Yaşamak İçin Hissetmelisin…


Murat Koçak

Murat Koçak

Okunma 28 Kasım 2016, 15:25

     Şehrin kulak tırmalayan sesleri yavaş yavaş duyulmaz oldu. Zaten başı arı kovanı gibi uğultularla dolu olan delikanlının, şehrin seslerinden haberi bile yoktu. Bağlamayı unuttuğu mu yoksa önemsemediği mi belli olmayan ayakkabı bağcıkları yerlere sürtüyor, toza bulanıyordu. Kızarmış ve çökmüş gözlerinin etrafındaki siyah halkalar, uzun zamandır uyuyamadığını belli ediyordu. Tıraş edilmemiş sakalları yüzünün görüntüsüyle birleşince, ortaya ürpertici bir görüntü çıkmıştı.
 
         Asfaltla kaplanmış ana yoldan çıkalı hayli olmuş, dik dağ yoluna sapmasına rağmen ne bir yorgunluk hissetmiş ne de durup dinlenmek aklına gelmişti. Şimdi şose bir yola girmişti ve sağında solunda sık ağaçların olduğu bir bölgeye gelmişti. Şehrin kokusuz ve renksizliği burada ortadan kalkmıştı. Ayaklarını fazla kaldırmadan yürüdüğü için, ara sıra yere sürtünen adımları, yerden biraz toz kaldırmaya ve çakıl tanelerinin etrafa dağılmasına neden oluyordu. Fakat genç adamın, bütün bulanların farkında olmadığı apaçık ortadaydı.
 
    “Oğul!”
    “Hey oğul nereye gidiyorsun?”
            
         Hiçbir şey dinlemeye, kimseyle konuşmaya niyeti yoktu. Hızlanıp oradan uzaklaşmak istedi ama istem dışı bir hareketle, kaygısız, başını sesin geldiği yöne çevirdi. Yaşlı kadın küçük bir kayanın üzerine attığı mindere oturmuş, güleç bir yüz ifadesiyle kendisine bakıyordu. Başörtüsünün dışına çıkmış bir tutam beyazlamış saçları, kırışmış yüzü ve bazıları dökülmüş dişiyle bütünleşen gülümsemesi ilginç bir görüntü oluşturuyordu. Günlerdir ilk defa hoşuna giden bir görüntü oldu bu. Kadıncağız elindeki kahverengi kirman ilen yün eğiriyor, etrafında da birkaç koyun otluyordu.  
 
    “Bennn… Ben bir yere gitmiyorum nine, ben yitiyorum.”
    “Yaratılan hiçbir şey yitmez oğul bilmiyor musun? Yiten bütün şeyler mutlaka yeniden biter. Ölüm, sancılı bir doğuşun habercisidir.”
    “Biliyorum nine, biliyorum da bana faydası yok.”
         Yaşlı kadının yüzündeki gülümseme hiç değişmemişti. Yün eğiren elleri de yılların ezberi bir hareketle ara vermeden işine devam ediyordu. Yaşlı kadın sözlerine devam etti.
    “Kuru kuruya bilmenin kime faydası olmuş ki hissetmelisin.”
    “Neyi hissetmeliymişim?”
    “Toprağın kokusunu, ağaçların yeşilini, ciğerlerine çektiğin havanın değerini ve şu ninenin ellerini hissetmelisin. Hislerin yerini bilgi aldı alalı dünya böyle oldu.”
    “Ben hissediyorum nine. Kalbimi bir kıza verdim, o beni sevmedi; gitti başka birinin oldu. Ne işe yaradı his?
    “Sevgiyi elde etmek sanan birine his ne yapsın. Sevgi vermektir, aşk kaybetmektir en baştan. Sevgiyi gerçekten hak edene verirsen kesinlikle kazanırsın.”
    “Kimmiş gerçekten hak eden?”
    “Sevgiyi de sevileni de yaratan…”
 
         Delikanlı kısa bir süre düşündü. Halbuki düşünmek en son istediği şeydi. Kısa süren düşüncelerinden sıyrılıp:
    “Ben işimi de kaybettim, kendimi de kaybettim; bırak beni nine yoluma gideyim.”
    “Oğul parayı çok bulanda kaybeden gibidir. Ortasını bulamazsan para yüzü güldürmez, çirkinleştirir. Kendini bulmak için de kaybetmeliydin değil mi?”
 
         Genç adam, yaşlı kadının sözlerinden çok gözlerinden etkilendi. Yılların izi gözlerinin kenarındaki çizgilerden belli olmasına karşın, inatla pırıl pırıl parlıyordu. Merhametle ve insanın içine işleyecek derinlikte bakıyordu. Yaşlı kadın, demir maşrapaya doldurduğu köpüklü ayranı delikanlıdan yöne uzatıp seslendi:
    “Al oğul iç şu ayranı! İçerisinde yaşamın bütün tatları vardır.”
    “Bütün tatlar bir bardak ayranın içine nasıl sığar?”
    “Bütün hayatlar ölümün içine nasıl sığıyorsa.”
    “Kafam çok karışık.”
    “Gel otur şöyle, iç şu ayranı ve düşündüğünden vazgeç.”
    “Ne düşündüğümü nerden biliyorsun?”
    “Bakışlarındaki uçurumu görüyorum.”
    “Nine, Allah aşkına! Sen nerede, hangi okullarda okudun?”
    “Ne okuması evlat; ben yün eğirdim, kilim dokudum.”
     “…?”
    “Bak oğul, uzaktaki şu şehri görüyor musun?”
    “Evet…”
    “Şehrin içindeyken de buradan baktığın gibi görebilmelisin, hayatı yaşarken dışından bakabilmelisin.”
 
              Genç adam yaşlı kadının yanına vardı, dizlerinin üzerine çömelip çimenlere oturdu. Uzatılan ayranı iki eliyle kavrayıp bir nefeste sonuna kadar içti. Gözlerinde zorla tuttuğu yaşları serbest bıraktı. Bir süre hüngür hüngür ağladıktan sonra içini çekerek;
    “Nine ben bu halimle dünyada bir işe yarar mıyım?”
    “Bu halinle her işe yararsın oğul, az önceki halinle öteki dünyada da bir işe yaramazdın.”
    “Saçlarımı okşar mısın ninem?” dedi başını öne eğerek.
    “He ya! Okşamaz mıyım?” diye içtenlikle yanıtladı yaşlı kadın.
 
         Genç adamın saçları, yaşlı kadının buruşuk parmaklarında,  rüzgârda kalan başaklar gibi sala sola yatıyordu. Genç adam artık ağlamıyor, yaşlı kadın her zamanki gibi gülümsüyordu. Bir hayat yeniden, son bulmakta olan günün eteğine bütün gücüyle yapıştı.
 
 
 
                                                                                       
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gozumuze batan cople ugrasirken gozumuzun onunu goremiyoruz.Harika bir mesaj vermissiniz. - 10 ay önce
Ruveyda