Atama bekleyen öğretmenler, öğretmen bekleyen öğrenciler

‘Atama bekleyen öğretmeler' konusunda her ne kadar birileri bakanın ‘bu öğretmenleri süründürdüğü' gibi bir propaganda yürütse de, gerçeklerin öyle olmadığını da biliyorum.

Atama bekleyen öğretmenler, öğretmen bekleyen öğrenciler
17 Eylül 2012 - 11:07
Peşinen tepki göstermek isteyenlere kolaylık sağlamak için, ta en başta yani burada, bu yazının ana fikrini tek cümleyle özetleyebilirim. O cümle şudur: Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in bakan olduktan sonra cesurca, devrim niteliğinde işler yaptığına inanıyor ve bu reformları sonuna kadar destekliyorum. ‘Atama bekleyen öğretmeler' konusunda her ne kadar birileri bakanın ‘bu öğretmenleri süründürdüğü' gibi bir propaganda yürütse de, gerçeklerin öyle olmadığını da biliyorum. Daha önemlisi, bakan Dinçer'in bu konuda da yani, öğretmen tayinleri konusunda ‘öğrencileri kayıran' bir tutum içerisinde olduğunu görmekten, (belki de geçmişte bu konunun mağduriyetini yaşamış biri olduğum için) büyük mutluluk duyduğumu da buraya ilave etmeliyim. Bendeniz, ortaokul ve liseyi Anadolu'nun küçük bir kasabasında okudum ve özellikle lise dönemimde deyim yerindeyse ‘öğretmen yüzü görmedim.' Mesela lise ikinci sınıfta iken toplam iki tane öğretmenimiz vardı ve bu iki öğretmen hem fizik, hem İngilizce, hem matematik, hem edebiyat hem de diğer derslere giriyordu. Tabi onlar yetişemediği için derslerin bir bölümü de boş geçiyordu. Bizim lise de öğretmensiz kalmamızın tek bir nedeni vardı. Bulunduğumuz yer, gelen öğretmenler açısından biraz mağduriyet bölgesiydi ve gelen herkes bir torpil bulup ya eş durumundan ya sağlık durumundan tayinini çıkartıp çekip gidiyordu. Bir öğretmen geldikten sonra iki sene kalmışsa öpüp başımıza koyuyorduk. (9 sene tayin istemeyen Fen Bilgisi öğretmenim Ziya hoca ise hala en büyük kahramanlarımdan biridir.) Dün, Bakan Dinçer'in açıklamalarından öğrendim ki, eğer öğretmen atamalarında her şey öğretmenlerin tercihlerine bırakılırsa, yine benzer bir durum ortaya çıkacak. Yani, bazı yerlerde (büyük şehirlerde) öğretmen fazlası olacakken, benim okuduğum gibi küçük taşra okullarında öğrenciler öğretmensiz kalacaklar. Ayrıca anlamadığım bir şey var. Aylardır, bunca insan atama bekleyen öğretmenlerin sorununu en gürültülü bir şekilde dillendirirken, öğrencilerin hakları ve öğretmenlerin öğrencilere karşı sorumlulukları konusunda neden hiç bir şey söylenmez. Atama bekleyen öğretmenler umarım bunları yazdığım için bana kızmazlar. Onların bu taleplerinin de meşru talepler olduğunu biliyorum. Ki, bakanın söylediğine göre beklenti içindeki öğretmenlerin yarıdan fazlasının ataması da gerçekleşmiş durumda. Ama birileri de öğrencilerin haklarını savunmalı, öyle değil mi? Ayrıca Milli Eğitim Bakanı'nın öğretmenleri süründürdüğünü söyleyenlere, bakanın dün söylediği şu sözleri hatırlatmak lazım. - Biz bütün gücümüzle maksimum seviyede hasta olanların, eş durumundan atama bekleyenlerin hepsi için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Ataması yapılamayanlar içinse birkaç alternatif öneriyoruz. 1-Alan değişikliği yapmayı mümkün hale getiriyoruz. 2- Becayiş mümkün olacak. Yani anlaşmalı değişiklik olacak. 3- Doğu'ya gitmek isteyenlerin muhakkak gitmesini sağlayacağız. 4-Hala eşinin yanına gitmek istiyorsa, ücretsiz izin kullanmalarına izin vereceğiz.” HANİ KAOS ÇIKACAKTI Milli Eğitim Bakanı'nı hedef alan eleştirilerin önemli bir bölümünün ideolojik nedenlerden kaynaklandığı anlaşılıyor. Mesela, eğitime başlama yaşı aşağı çekilince birileri kıyameti kopardı. Sandılar ki küçük yaştaki çocukların velileri rapor sırasına girip, çocuklarını okula göndermeyecekler. Halbuki, çocuğunun okula başlamaması için rapor alan velilerin toplamı yüzde 3 ü bile bulmuyor. Bu da demek oluyor ki, eğitim yaşının erkene alınması fikrine toplumun geniş bir kesimi destek veriyor. 4+4+4 sistemine geçişle birlikte fazladan 700 bin öğrencinin okula başlayacağı, dersliklerin yetmeyeceği, popüler ifadeyle ‘kaos çıkacağını' söyleyenlerin de fena halde yanıldıkları görülüyor. Çünkü, Dinçer'in açıklamasına göre hem yeni yapılan okullar, hem de okul idarecilerinin kullandıkları odaları dersliğe çevirmeleri sayesinde, bu fazladan 700 bin öğrencinin derslik ihtiyacı sağlanmış olacak. “İKNA OLMADIK AMA SAKİNLEŞTİK” Milli Eğitim Bakanı Dinçer, yapılan eleştiriler karşısında soğukkanlılığını koruyup, herkese karşı açık bir tutum izleyerek ikna politikası izliyor. Kendi ağzından ilginç bir anekdot aktarayım. Kısa bir süre önce yaşanan olay şöyle gelişiyor. Sol eğilimli bir siyasi partinin yöneticilerinden oluşan kalabalık bir grup, Bakan Dinçer'i protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlığı'na ‘baskın' yapmaya gider. Öfkeli grubun bakanlığa geldiğini öğrenen Dinçer, tepki göstermek ya da sessiz kalmak yerine bu grubu odasına davet edip konuşma yolunu seçer. Konuşma bittikten sonra baskına gelen politikacılar bakanlıktan şu sözleri söyleyerek ayrılır. “İkna olmadık ama sakinleştik.” Mehmet Acet - Haber7
Bu haber 1293 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum