ve toplumun her kesiminin fedakârca çabalarının sonuç vermesi, ancak ve ancak yapılan reformların öğretmenler tarafından güçlü bir şekilde algılanıp, sınıflarımızın kapısından içeri girmesiyle mümkün olacaktır. Öyleyse eğitimin en önemli unsuru olan öğretmenlerimizi bugün olduğundan çok daha iyi yetiştirmeli, çok daha etkin yöntemlerle seçmeli ve sürekli olarak gelişimleri için her türlü imkânı sağlamalıyız. Ülkelerin sahip olduğu kaynakların en değerlisi olan insan kaynakları, ancak bilinçli bir eğitim süreciyle ve nitelikli öğretmenlerle güçlendirilebilir. Eğitim, ilgi ve yetenekleri esas alarak bilimsel düşünme gücüne ve mesleki niteliğe sahip insan gücü yetiştiren sistemdir. Bu bağlamda Türk eğitim sistemi; öğrenmeyi öğrenmiş, algılama ve sorun çözme yeteneği gelişmiş, yeni fikirlere açık, farklılıklara saygılı bilgi çağı insanını yetiştirerek Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine taşıma sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu sorumluluğun ancak, çağın getirdiği değişimi doğru yorumlayan, fırsat ve imkân eşitliğini sağlayan ve uluslararası rekabet gücünü esas alan bilimsel bir planlama ve uygulama süreciyle gerçekleştirilebileceğinin farkındayız. Değerli Katılımcılar Ülkelerin gelişim düzeyleri ile öğretmen yetiştirme politikaları arasında sıkı bir ilişki olduğu bilimsel bir gerçektir. Gelişmiş ülkelerde öğretmen yetiştirme konusu politik anlamda her zaman gündemde olan bir konudur. Eğitimin her bakımdan araştırılması, planlanması ve bu doğrultuda gerekli uygulamaların yapılması çok önem verdiğimiz konulardır. Tarihten günümüze kadar öğretmen yetiştirme amacıyla farklı okullar açılmış ve farklı yöntemlerle öğretmen yetiştirilmiştir. Mesela Selçuklular döneminde Nizamiye medresesiyle başlayan ve Osmanlıya kadar devam eden mektep-medrese okul sistemi özellikle Osmanlının yükseliş döneminde çok daha gelişmiştir. Osmanlının eğitimde yaşadığı bu gelişim sürecinde, diğer ülkeler ve imparatorluklar da büyük gelişmeler kaydetmişlerdir. Dünyada ise 16. yy.dan itibaren eğitimde teknik ve bilim alanlarında büyük adımların atılmasını sağlayan yeni buluşlar, yeni gelişmeler ve yeni düşünceler ortaya çıkmıştır. Rönesansın itici güçlerinden biri matbaanın icadıysa, bir diğeri de öğrenme ve bilme arzusudur. Bir serveti olmayan, aristokrat olmayan insanların diplerden yola çıkarak zirvelere ulaşmasının tek yolu eğitimdi. Ve insanlar bilgiye ulaşma ve öğrenme adına gereken her şeyi yapıyorlardı. Öğrenme ateşi 1471 yılında bir adamı, ölümüne açlık, pislik ve soğuk çekilen manastırlardan birine burslu öğrenci olarak kabul edilme umuduyla 650 kilometre yolu yürüyerek kat ettirebiliyordu. Tarihçi Lucien Febvre'nin bahsettiği bu Rönesans insanlarından biri gündüzleri hizmetkârlık yapıyor, geceleri ise öğreniyordu. Fakat mum satın alamayacak kadar yoksul olduğundan, bazen ayın bedava ışığında çalışabilmek üzere kilisenin çan kulesine tırmanıyordu. Bütün Avrupa geceleri mum ya da kandil ışığında dil öğrenen, okuyan, düşünen genç insanlarla doludur. Çünkü insanlar tarihçinin dediğine göre entelektüel sefaletlerinin bilincine varmışlardır. Tüm Avrupa'yı sarsan kapsamlı dönüşüm ve başkalaşım süreci böyle başlamıştır. İslam Uygarlığı'nın temelinde de böyle bir bilme ve öğrenme arzusunun yattığını, bir kıvılcım olarak başlayan öğrenme ateşininin yaktığı meşalenin muazzam bir uygarlığı meydana getirdiğini, bu arzuyu yitirdiğimizde ise insanlığın büyük birikimine Avrupa'nın sahiplenerek bugünkü dünyanın temellerini attığını bu vesileyle hatırlatmak isterim. Değerli Katılımcılar Aslında Avrupa'yı saran Rönesans ve Reform hareketlerine Osmanlı İmparatorluğu da ilgisiz kalmamıştır. Biraz gecikmeyle de