Müfredat tartışmaları bitmek bilmiyor

Okul başladı fakat müfredat tartışmaları bitmek bilmiyor. İslami eğitim mi müslümanları eğitmek mi ?

Müfredat tartışmaları bitmek bilmiyor

Sosyal medya hesabı aracılığıyla tanıştığı üniversite öğrencisi genç kadına cinlerin musallat olduğunu belirterek sirkeli su içirip cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen 26 yaşındaki üniversite öğrencisine 19 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle dava açıldı." Yukarıdaki ifadeler, geçtiğimiz yıldan bir habere ait. İki üniversite öğrencisi var bu hikayede ve habere göre genç kadın, kendisine cinlerin musallat olduğunu düşünerek failin evine gidiyor, etki altına alınıyor ve cinsel istismara uğruyor. Üniversite eğitimi almış, çocuk da olmayan bir kadın için "istismar" tabirini kullanmak doğru mudur? Belki de doğrudur. Bu genç kız, tecavüzcünün tuzağına kendi "hata"sından dolayı değil (zaten tecavüzde kurbanın hatasından söz etmek pek mümkün değil), geçtiği tedrisatın onu böyle bir sömürüye açık hale getirmesinden dolayı düştü.

ÇOCUKLAR VE DİNİ EĞİTİM

Kathleen H. Corriveau ve arkadaşlarının yaptığı şahane bir deney var. Dindar ve dindar olmayan ailelerden gelen çocukları toplayarak bu deneyi gerçekleştiriyorlar. Anaokulu çağındaki çocuklara önce iki kutu gösteriyorlar, birinin üzerinde tahtaya yazı yazan bir öğretmen resmi ve "gerçek" ibaresi, diğerinde resim çizen bir flamingo resmi ve "kurgu" ibaresi var. Çocuklara, "önünüzde iki kutu var, size verilen fotoğrafları gerçek karakterlerse ilk kutuya, gerçekdışı karakterlerse diğer kutuya koyun" diyorlar, hakkında kısa bilgiler aktararak Edison gibi tarihi ve ünlü insanlar ya da masal karakterlerinin fotoğraflarını veriyorlar. Çocuklar bu fotoğrafları gerçek ya da kurgu kutularına koyuyorlar. Daha sonrası deneyin kırılma noktası. Çocuklara gerçek, dini ve fantastik olmak üzere üç farklı türde öyküler anlatıyorlar ve bunları gerçek ya da kurgu olarak sınıflandırmalarını istiyorlar. Dini öyküleri İncil'den alıyorlar, öyküdeki sıradışılık ya da gerçekdışılık "tanrı müdahalesi" ile belirleniyor. Gerçek öykülerde hiçbir doğaüstü durum yok. Fantastik öykülerde ise gerçekdışılığın kaynağı sihirli güçler ve benzeri motiflerle açıklanıyor. Çocuklardan bu öyküleri tasnif etmeleri istendiğinde belirgin bir ayrışma gözlemleniyor: Dindar olmayan ailelerin çocukları, evet, gerçekçi öyküleri gerçek, dini öyküleri kurgusal olarak tasnif ediyorlar. Dindar ailelerin çocukları ise dini öyküleri, tanrı fikrini rasyonel gördükleri ve hikayelere aşina oldukları için, gerçek kabul ediyorlar. Ancak sorun üçüncü sınıf öykülerde: Dindar ailelerin çocukları fantastik öyküleri gerçek olarak işaretlemeye meyilliler. Neyin gerçek, neyin fantastik olduğunu ayırt etmede ciddi güçlük çekiyorlar. Gerçeklik ve fantastiklik-akıldışılık-gerçekdışılık algıları sorunlu. "Putları devirecek İslamın sesi yine Görenler gitti zulmet, geldi huzur diyecek." Abdürrahim Karakoç, imam-hatiplilere armağan ettiği 'Müjde' şiirinde böyle diyordu. Peki bu dindar nesil, huzur getirecek mi gerçekten?

TEOG'un kaldırılması, Evrim gerçeğinin müfredattan kaldırılması gibi hadiseler şu sıralar gündemi çok meşgul ediyor. İktidarın bir yandan, Karar'daki "Türk'ten Haymatlos olur mu?" yazımda değindiğim nitelikli genç nesli yitirme tehlikesini fark edip bizzat Cumhurbaşkanı ağzından buna dikkat çekmesi güzel. Ancak bunu engellemek için imam-hatipler lehine düzenlemeler yapıp, evrimin müfredattan kaldırılması akıl alır gibi değil. Fen Liseleri, Anadolu Liseleri gibi kurumları ortadan kaldırmasa bile işlevsizleştirecek düzenlemeler bir "eşitlik" iddiasıyla yürütülüyor ancak, her lisenin adını Anadolu yahut Fen Lisesi koymakla kalite yükselmiyor; her ilde üniversite açılmasının akademik camiamıza olumlu etkisi olmak şöyle dursun, çok olumsuz etkilerinin gözlemlenmesi gibi. Evrim meselesi ise çok daha ilginç, "yerli ve milli" isimler, hıristiyan teolojisinin açmazları nedeniyle Amerikan menşeili kampanyaların hedefine oturan evrim teorisine karşı olmayı -üstelik bu kaynaktan öğrendikleri temelsiz argümanlarla- marifet sayıyorlar.

Evrim olgusunu açıklayan ve bilimin en önemli çalışma sahalarından olan evrim teorisini öğrenmeden yetişen bir gençliğin herhangi bir akademik konuda başarı göstermesini beklemek komik. Şu halde çocuk yaştan itibaren din eğitimi alan gençlerin gerçek ile kurgusal olanı ayırmada sıkıntı yaşayacakları ve evrim teorisi gibi gerçeklerden uzak, dolayısıyla doğrudan kurgusal kaynaklardan beslenen bir eğitimden geçecekleri kesin. Bu gençlerin devlet adamlarımızın arzu ettiği üreten, katma değer yaratan, icatçı ve keşifçi gençler olmasını ne sağlayacak? Gençler bilimsel gerçekleri öğrenip, ülke yararına nitelikli insanlar olarak yetiştirilip, yetenek ve bilgilerini bizi "ileri" götürmek için kullanmalarına şans tanınmayacaksa, imam hatipliler nasıl huzur getirecek?

TEOLOJİ DEĞİL ONTOLOJİ

Türkiye'de "muhafazakarlar"ın, ya da daha doğru bir ifadeyle İslamcıların, meseleleri ontolojik değil, teolojik açıdan ele almak gibi bir sorunları var. Bu sorun elbette laik bir düzlemden baktığımızda sorundur; belki de gerçekten inandıkları din, İslamcıların yaptığı gibi her meselenin teolojik açıdan ele alınmasını zorunlu tutuyordur. Ancak bir ideal, bir fikir ve din olarak İslam ile, etten, kemikten, kandan ibaret ve "dünyanın kuralları"na göre yaşamaya mecbur olan "Müslümanlar" ayrımı var. Sözgelimi Müslüman toplumların müreffeh yaşamaları, Müslümanların çoğunlukta olduğu devletlerin, misal, nükleer silah, ileri teknoloji vs. sahibi olmaları gerekiyor. Bunların da tecrübi ve ilmi olarak sabit yolları, hiç değilse bunları mümkün kılan yahut kolaylaştıran sistemler var.

TOPLUMSAL FAYDA KRİTERİ

Bilimsel düşünce, kamusal alan, vatandaşlık ve evrensel haklar gibi konseptler tam da Batı'nın bugün ezici bir şekilde üstün olmasını sağlayan nedenler. Hani, tarihte ve günümüzde birçok Müslüman topluluk ya da hareket, kendilerinin "Allah'ın ordusu" olduğunu iddia ediyorlar ya. Objektif açıdan bakınca bu Allah'a eksiklik atfetmek gibi geliyor: Allah, hafif silahları, komik ekonomisi ve zayıf teknolojisiyle bir Ortadoğulu grubu mu ordusu yapar, yoksa 11 tane uçak gemisi olan Amerika'yı mı? İşin bir diğer boyutu da var tabii. Birçok indekse göre Müslümanlar en çok Müslüman olmayan ülkelerde rahat ediyorlar. Teolojik değil, ontolojik bakmaktan kastım biraz bu. Hatta, teolojik bakarsak yine Müslüman olmayan ülkeler daha islami: Hırsızlığın, rüşvetin, yolsuzluğun az olduğu, kamu malının ve çıkarının korunduğu, iş ahlakının ve ücret adaletinin dengeli olduğu bir Avrupa ülkesi, teolojik açıdan da "Müslüman ülke"lerden çok daha islamidir. Konuyu dağıtmadan tekrar eğitim özeline gelirsek, iyi Kuran okuyan insan, yalnızca iyi Kuran okuyan bir insandır. Şahsi olarak belki çok sevap işliyor olabilir, ancak toplumsal anlamda "faydalı" değildir. Devlet kaynaklarının vatandaşların iyi birer Kuran okuyucusu olması için kullanılması bu açıdan abes ve zararlıdır; bireylerden cemiyetin iyiliği için toplanan vergilerle yapılan faaliyetler cemiyet menfaatini gözetmek zorundadır. Ancak iyi bir bilim adamı, doktor, mühendis, öğretmen, müzisyen (...) cemiyete faydalıdır. Bu faydalı bireyler aynı zamanda iyi birer Kuran okuyucusu olabilirler de. İslam'ı değil, "Müslümanlar"ı önceleyen bir bakışın, iyi Müslüman yetiştirmeye değil, iyi bilim adamı, doktor, mühendis, öğretmen, müzisyen (...) yetiştirmeye odaklanması gerekir. Eğitim sistemimizin mevcut başarısızlığı karşısında, özellikle iktidar partisi ve destekçilerinin sorması gereken sorulardan biri şu: Muhafazakar bir ebeveyn, başarılı ve parlak bir öğrencilik hayatı geçiren çocuklarını imam hatip okuluna göndermek ister mi? İkincisi, bu okullar ve evrim teorisini müfredattan kaldırmak gibi politikalar eğer üstteki paragraflarda yazılan doğru ise, çocuğa faydalı olmak şöyle dursun, onun için zararlı olacaktır. Öyleyse bu politikayı, karar alıcı ya da seçmen olarak, desteklemek mantıklı mıdır?

ÇARE ÖZGÜR EĞİTİM

Müslümanların "Müslüman olmayan dünya" karşısında dik ve onurlu olmak, o dünyanın ezici gücü karşısında bekalarını güvenlik altına almak gibi bir amaçları varsa, bunun yolu çocuklara dini olmayan bir eğitim vermekten, evrim teorisi öğretmekten, üniversiteleri özgür kılmaktan geçiyor. Put devirme amacıyla değil de, tapınak dikme yeteneğiyle donatılan öğrenciler böyle bir tedrisattan geçerse, bizzat en yetkili ağızdan, Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen beyin göçü tehlikesinin önü alınacak, "yerli ve milli" gençler yüzümüzü ağartacaktır. Teolojik açıdan donanımlı ancak pratik açıdan yetersiz nesiller yetiştiğinde ne olduğunu ise, ortaokul öğretmenimden dinlediğim meşhur anekdottaki manzara anlatıyor: Türkler, Fatih öncülüğünde teknolojide ilerler, yeni ve etkili top modelleri geliştirip yurtdışından usta getirerek "know-how" transferi yaparlarken, Bizanslı alimler meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış. Osmanlı torunu mu olacağız, Bizanslaşmayı mı tercih edeceğiz, eğitim politikamızın seyri bunun işaretlerini verecek. 


KARAR



 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.