TEOG SBS ve OKS'den sonra MEB doğru bir yola girebilir mi ?

Her Biri Kısa Ömürlü Olan OKS, SBS VE TEOG Denemelerinden Sonra Milli Eğitim Bakanlığı Doğru Bir Yola Girebilir mi?

TEOG SBS ve OKS'den sonra MEB doğru bir yola girebilir mi ?

Prof. Dr. Nizamettin KOÇ
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
Ölçme ve Değerlendirme Anabilim Dalı (Emekli)

TEOG’un kaldırılması ekseninde; “Öğrenci başarı gelişiminin değerlendirilmesi”, “Öğretim kademeleri arasındaki geçişler”, “Öğretim kademeleri arası geçişte başarı notlarının kullanılması” gibi konular son günlerde yazılı ve görsel iletişim araçlarındaki tartışmaların ilk gündem maddesi haline gelmiş gibi görünmektedir.
Aynı iktidar döneminde Bakanlara göre değişen OKS, SBS ve son olarak da TEOG adları altında; akademik dayanaklardan ve uzmanlığa dayalı çalışmalardan yoksun olarak, adeta “yangından mal kaçırırcasına!” apar topar bir yaklaşımla yürürlüğe konan bu uygulamaların olumsuz sonuçlarını; öğrenciler, veliler, öğretmenler başta olmak üzere toplum olarak hepimiz yaşadık ve halen de yaşamaya devam etmekteyiz. İlginç olan bir durum da; belirli bir anlayışın estirdiği rüzgar çerçevesinde bu değişiklikleri hızlı bir biçimde yürürlüğe koyanların bu uygulamalardan, diğer bir anlatımla “ortaya koydukları üründen kısa bir süre sonra yakınır” hale gelmeleridir!

Yukarıdaki uygulamaların bir benzeri “4+4+4 uygulaması”nda da yaşanmıştır. Ankara, Hacettepe, ODTÜ, Ege, Başkent, Maltepe üniversiteleri başta olmak üzere, çeşitli üniversitelerin ciddi akademik gerekçelerle, “akademik kurul kararları” ile karşı çıkmalarına rağmen yine hızlıca “4+4+4 uygulaması”na geçilmesi “ilköğretim” ve “ortaöğretim (genel ve mesleki teknik öğretim) başta olmak üzere, eğitimimizde birçok belirsizliğin ve karmaşanın yaşanması durumlarını ortaya koymuştur. Zira, bu değişikliklerin hiç birisi konuyu eğitimin bütünlüğü çerçevesinde ele alan,“sistem yaklaşımı”na dayalı değişiklikler olmamıştır. Böyle olduğu içindir ki “kısa ömürlü uygulamalar” olarak, kuşkusuz sistemin tümüne verdikleri zararlar ve bunları uygulamaya koyanlar ile birlikte eğitim tarihimizde yerlerini alacaklardır.

TEOG’da olduğu gibi, esasen ilköğretimin sonunda tüm öğrencilerin girmek zorunda bırakıldıkları ve sonuçlarının ortaöğretim programlarına seçme ve yerleştirmede kullanıldığı merkezi olarak uygulanan sınavların/testlerin kullanılmasının, özel niteliği ve konumu olan ortaöğretim kurumları (Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Mesleki ve Teknik Liseler; TED, Tevfik Fikret, Galatasaray, Kabataş Liseleri vb.) dışında, uygun bir uygulama olmadığı uzmanların ortak bir görüşü niteliğindedir. Nitekim, kendisini rahmetle andığımız Eğitimci Bakan Sayın Avni Akyol’un bakanlığı döneminde değişik üniversitelerden konunun uzmanı akademisyenler ile Talim Terbiye Kurulu ve ilgili Genel Müdürlüklerin Uzmanlarından oluşan 35-40 kişilik bir uzman grubun dört ayı aşkın yoğun çalışmaları sonucu hazırladığı ve Bakanlığın yayını haline de gelen “Ölçme ve Değerlendirme Özel İhtisas Komisyonu Raporu1”nda da bu önerilmiştir.

Belirtilen bu önemli rapor başta olmak üzere, Bakanlara göre değiştirilerek uygulamaya konulan OKS, SBS, TEOG ile birlikte 4+4+4 gibi değişikliklerin çok kısa süren “hazırlık aşamaları”nda; ilgililerle özellikle konunun uzmanları ile yeterli paylaşımlarda bulunulmadığını, yukarıda belirtilen “Ölçme ve Değerlendirme Özel İhtisas Komisyonu Raporu” ve çeşitli üniversitelerin görüşlerini yansıtan raporların, en yumuşak ifade ile yeterince dikkate alınmadığını hayretle ve üzülerek izledik. Özetle, her biri 3-4 yıl ömürlü olabilen bu uygulamalara “apar topar” girilirken adı tüm eğitimcilerin malumu olan bir sendikanın görüşü dışında kalan görüşler pek dikkate almamıştır. Bu yaklaşımların sonunda da gelinen tablo ortadadır.

Peki şimdi ne olacak? Uygulamasına son verilen TEOG yerine Bakanlık nasıl bir uygulama getirecek? Kültürümüzde “Şimdiye kadar yaptıkları yapacaklarının teminatıdır” diye bir söz vardır. Güncel tartışmalara baktığımızda Bakanlığın; uzun ömürlü olacak, öğrenciler, veliler, öğretmenler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini tatmin edecek, bilimsel temelleri sağlam, tüm öğrencilerin hak ve hukukunu koruyan bir uygulamaya yönelme konusunda bir yaklaşımının olduğu ya da olacağı gözlenememektedir. Diğer bir anlatımla,“Temel Eğitim”, “Ortaöğretim” ve “Yükseköğretim” olmak üzere, eğitim sistemimizin bütünlüğü içinde konuyu ele alan çalışmalara yönelme konusunda iyimser olmamıza neden olabilecek göstergeler maalesef henüz görünmemektedir. Sonuncusu TEOG olan şimdiye kadarki sorunlu uygulamalardan sonra bugünlerde Bakanlıkça üzerinde çalışıldığını basından öğrendiğimiz “Adrese dayalı yerleştirme”, “Her okulun kendi sınavını yapması”, “öğrencilerin not ortalamalarına göre ortaöğretim kurumlarına yerleştirilmesi” gibi uygulamaların; bir “sistem yaklaşımı” çerçevesinde her boyutu gözetilmeden ve uzmanların görüşü alınmadan yürürlüğe konması halinde, mevcut sorunlara çözüm getirmek yerine daha da karmaşıklaştıracağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur.
 
Arka arkaya tekrarlanan bu kadar hatalı ve her birisi önemli sorunlara neden olan uygulamaları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, ilk akla gelen meşhur fizikçi ve filozof Albert Einstein’in “Sorunlar onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez” özdeyişi olmaktadır.

Kısa Ömürlü Uygulamaları Getirenler Şimdi Ne Yapılmasını Öneriyorlar?
Her biri kısa ömürlü uygulamalardan sonra, uygulamaları başlatanların; bu uygulamaların başındaki ve sonundaki değerlendirmeleri gerçekten mizaha konu olabilecek nitelikler taşımaktadır. TEOG yürürlüğe konulurken zamanın Bakanı Sayın Nabi Avcı’nın ,halen internet ortamında rahatlıkla ulaşılabilen ve getirilen uygulamayı göklere çıkaran söylemleri ile bu uygulamanın kaldırılması kararından sonra eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik’in basında yer alan aşağıdaki açıklaması bunların çarpıcı örneklerinden sadece ikisini oluşturmaktadır.
 
“Benim Milli Eğitim Bakanlığım, 1 Mayıs 2009’da sona erdi. Benden sonra gelen arkadaşım, üç yılda 3 sefer yapılan SBS’yi yine 8. Sınıfın sonunda yapılan tek sınava dönüştürdü. Tamamen olmasa da büyük çapta başa dönülmüş oldu. Ondan sonra gelen arkadaşımız, hızını alamayarak sınavları büsbütün kaldıracağını söyledi. İnsanlar haklı olarak sormaya başladılar. Kim fen liselerine ve diğer nitelikli liselere, kim taşradaki sıradan liselere hangi ölçü ve kriterle girecek? Tek başına İlköğretim Başarı Puanı bunun için yeterli mi? Okulların not şişirmelerinin önüne nasıl geçilecek? Sınavlar büsbütün kaldırılırsa taşradaki başarılı çocukların Türkiye’deki başarısı kanıtlanmış belli başlı liselere girmeleri imkansız hale gelmez mi? Çok rağbet olan liseler kura çekemeyeceklerine göre, her okul kendi sınavını yaparsa torpil, kayırma alıp başını yürümez mi?

Sınavlar kaldırılacak vaadi tedavülde iken göreve Nabi Bey geldi. Nabi Bey’in merkezi sınavların kaldırılacağını ilan edeceği basın toplantısından, sonradan adı TEOG olarak konacak olan nurtopu gibi bir bebeğimiz oldu. Sınavların kaldırılacağı vaadinden yılda 12 sınav çıkmıştı.” (Cumhuriyet Gazetesi,21 Eylül 2017, sf.1)
 Yapılması Gereken Nedir?
Eğitimin tüm ögelerini, bir “sistem yaklaşımı” ve “planlama” anlayışıyla bütünüyle ele alan tümüyle bir sistem değişikliğine gidilmeden, sistemin bazı öğeleri ile “reform” adı altında günübirlik uygulama değişiklikleri ile sorunların üstesinden gelmek mümkün görünmemektedir. Kuşkusuz, Milli Eğitim Bakanlığı; çağdaş diye nitelendirilebilen eğitim sitemlerini incelemeye, araştırmalara, uzmanların görüşlerine ve “Şura Kararlarına” dayanan uzun erimli çalışmalarla “tüm bir sistem değişikliği” ile sonuçlanacak “yasal düzenlemelere” gitmenin yolunu açabilir. Böylesi bir çalışmaya girişmek ve tüm toplumu rahatlatacak, günlük politik esintilere göre kısa süre içinde değişime uğramayacak, devamlılığı olan bir sonuca ulaştırmak; geride bıraktığımız on yılı aşkın süre içinde apar topar bir yaklaşımla uygulamaya konulan ve kısa bir süre sonra da uygulamaya koyanların bile yakınır hale geldikleri uygulamalardan daha zor bir iş olduğu açıktır. Nitekim eğitim tarihimizde, böylesi uzun erimli ve ciddi hazırlıklara, şura kararlarına, uzman görüşlerine, dayanılarak yapılan değişikliklerin güzel örnekleri de bulunmaktadır. VIII. ve IX. Milli Eğitim Şuralarını takip eden dönemlerde eğitimimizdeki bazı gelişmeler bunların somut örnekleri olarak kabul edilebilir.
Bahsedilen örneklerden birisi olan VIII. Milli Eğitim Şurası, yükseköğretim önüne yığılan öğrencilerin yarattığı sorunların yoğun bir biçimde yaşandığı bir dönemde 28 Eylül – 3 Ekim 1970 tarihleri arasında toplanmıştı. “Ortaöğretimin kuruluşu ile yükseköğretime geçişin yeniden düzenlenmesi” ana gündemiyle (konusuyla) toplanan Şura’da tartışma ve değerlendirmeler öylesi noktalara ulaştı ki bunlar 16.06.1973’te çıkarılan ve halen yürürlükteki 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu”nun temelini oluşturmuştur.
Yine 24 Haziran – 4 Temmuz 1974 tarihleri arasında, “Milli Eğitim Sisteminin bütünlüğü içinde programlar” ve “Öğrenci akışını düzenleyen kurallar” ana gündem maddeleri ile toplanan IX. Milli Eğitim Şurası örnek alınabilecek ikinci bir ciddi çalışma niteliğindedir. Zira bu iki Şurada da yapıldığı zamanlara kadarki bilimsel bilgi birikimlerine, araştırma sonuçlarına, uzman görüşlerine dayanan önemli kararların alındığını görmekteyiz. Böyle olduğu içindir ki atıfta bulunulan Şura’lardan sonra uzun yıllar, “ortaöğretime geçiş” ve “merkezi sınavlar” konularında son on beş yılda; öğrenciler, veliler, öğretmenler başta olmak üzere toplum olarak yoğun biçimde yaşadığımız sorunlar düzeyine ulaşan bir tablo ortaya çıkmamıştır.
Sonuç olarak, OKS, SBS, TEOG ve “4+4+4” uygulamalarından sonra, MEB’nın yeni arayışlarında, işleri aceleye getirmeden yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi konuyu bir “sistem yaklaşımı” çerçevesinde ele almayı temel alan bir yola girmesi toplum olarak hepimizin yararına olacaktır.
 
Eğitimajansı.com

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.