Türkiye’nin en büyük ve kalabalık üniversitesini yönetmek...

Beş yıl önce rektörlük görevime başladığımda öğrenciliğimle birlikte 40 yıldır mensubu olduğum bu aziz kurumun...

Türkiye’nin en büyük ve kalabalık üniversitesini yönetmek...

Beş yıl önce rektörlük görevime başladığımda öğrenciliğimle birlikte 40 yıldır mensubu olduğum bu aziz kurumun her kademesinde çalışmış olmanın gururunu yaşamaya başladım. İstanbul Üniversitesi’nin o zaman 65 bin öğrencisi, akademik ve idari birimlerde çalışan 10 bin’in üzerinde personeli vardı. Rektörlüğe başladıktan sonra geçen beş yıl içinde akademik ve idari personel sayısında küçük artışlar oldu, ama yüz yüze eğitim alan öğrencilerimizin sayısı 90 bin’e çıktı. Dört buçuk yıl önce kurduğumuz uzaktan eğitim merkezimizin ve 3 yıldır faaliyette olan açık ve uzaktan eğitim fakültemizin öğrenci toplamları 30 bin’e ulaştı. Şöyle düşünebilirsiniz, ülkenin en münevverlerinden oluşan küçük bir orduyuz biz. İstanbul Üniversitesi’nin sadece kıdemli üyeleri yılların birikiminin kokusunu taşımıyor. Beyazıt meydanının tarih süsü ve yükseköğretimin simgesi ana kapıdan girerken yüzyılların üniversite havasını koklamaya, tarihi binaların duvarlarına sinmiş eşsiz deneyimi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu üniversitenin her yeni giren öğrenci ile gençleşen bir ruhu var. ‘Yükseköğretim yönetimi’ kavramının bile sadece son 15 yıldır konuşulduğunu düşünürsek bu kadar büyük ve öğrenci nüfusu hızla artan bir üniversitenin yönetimi için hazır bir formül bulamadığımı tahmin edersiniz. İstanbul’un çeşitli semtlerine dağılmış irili ufaklı kampüsler, Türkiye’nin kendi alanında ilk fakülteleri, enstitüler, bir kısmı Türkiye’nin değişik illerine dağılmış araştırma merkezleri yeni gelen rektörün öğrenmesi için kendilerini görünür kılmaya çalışırlar. Ortak akıllı hedeflere yürümek zor İstanbul Üniversitesi gibi çeşitliliğin ve geleneğin birlikte ön planda olduğu bir kurumda ortak akılla doğru hedeflere yürümek oldukça zor. Hızla değişen ve uluslararasılaşan bir dünyada öncelikli yönetim hedeflerinizin ne olduğunu saptamak, çoğunluğa benimsetmek, değişimi kurumu fazla sarsmadan makul bir hızla sürdürmek, dağınık yapıyı bir orkestra şefinin mahareti ile yönetmek gerekir. Önceliğimiz insan olduğuna göre atılacak tüm adımların temel hedefi insan kaynağınızın gelişimine, hayatlarını kolaylaştırmaya adanmalı. Hep birlikte gelişerek kurumun hızla yükseleceğine birlikte inanmak, ekibinizi ve öğrencilerinizi inandırmak birinci vazifenizdir. Bundan sonrası bilişim teknolojilerinden yardım alarak, başta insan kaynağı olmak üzere, fiziksel yapılar dahil tüm maddi kaynakları doğru yönlendirmek ve yönetmekte. Bunun formülü hem içerideki, hem dışınızdaki ulusal ve uluslararası paydaşlarla yakın ilişki. Öğrencilerinizin ve personelinizin size ulaşabilecekleri, dertlerini ve parlak fikirlerini size iletebilecekleri platformlar oluşturmanız gerekiyor. Bunu twitter ve maillerimi bizzat cevaplandırarak yapmaya çalışıyorum. Dekanlarımız, akademik ve idari birim