olsa Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyıldan itibaren birtakım ıslahatlar yapmıştır. Öğretmen yetiştirme sisteminin temeli ise, 16 Mart 1848 tarihinde, Dar-ül Muallimîn adıyla ilk öğretmen okulunun açılmasına dayanmaktadır. Cumhuriyet döneminde de nitelikli öğretmen yetiştirme konusunda sürekli bir arayış içinde olunmuş; bu kapsamda öğretmen yetiştirme modelleri, okullar, enstitüler, yüksek okullar da zaman zaman değişikliğe uğramıştır. Türkiye'de geçmişten günümüze öğretmen yetiştirme ile ilgili olarak olumlu uygulamaların yanında, sonuçları bakımından yıkıcı, olumsuz uygulamalar da yaşanmıştır. Bunun en çarpıcı örneği ise 1970'li yılların ikinci yarısında eğitim enstitülerinde uygulanan hızlandırılmış eğitimdir. Sonuç olarak eğitim sistemimizle ilgili olarak; kalkınma planlarında belirlenen hedeflere ulaşılamadığı, ulaşılamayan hedefler için önlem alınamadığı, arz talep dengesinin ve kurumlar arası iş birliğinin sağlanamadığı ve ülke genelindeki dağılımın yerel ve bölgesel ihtiyaçlara göre yapılamadığı söylenebilir. Değerli Katılımcılar Eğitim sisteminin yapısal sorunlarını çözebilmek, değişimi yakalayabilmek, yurttaşlarının fırsat eşitliği, toplumsal adalet ve rekabet üstünlüğü ilkelerine dayalı olarak refah düzeyini artırabilmek için yapılması gerekenleri değerlendirme amacında olduğumuz bu çalıştayda sorunlarımızı dört ana başlık üzerinden tartışacağız. Bunlar; Hizmet Öncesi Öğretmen Yetiştirme (Eğitim Fakülteleri ve Alan Fakültelerinin Yeniden Yapılanması) Öğretmen Atama Kaynakları, Seçme Süreci ve Yerleştirme Uyum ve Adaylık Süreci, Sürekli Mesleki Gelişim ve Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamaklarıdır. Bu alanlara kısaca bir göz gezdirecek olursak: Bunlardan ilki Hizmet Öncesi Öğretmen Yetiştirme (Eğitim Fakülteleri ve Alan Fakültelerinin Yeniden Yapılanması)'dır. Son yıllarda üniversiteye giriş sınavlarında eğitim fakültelerini tercih edenlerin sayısı giderek artmaktadır. Bu oturumda, istekli, başarılı öğrencilerin eğitim fakültelerini tercih etmeleri için neler yapılması gerektiğini değerlendireceğiz. Bu ana başlık altında konuşmamız gereken bir diğer husus öğretmen yeterlikleri, öğretim programları, akademik yeterlikler ve akreditasyondur. Eğitim sisteminin hedefleri doğrultusunda öğrenci öğrenmelerine rehberlik eden, değişimi yöneten, özeleştiri yapan, yaşam boyu öğrenme ilkesini benimseyen, bireysel ve mesleki gelişiminden sorumlu olan öğretmenin sahip olması gereken bilgi, beceri, tutum ve değerleri içeren "Öğretmen Yeterlikleri" Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Öğretmen yetiştirme politikalarının belirlenmesinde, öğretmenlerin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitiminde, seçiminde, bireysel ve mesleki gelişimlerinde, iş başarımlarının ve performanslarının değerlendirilmesi yetiştirilmesinde bu yeterliklerin esas alınması planlanmıştır. Eğitim fakültelerinin öğretim programları, akademik yeterlikler ve fakülteler arası akreditasyona yönelik çalışmalarda Öğretmen Yeterlikleri'nin dikkate alınması çok önemlidir. Öğretmenlerin sahip olmaları gereken bilgi, beceri, tutum ve değerleri içeren yeterliklerin belirlenmesi ve bu yeterliklerin hizmet öncesi öğretmen yetiştirme programlarının geliştirilmesinde, hizmet içi eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesinde, mesleki gelişimlerinin planlanması ve gerçekleştirilmesinde, performanslarının ve iş başarımlarının değerlendirilmesinde temel alınması önem arz etmektedir. Bu bağlamda Türkiye'de tüm öğretmenlere yönelik genel yeterlikler ve her branşa özgü olarak özel alan yeterlikleri hazırlanmıştır. Yeterliklerin hazırlanmasında akademik danışmanlar, ilgili alanlardan deneyimli öğretmenler ve program uzmanları destek vermiş, bilimsel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Aynı zamanda ulusal ve uluslararası alan yazından, öğretmen ve alan uzmanlarının yanı sıra üniversitelerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı birimlerinin görüşlerinden de yararlanılmıştır. Bilgi çağında yaşayan toplumların temel unsuru; sosyal, kültürel, teknolojik ve ekonomik yönlerden kalkınması için alanında uzman, kendini sürekli geliştiren ve edindiği yeni bilgileri uygulamalarına yansıtan öğretmen ve yöneticilerdir. Bu anlayışla yetişmiş öğretmenler, sahip olduğu performansını açığa çıkararak bunu en iyi şekilde kullanabilen ve geliştirebilen, işinin tüm gelişim alanlarını kapsadığının bilincinde olabilen, farklı yaklaşımları, modelleri, yöntem ve teknikleri uygulayabilen, bireysel ve iş birliği içinde çalışabilen yaratıcı öğretmenler olarak eğitim sistemindeki yerlerini alacaklardır. Fakülte sayıları ve kontenjana ilişkin olarak da hemen belirtmem gereken en önemli husus; Milli Eğitim Bakanlığı ile eğitim fakültelerinin işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışmasıdır. Bu oturumda da; eğitim fakültelerinin ve bölümlerinin sayısı ile öğrenci kontenjanlarının Millî Eğitim Bakanlığı öğretmen ihtiyacına uygun ve eğitim fakültelerindeki öğretimin kalitesini artıracak biçimde düzenlenmesini sağlamak amacıyla yapılması gerekenler masaya yatırılacak. Öğretmen atama sisteminde, ülkenin mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarının niteliksel ve niceliksel olarak dikkate alındığı bir yapı oluşturmayı hedeflemekteyiz. Mezun olup atanmayı bekleyen ve halen yükseköğrenimine devam etmekte olan öğretmen adaylarının alanları ile eğitim sistemimizin ihtiyacı olan öğretmenlik alanları birbiriyle örtüşmemektedir. Bu durum öğretmen ihtiyacı açısından bir insan kaynakları planlamasının yapılmamasının sonucudur. Atanamayan öğretmen kitlesi daha fazla sayılara ulaşmadan MEB, YÖK ve eğitimle ilgili sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek bu konuda hızla bir çözüm paketi hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. Bu çalıştayda eğitim fakültelerinin kontenjanları ülkenin gelecekte ihtiyaç duyacağı branşlara ve öğretmen sayısına göre belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır. Ana başlığımız altında son alt başlığımız fakülte-okul iş birliği ve uygulamalardır. Aslında Bakanlığımız ile YÖK arasında 1998 yılında imzalanan bir protokol çerçevesinde işbirliği çalışmaları başlatılmış, ancak bu çalışmalar yetersiz kalmıştır. Okul uygulamaları prog­ramları değerlendirildiğinde, her ne kadar amacına uygun, verimli ve kurumlar arası işbirliğini artırıcı gibi görünse de, gereken hassasiyet gösterilmediği için hem öğrenciler hem okullar açısından amaca ulaşılamamıştır. Yine okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretime öğretmen yetiştirmede yapılanma da, önem arz eden bir diğer alt başlığımızdır. Ülkemizde öğretmen yetiştirmenin siyasal politikalara bağlı olarak değişiklik göstermesinin bu alandaki karmaşayı daha da artırır nitelikte olduğunu söylemek gerekir. Bu sorunların aşılması için öğretmen yetiştirme politikalarında bazı kalıcı düzenlemelerin yapılması gerektiği açıkça görülmektedir. Ayrıca iyi öğretmenler istiyorsak, onlarında iyi öğretmenler tarafından eğitilmeleri gerekir. Bu bağlamda öğretmenlerin niteliği sorgulanırken eğitim fakültelerinde onları yetiştiren akademisyenlerin nitelikleri de sorgulanan diğer bir konu olmalıdır. İkinci ana temamız Öğretmen Atama Kaynakları, Seçme Süreci ve Yerleştirme'dir Sizlerin de bildiği gibi öğretmenlik mesleğinde lisans programı düzeyinde pek çok kaynak bulunmaktadır. Genel