başkanlarımız bana ayrıca SMS’lerle, birçok internet bazlı iletişim platformları aracılığıyla ulaşıyorlar, günlük faaliyetlerimizi yüz yüze görüşmeye gerek kalmadan da devam ettiriyoruz. Bilirler ki, her yüz yüze görüşme gereksiz zaman israfıdır. Biz hızlı karar almaya ve çözüm üretmeye yönelik bir iletişim ağını ve artık herkes tarafından bilinen bir yönetim üslubunu kullanıyoruz. Rektör olarak yine de her gün birkaç toplantı yapmak zorundayım, ancak bu toplantılar tekil işlerin konuşulmadığı, strateji ya da koordinasyon temalı toplantılar. Rektör yardımcılarımız ve danışmanlarımız sorumluluk alanlarında benzer tarzda çalışıyorlar ve proje odaklı olmayan ikili görüşmelerin birçoğunu benim adıma da yapıyorlar. Benim yaptığım görüşmeler daha çok proje bazlı görüşmeler oluyor. Yine hızla artan sayıdaki dış paydaş ve uluslararası misafir görüşmelerini ilgili yöneticilerimiz ile birlikte ben yapıyorum. Birimlerimizle ortak toplantılarımızın çoğunluğu birden fazla birimi ilgilendiren, koordinasyon ihtiyacının öne çıktığı projelerin tartışıldığı toplantılar oluyor. Birçok göreviniz vardır Rektörlükte öğrenci birimleri beş yıldır yaygınlaştırdığımız bilişim teknolojileri ile öğrencilerin işlerini eskisinden daha hızlı yapıyorlar, açılmayan telefonların ve uzayan prosedürlerin twitter üzerinden bana ulaştığını bilirler. Hızla artan kontenjanlar nedeniyle bilişimin hızının da yetmediği dönemler vardır. Sınav, kayıt ve ders seçme süreçleri daima biraz sıkıntılı oluyor, rektörlük ve dekanlıklardaki öğrenci işleri sorumlu ve çalışanları insan üstü bir gayretle öğrenci odaklı tutumumuzu sürdürmeye çalışırlar. Bir rektör olarak iyi bir mimar-müteahhit, finansçı, insan kaynakları uzmanı, iletişim gurusu, eğitim ve araştırma üstadı olmanız beklenir. Büyük üniversite hastanelerimizin profesyonel yönetimi gibi tek başına 500 milyon bütçeli bir hizmetin aksamadan yürümesi de sizin işinizdir, acilde biraz fazla bekleyen hastanın şikayeti ile bizzat ilgilenmek de... Üniversitenizi motive etmenin yanı sıra, ilişkide olduğunuz tüm kurum ve kuruluşlarla iyi ilişkilerden en çok siz sorumlu olursunuz. İstanbul Metrosunun yeni Vezneciler durağının isminin İstanbul Üniversitesi olarak değiştirilmesi dahil birçok konunun sizin tarafınızdan halledilmesi beklenir. Yakın çalışılanlarınızın sağlık sorunlarında bizzat devreye girmeniz de, Avcılar Kampüsü’nde reçeteye istediği ilacı yazdıramayan hocanın problemini hemen halletmeniz de işleriniz arasında. Beyinlere takılmayıp kalpleri de yönetebilirsiniz. Tüm bu işler ahenk içinde yürür, alınan her tapu, yükselen her yeni bina, başarı ve mutlulukla mezun olan her öğrenci, doçent olan her genç öğretim üyesi, kötü giden her işin sorumlusu olarak sizi gördüğü kadar, mutluluklarının da baş sebebi olarak sizi görür ve bu duygularını paylaşır. Büyük ve kalabalık bir üniversitenin yönetiminin mutlu bir görev olabilmesinin en büyük nedeni de budur. Prof. Dr. Yunus SÖYLET - İstanbul Üniversitesi Rektörü Hürriyet
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.