olarak Eğitim Fakülteleri, öğretmen yetiştiren tek yükseköğretim kurumu olmasına rağmen bugün çeşitli nedenlerle diğer fakültelerden de öğretmen alındığı bilinen bir gerçektir. Diğer fakülteler arasında eğitim fakülteleri, fen ve edebiyat fakülteleri, fen-edebiyat fakülteleri, ilahiyat fakülteleri, beden eğitimi -spor yüksekokulları, mesleki ve teknik eğitim fakülteleri, açık öğretim fakülteleri sayılabilir. Yakın bir gelecekte İletişim Fakülteleri ve Sağlık Bilimleri Fakülteleri ve teknoloji fakülteleri de bu grubun içinde yer alabilir. Öğretmen yetiştirme uygulamalarındaki karmaşanın giderilmesi, AB öğretim programlarına uyumluluk ve eğitimin kalitesinin yükseltilmesi açılarından son derece önemlidir. Öğretmenlerin KPSS sonucuna göre atanması da sorgulanması gereken bir diğer husustur. Biliyoruz ki farklı yükseköğretim programlarından mezun olan öğretmen adaylarının alan bilgisi ve becerisi ile öğretmenlik tutum ve değerlerine ilişkin yeterliliğini ölçmemektedir. Bu durum Öğretmen Yeterlikleri bakımından daha donanımlı olanların istihdamına engel olmakta ve dolayısıyla eğitim ve öğretimin kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir. Öğretmen adayının mesleğe atanmasında sadece KPSS puanının esas alınması, öğrencilerin mesleki yeterliliğini belirlemekte yetersiz kalmaktadır. Bu olumsuzluğun giderilmesine yönelik burada yapılacak çalışmalar büyük bir öneme sahiptir. Aynı zamanda öğretmen atama ve yer değiştirmelerinin ülke genelinde eğitim kalitesinin yükseltilmesine imkân sağlayan ve öğretmenin mutluluğunu gözeten bir anlayış temelinde yapılması için alınması gereken önlemleri de tartışmalıyız. Öğretmenlik mesleğinin özellikle sosyo-ekonomik açıdan cazip hale getirilmesi, öğretmen adaylarının tercihlerini de olumlu yönde etkileyecektir. Bu bağlamda öğretmenlerin sayıca çok olmasını, mesleğin cazip hale getirilmesine engel olarak görmemekteyiz. Çünkü öğretmen sayısını ülkenin öğretmen ihtiyacı belirler. Öğretmenlerin ortak ihtiyaçlarının belirlenmesi ve yeni düzenlemelerle karşılanması, bilimsel çalışmalara yönlendirilmeleri, iş birliğine yönelik çalışmaların kolaylaştırılması, bilimsel ve teknolojik yeniliklerin tanıtılması, bilgi okuryazarlığı becerilerinin artırılması ve yeterli mali kaynak ayrılması gibi önlemlerle mesleğin daha cazip hale getirilmesi için çalışmalarımız devam edecektir. Üçüncü ana başlığımız ise Uyum ve Adaylık Süreci ile Sürekli Mesleki Gelişim programlarıdır. Öğretmenlik mesleğine ilk defa atanan aday öğretmenler göreve başladıkları ilk günden itibaren çeşitli zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Bu zorluklardan kaynaklanan tereddüt ve tedirginlik öğretmenlerin meslek hayatını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Her ne kadar 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve bu Kanuna dayalı olarak yürürlüğe konulan adaylık yönetmeliği hükümleri çerçevesinde adaylık eğitimine tabi iseler de adaylık eğitiminin genellikle ders yılı içinde düzenlenmesi, eğitimin organizasyonunda gecikmelerin olması, birleştirilmiş sınıflı veya tek öğretmenli okullara atanmaları halinde müdür yetkili öğretmen olarak çalışmaları ve pek çoğunun alışık olmadığı coğrafi, kültürel ve sosyo-ekonomik şartlarla karşı karşıya kalmaları eğitim ve öğretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu oturumda, az önce değindiğim olumsuz etkilerin azaltılması amacıyla aday öğretmenlerin mesleğe başlarken almaları gereken uyum eğitimi ile adaylık eğitim süreçleri (zaman, süre, içerik vb. bakımlardan) değerlendirilmelidir. Bir eğitim sisteminin niteliği o sistemdeki öğretmenlerin niteliğiyle doğru orantılıdır. Bu nedenle öğretmen seçiminin titizlikle gerçekleştirilmesi önemlidir. Adayların kişilik özellikleri ve akademik başarıları bir arada ele alınmalı, adayın öğretmenlik mesleğiyle ilgili tutumu başta olmak üzere güçlü insan ilişkileri ve iletişim becerileri, edebiyat bilgisi, kelime dağarcığının zenginliği, öğrenmeye istekliliği ve öğretmeye motivasyonu öğretmen seçiminde göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin Singapur'da sadece bir öğretmen adayının göreve başlayıp başlayamayacağının belirlenmesine yönelik gözlem, görüşme, inceleme ve değerlendirme süreci 6 ay gibi uzun bir zaman gerektirmektedir. Finlandiya'da da seçim süreci benzer bir titizlikle yürütülmekte, öğretmen seçimlerinin ve yapılan staj çalışmalarının sonucunda her on adaydan sadece bir tanesinin öğretmenliğe başlamasına onay verilmektedir. (Mc Kinsey Raporu, 2007) Nasıl ki hiçbir doktora 3-4 yıllık bir uygulamalı eğitim sürecini tamamlamadan "hasta sizin, buyurun ameliyat edin" denilmiyorsa, öğretmenden de daha ilk günden tek başına bir sınıfa girip bütün sorumlulukları yerine getirmesi beklenemez. Bu nedenle öğretmenlerin seçim sistemine ve staj dönemine yönelik uygulamalar öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Öğretmenin yetişmesinde ister öğrencilik döneminde, atanmadan önce veya atandıktan sonra öğretmenliği tescil edilmeden, mutlaka uzun süreli titiz bir staj uygulaması tartışılmalıdır. Yine öğretmen ve öğretmen adaylarının mesleki gelişimine yönelik uygulamalarda, daha çok seminer modeline ağırlık verildiği, bu seminerlerin belirleme, planlama, katılım sağlama, sonuçları izleme ve değerlendirme gibi yönlerinin sınırlılığı nedeniyle amacına ulaşamadığı bilinen bir gerçektir. Oysa öğretmenlerin yaşam boyu öğrenme yaklaşımı çerçevesinde bir taraftan mesleki gelişim ihtiyacının karşılanması diğer taraftan yeterlikler temelinde kendi gelişiminden sorumlu olacağı sistemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Öğretmenin kendi mesleki gelişiminden sorumlu olacağı mesleki gelişim modelinin belirlenmesi, Hizmetiçi eğitim sisteminin ihtiyaç belirleme, planlama, yansıtma, izleme ve değerlendirme süreçlerini de içerecek biçimde nasıl geliştirileceği, Mesleki gelişim uygulamalarında hangi alternatif yöntem, teknik ve kaynaklardan nasıl yararlanılacağı, Mesleki gelişimi sağlamaya yönelik kurumsal yapının nasıl oluşturulması ve/veya geliştirilmesi gerektiği gibi hususlar değerlendirilebilir. Yeterliklerin mevcut eğitim yöneticilerine ve öğretmenlere kazandırılması amacıyla Bakanlık tarafından Okul Temelli Mesleki Gelişim Modeli oluşturulmuştur. Model yönetici ve öğretmenin yeterlikler temelinde geliştirilmesine ihtiyaç duydukları alanları tespit etmelerine ve bu ihtiyacın yakın çevre imkânlarını işe koşarak giderilmelerine yönelik mesleki gelişim planı hazırlama ve uygulamalarını öngörmektedir. Modelin işlevselliğine ilişkin pilot uygulamalardan olumlu geri bildirimler alınmış olup, ülke genelinde aşamalı olarak yaygınlaştırılmasına ilişkin planlama çalışmaları sürdürülmektedir. Bu planlamalar yapılırken öğretmenlerin mesleki gelişimlerini sağlamaya yönelik katıldıkları hizmetiçi eğitimin verimliliğinin belirlenmesine yönelik yapılan araştırmaların sonuçlarının pek de olumlu olmadığı dikkate alınmaktadır. OECD'nin 2003'te Dublin'de üst düzey eğitim sorumluları ile gerçekleştirdiği toplantıda: "OECD ülkelerinde; öğretmenlerin okulun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bilgi ve deneyimlerinin yeterli olmadığı, okulun ihtiyaçları ile öğretmenlerin mesleki gelişimlerini sağlamak için aldıkları hizmet içi eğitimin birbirleriyle bağlantısının bulunmadığı ve hizmet içi eğitim programlarının sınırlı kaldığı…" 2005 yılında yapılan Türkiye Eğitim Sektör Çalışması'nda ise; hizmet içi eğitim kapsamında yapılan seminerlerinin uygulama, izleme ve yansıtmaya fırsat tanınmadığından dolayı etkin olmadığı" belirtilmektedir. Yine TALIS 2010 raporunda da konuyla ilgili şu bulgulara ulaşılmıştır; Öğretmenlerin en çok kurs, konferans türü etkinliklere katıldığı ancak en etkili mesleki gelişim faaliyetinin bireysel ve grupla yapılan mesleki araştırma olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu bulgu, mesleki gelişim etkinliklerini düzenleme ve yürütmede dikkate alınmaya değerdir. Çünkü öğretmenlerin çoğu, katıldıkları mesleki gelişim faaliyetlerinin etkili olmadığını düşünmektedir. 2012 yılı hükümet programında öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitimin süresi ve niteliğinin yetersizliğinin ve performanslarının yeterince değerlendirilmemesinin eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilediği vurgulanmıştır. Bütün bunların yanı sıra yönetici ve öğretmenlerin izlenmesi ve denetlenmesi süreçlerinde, yeni düzenlemelere gidilerek hazır bulunuşluklarının ve mesleki motivasyonlarının değerlendirilmesi mesleki gelişimi destekleyecektir. Aynı zamanda üniversite, akademi, enstitü, Ulusal Ajans, sivil toplum kuruluşları vb. kurumlardan öğretmenler için öğrenim ve mesleki gelişim fırsatları sağlanması bakımından etkili işbirliği yapmanın imkânları da çoğaltılmalıdır. Çalıştayımızın son ana başlığı ise Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamakları'dır, Aslında 2005 yılında öğretmenlerin kendilerini meslek yaşamları boyunca sürekli olarak yenileyerek geliştireceklerini, bunun da öğrencilerin aldığı eğitimin kalitesini arttıracağı düşüncesiyle MEB tarafından kariyer basamakları oluşturulmuştu. Fakat öğretmenin verimliliğini artırmayı hedefleyen bu uygulama pek çok tartışmaya neden olmuş ve tam olarak hayata geçirilememiştir. Bu oturumda, öğretmenlere mesleğinde yükselme, gelişme ve kendini gerçekleştirme imkânı veren bir kariyer sisteminin önerilerle yapılandırılacağını ümit ediyoruz. Bu yapılandırmada ödüllendirme, zorunlu ders saatleri, yeni öğretmenleri yetiştirme gibi itibari değer ve benzeri hususlarda gerekli alt yapının da oluşturulmasına özen gösterilmelidir. Oluşturulacak kariyer basamakları sisteminde öğretmenlerin değişimleri benimsemeleri ve yeni rolleriyle ilgili olarak karmaşa yaşamamaları da önemlidir. Değerli Katılımcılar Sizlerin de çok iyi bildiği gibi öğretmenlik mesleğinin gelişimine ve eğitim sistemi içindeki etkinliğinin, öncü rolünün güçlendirilmesine ilişkin yapılması gerekenler çok boyutlu, çok katmanlı ve çok ortaklı bir alan. Dolayısıyla bu çalıştaya her görüşten, her kesimden kişi ve kurumların ve paydaşlarımızın katılmasına azami hassasiyet gösterdik. İstedik ki farklı sesler, aykırı görüşler bu platformda özgürce dillendirilsin, tartışılsın… Asgari bir uzlaşmaya dayalı çözüm önerilerinin öğretmenlerimiz, üniversitelerimiz ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle çıkması, alınacak olan kararların uygulanma şansını da çoğaltacaktır. Bu değerli platformdan çıkacak sonuçların ışığında şekillenecek Ulusal Öğretmen Stratejisi Planı ile sorunlarımızın çözümü yolunda hızlı adımlarla yol alacağımıza hiç kuşku duymuyorum. Başarılı olmanın koşulları arasında ilk sırada inanmak ve çalışmanın yer aldığını düşünecek olursak, burada bir araya gelmemiz yapabileceğimize inanmanın güçlü bir teyidini oluşturuyor. Şimdi "nasıl yapabiliriz" üzerine kafa yoracağız ve inanıyorum ki bu toplantıdan bizlere ışık tutacak verimli sonuçlar çıkacak. Değerli katkılarınız için şimdiden teşekkür ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bu haber 1193 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum