Koncuk Açık Açık Tehdit Etti

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Osmaniye Şube Başkanlığı’nın düzenlediği istişare toplantısına katıldı.

Koncuk,'' İş güvencemize dokunulması halinde her türlü riski

Koncuk Açık Açık Tehdit Etti

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Osmaniye Şube Başkanlığı’nın düzenlediği istişare toplantısına katıldı. Toplantıya Genel Sekreter Musa Akkaş, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Osmaniye Şube Başkanı Ahmet Kandemir ve Şube Yönetim Kurulu, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy, Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara, Osmaniye İl Başkanı Fahri Kuyulu, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikalarımızın Osmaniye şube başkanları ve şube yönetim kurulu üyeleri, Türkiye Kamu-Sen Adana İl Temsilcisi Selahattin Dolgun, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların Adana şube başkanları ve şube yönetim kurulu üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının başkanları, Türk Eğitim-Sen Osmaniye eski şube başkanları, Türk Eğitim-Sen’in İlksan delege adayları ve çok sayıda üyemiz katıldı.
Türk Eğitim-Sen vefalı insanların oluşturduğu bir teşkilattır. Teşkilatımız bu vefa anlayışıyla bundan sonra da yoluna devam edecektir.
Genel Başkan İsmail Koncuk toplantıda yaptığı konuşmada sözlerine “Mücadelemize emek vermiş, alın teri dökmüş, ister şube başkanı, ister yönetim kurulu üyesi, ister üye olsun, birbirimize olan sevgimizi kaybetmediğimiz sürece bu teşkilatın büyümesinin önünde hiçbir güç engel olamaz. Türk Eğitim-Sen vefalı insanların oluşturduğu bir teşkilattır. Teşkilatımız bu vefa anlayışıyla bundan sonra da yoluna devam edecektir” diye başladı. 
Adına ‘çözüm’ dediğiniz bu süreçte, asfaltın altına tonlarca bomba yerleştirilirken, şehirlere silah yığınağı yapılırken, buna çözüm süreci zarar görmesin diye ses çıkarmayacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi?
Ülkemizde yaşanan terör olaylarına değinen Koncuk, aziz şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet dileyerek şunları ifade etti: “ Biz dünü çok çabuk unutan bir toplum haline geldik. Çözüm süreci rezaletini hep birlikte yaşadık. Çözüm süreci milletimize ‘Anaların gözyaşları dinecek’ ‘Türkiye’de kardeşlik, huzur hâkim olacak’  şeklinde anlatıldı. Hatta akil adamlar heyeti oluşturulduğu zamanlarda dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay beni de aradı ve ‘Akil adamlar heyeti kuruyoruz. Sizi de bu heyet içinde görmek istiyoruz. Kabul etmenizi bekliyoruz’ dedi. Ben de ‘Teşekkür ederim ama ben inanmadığım bir süreç içinde olmam’ dedim. Nitekim çözüm süreci ile ilgili düşüncelerimizi, endişelerimizi de fırsat buldukça tek tek dile getirdik.
Bakınız; akil adamlar heyeti Türkiye’nin neresine gittiyse, Türkiye Kamu-Sen mensupları onların ensesine bindi. Osmaniye’de, Antalya’da, Adana’da her yerde Türkiye Kamu-Sen mensupları sözde aslında akil anlayışın, akil ihanetin karşısında durdu. Hatta Balıkesir’de bu protestolara katılan arkadaşlarımıza dava açıldı, yargılandılar. Ben de Balıkesir Adliyesi önünde bu arkadaşlarımızın yargılanmasını protesto ederken, konuşmamda mahkeme heyetini tehdit ettiğim gerekçesiyle hakkımda dava açıldı, yargılandım. Ama söyleyeceklerimizi söyledik.”
Biz kimseye bir şey demeyelim mi? Adına ‘çözüm’ dediğiniz bu süreçte, asfaltın altına tonlarca bomba yerleştirilirken, şehirlere silah yığınağı yapılırken, buna çözüm süreci zarar görmesin diye ses çıkarmayacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi? Bu adamlar neden asfaltın altına bomba döşüyor? Bunu idrak edemiyor musunuz? Bunun adı hainliktir. Herkes şunu bilsin: Bunu görmeyenler olabilir ama bu milletin içerisinde öylesine dinamik insanlar var ki, yapılanları unutmayacaktır. Bunları görmezden gelen o valilere, o kaymakamlara sesleniyorum: Nereye gidersiniz gidin, eninde sonunda bu yaptığınız görevi ihmalin ve aymazlığın hesabını bu millete ve şehitlerimize vereceksiniz. Kaçışınız yok. Bugün rahat edebilirsiniz, gerçi vicdanlarınız nasıl rahat onu da bilmek mümkün değil. Yarın yaptıklarınız hesabını bu millet size soracaktır.
Terörle mücadelede bizim tarafımız elbette Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerimizin yanıdır. Çözüm süreci ile ilgili eleştiri ve söz söyleme hakkımız ise bakidir.
7 Haziran’dan bugüne verdiğimiz şehit sayısı yaklaşık olarak 300’dür. Şehitlerimiz elbette bizim için son derece önemlidir. Bizler vatanımız için canımızı seve seve veririz ama bir de işin şu tarafı var. Birileri ihanet etti diye, benim memleket evladım neden can versin? Bunun hesabını sormak gerekmez mi?
Bugünlerde biz yaşananları çok gündeme getirmiyoruz. Çünkü ülkemizin bir tarafında adeta savaş var. Terörle mücadelede bizim tarafımız elbette Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet güçlerimizin yanıdır. Dolayısıyla bazı şeyleri şimdi ifade etmiyoruz ama unutmuyoruz. Çözüm süreci ile ilgili eleştiri ve söz söyleme hakkımız bakidir. Bu hataları yapanlar korkuyla yaşasınlar.
İhanet sürecinin bir şekilde parçası olanlar da, öyle bir gün gelecek, 2010 KPSS hırsızlığını yapanlar gibi tespit edilecek.
İhanet sürecinin bir şekilde parçası olanların 2010 KPSS hırsızlığını yapanlar gibi birg ün tespit edileceğini kaydeden Koncuk şöyle konuştu: “Hatırlarsınız 2010 yılında KPSS hırsızlığı yaşanmıştı. KPSS hırsızlığını belgesiyle biz ortaya çıkardık. O dönemin siyasi erki, YÖK Başkanı benim için ‘yalan söylüyor’ dedi. KPSS’de hırsızlık yapıldığına dair belgeyi ortaya koyduğum zaman ise Eğitim bilimleri Sınavı’nı iptal etmek zorunda kaldılar. O zaman şunu demiştim: Bu memleket evlatlarının alın terini çalarak öğretmen, memur olanlar ömürleri boyunca korkuyla yaşayacaklar. Suçlular 3-5 sene sonra tespit edilecek ve gereken cezayı alacaklar. Nitekim dün beni yalancılıkla suçlayanlar, bugün ortaya koyduğumuz deliller üzerinden hareket ederek, KPSS’de hırsızlık yapanları tespit etmeye çalışıyorlar. İşte ihanet sürecinin bir şekilde parçası olanlar da, öyle bir gün gelecek, 2010 KPSS hırsızlığını yapanlar gibi tespit edilecek. Emin olun onlar da şu anda bu korkuyla yaşıyorlar.”
İster milli eğitim müdürü olsun, ister ilçe mili eğitim müdürü olsun, ister şube müdürü olsun haksızlıkları yapanları unutursanız vallahi size de yazıklar olsun, bize de yazıklar olsun!
Cumhurbaşkanı’nın 1 Kasım seçimleri öncesinde “1 Kasım'da 550 tane yerli ve milli milletvekili istiyorum” sözlerini hatırlatan Koncuk, Türkiye Kamu-Sen mensuplarının yüzde 100 yerli ve yüzde 100 milli olduğunu belirtti. Buna rağmen Türkiye Kamu-Sen mensuplarının yöneticilik makamlarından uzaklaştırıldığına dikkat çeken Koncuk şunları kaydetti: “Yüzde 100 yerli, yüzde 100 milli ve vatansever insanları yöneticilik makamlarından birer birer uzaklaştırdılar. Bunların ortak özelliği, Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen üyesi olmasıdır. Şunu biliyorum ki; bu arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunun Türk milli eğitimine Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’dan çok daha fazla hizmeti ve emeği vardır. Ama ne yaptılar? Vatansever, ahlaklı, dürüst arkadaşlarımızın görevlerine bir kanun çıkararak bu çeteler marifetiyle son verdiler. Bu tezgâhın içinde olan çete mensupları hakkında suç duyurusunda bulunduk. Tarihe not düşmek için, isimlerini unutmamak için suç duyurusunda bulunduk. Bunlar görevi kötüye kullanma suçu işledi, kul hakkı yedi. Onlar da o korkuyla yaşasın. Bugün masanın bu tarafında işim tıkır, geleceğim garanti zannediyor olabilirler. Emin olun; 3-5 yıl sonra bu ülkede ne olacağını Allah bilir. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır. Hukuk yoluyla bunların burunlarından fitil fitil getireceğiz. İster milli eğitim müdürü olsun, ister ilçe mili eğitim müdürü olsun, ister şube müdürü olsun haksızlıkları yapanları unutursanız vallahi size de yazıklar olsun, bize de yazıklar olsun! Hesabını soracağız. Bu haksızlıklara vesile olanlar yastığa başlarını koyduklarında o korkuyla uyusunlar. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşananlardan söz etmiyorum. Tarım İl Müdürlüğü, Orman İl Müdürlüğü, Sağlık İl Müdürlüğü gibi tüm kamu kurumlarında da farklı şeyler olmuyor. Hepsini takip ediyoruz. Hukuk önünde eninde sonunda gereken muameleye tabi tutulacaklar. Türkiye Kamu-Sen mensupları ne yapmış? Bu vatana millete hizmet etmekten başka kaygısı olmayan bu insanları siz yöneticilik görevinden alacaksınız, yerlerine bu görevlere hiç layık olmayan bilgisiz, kabiliyetsiz yağcılık yapan insanları getireceksiniz, bunu kabul edemeyiz. Türkiye Kamu-Sen mensupları bu ülkenin ikinci sınıf vatandaşı değildir.”
Ülkemizin hukuken özürlü olmaya koşar adım yaklaştığını, insan haklarının gasp edildiğini biz söylemeyeceksek, bunları görmezden geleceksek, o zaman neyin sivil toplum örgütüyüz?
Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçenlerde Başbakan’ın da katıldığı bir toplantı vardı. Başbakan toplantıda ‘Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız. Gelin öyle bir Anayasa yapalım ki milletin hizmetinde olan bir devlet olsun’ dedi. Ben de kendisine ‘Başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerinize katılmıyorum. Başkanlık sistemi hariç konuşmanızın altına imzamı atarım. Hukukun üstünlüğü diyorsunuz ama sizin bakanlıklarınızda mahkemelerin verdiği kararlar uygulanmıyor. O zaman hukukun üstünlüğü vurgusu yapmanızın ne anlamı kaldı?’ diye sordum. Hem yargı kararları uygulanmayacak hem de Başbakan hukukun üstünlüğünden bahsedecek. Bu ne derece doğru?”
Ülkemizin hukuken özürlü olmaya koşar adım yaklaştığını söyleyen Koncuk, “Yine aynı toplantıda 60 yaşındaki bir hâkimle sohbetimden bahsettim. Bu hâkim, yıllarca Doğu’da görev yapmış, şimdi Ankara’ya gelmiş. Diyor ki; ‘Ben Türkiye’nin birçok bölgesinde görev yaptım, şimdi Ankara’ya geldim. Kimse kurusa bakmasın, ben risk alamam. Bu yaştan sonra Hakkari’de, Mardin’de görev yapamam.’ Yani bu hâkim şunu demek istiyor: Kimse benden adalet üzere karar vermemi beklemesin. Bana denileni yaparım, kendimi riske atmam. Ben de Başbakan’a ‘Hâkimin bile korktuğu bir ülkede vatandaşlarımızın halini bir düşünün’ dedim. Ülkemizin hukuken özürlü olmaya koşar adım yaklaştığını, insan haklarının gasp edildiğini biz söylemeyeceksek, bunları görmezden geleceksek, o zaman neyin sivil toplum örgütüyüz?” diye konuştu.
Bizim aldığımız risk, bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yapan insanların aldığı riskten daha fazla değildir. Neden? Çünkü biz doğruyu yapmak adına risk alıyoruz. Onlar ise yanlışı yapmak adına, ahlaksızlık bataklığına batmayı göze alarak bu faaliyetlerin içine giriyorlar.
Türkiye Kamu-Sen’in riski göze alan bir konfederasyon olduğunu belirten Koncuk,  “Biz yüce dinimize sonuna kadar inanıyoruz. Hz. Peygamberimizin tüm talimatlarına uymaya çalışıyoruz. Hz. Peygamberimiz, ‘Din güzel ahlaktır’ diyor. Yine Hz. Peygamberimiz, ‘Bir ahlaksızlık gördüğünüzde elinizle, gücünüz yetmiyorsa dilinizle, buna da gücünüz etmiyorsa kalbinizle buğzediniz. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır’ şeklinde buyuruyor. Biz bir yandan Müslümanız diyeceğiz, diğer yandan gayri ahlaki şeyleri görmezden geleceğiz. Neden? ‘Kendim için tehlikeli olur’ diye. Biz böyle mi gördük, böyle mi öğrendik? Biz bu ülke için canımızı veririz.
Hiç kimse ‘Bir elim yağda bir elim balda olsun; ne ben kimseye karışayım ne de kimse bana karışsın’ düşüncesinde olmasın. Bu bir yere kadar gider, ondan sonrası hercümerç olmaktır, yok olmaktır. Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen riski göze alan insanların bulunduğu bir kuruluştur. Bizim aldığımız risk, bu haksızlıkları, hukuksuzlukları yapan insanların aldığı riskten daha fazla değildir. Neden? Çünkü biz doğruyu yapmak adına risk alıyoruz. Onlar ise yanlışı yapmak adına, ahlaksızlık bataklığına batmayı göze alarak bu faaliyetlerin içine giriyorlar. Biz haklıyız. Haklıysak korkmadan yolumuza devam edeceğiz. Korkmak kaybettirir.” diye konuştu.
Esnek istihdam, part-time çalışma, özel istihdam büroları, bunlar nedir? Böyle bir istihdam şeklini nasıl kabul edebiliriz?
Özel istihdam bürolarına değinen ve bunu ‘amele pazarları’ olarak nitelendiren Genel Başkan Koncuk, “Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına da, ‘Esnek istihdam, part-time çalışma, özel istihdam büroları, bunlar nedir? Böyle bir istihdam şeklini nasıl kabul edebiliriz?’ dedim. Geçtiğimiz günlerde alt komisyonda özel istihdam büroları aracılığıyla işçilerin güvencesiz, az parayla, sendikasız, esnek çalışmasının önünü açan tasarı kabul edildi. Bunlar amele pazarlarının modern adıdır” dedi.
Esnek istihdam, özel hizmet büroları, kiralık işçi, uzaktan çalışma dönemi, bunları icat ediyorlar. Tüm bunlar sömürünün adıdır. Bu milletin evlatlarının ucuza sömürülmesinin adıdır
2002 yılında 15-20 bin arasında olan taşeron çalışan sayısının bugün 720 bine ulaştığını söyleyen Koncuk, “Bu iktidar sayesinde taşeron çalışan sayısı 13 yılda 720 bine yükseldi. Dolayısıyla taşeronluğun mucidi bu iktidar. Şimdi de taşeronları kadroya alacaklarını söylüyorlar. Peki şimdi oldu? Yetkililer ‘asıl iş’ tanımı getireceklerini söylüyorlar. ‘Asıl iş tanımına uyanları kadroya alacağız’ diyorlar. Asıl iş tanımına uyanların sayısı ise tahmin ediyorum 120 bin ile 150 arasındadır. Taşeron çalışanların toplam sayısı 720 bin idi. Geriye 570 bin taşeron çalışan kalıyor. Demek ki 570 bin kişi taşeron çalışan olarak devam edecek. Başbakan’a soruyorum: 1 Kasım seçimlerinden önce seçim beyannamenizi okurken, ‘Asıl iş tanımı getireceğim’ demediniz, taşeronları kadroya alacağınızı söylediniz. 720 bin taşeron var, hadi hepsini kadroya alın! Bundan ‘asıl iş’ tanımı ile kurtulmak mümkün değil. Yoksa geriye kalan taşeronlar için de ‘Pastanın hepsini bitirmeyelim, 2019 seçimleri öncesinde yeriz’ mi deniliyor. Şunu hepimizin bilmesi lazım: 4/B’yi, taşeron çalışanı, 4/C’yi, vekil ebeyi, vekil hemşireyi, vekil imamı, postanelerde idari hizmet sözleşmeli diye ucube kölelik sistemini bunlar icat etti. Şimdi yeni icatlar getiriyorlar. Esnek istihdam, özel hizmet büroları, kiralık işçi, uzaktan çalışma dönemi, bunları icat ediyorlar. Tüm bunlar sömürünün adıdır. Bu milletin evlatlarının ucuza sömürülmesinin adıdır” dedi.
İş güvencemizi kolay kolay kaldıramazlar. Çünkü Anayasa’nın 128. maddesi, 125. maddesi var. Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler var. Anayasanın 90’ıncı maddesi var.
 Siyasi iktidarın kamu çalışanlarının elinden iş güvencesini almak istediğini belirten Koncuk şunları kaydetti: “Sayın Cumhurbaşkanı ‘657 Sayılı Kanun değişmelidir’ dedi. Arkasından memlekette ne kadar yağcı, yandaş, yalaka yazar takımı, sözde sivil toplum örgütü varsa hepsi 657 sayılı DMK’nın değişmesi gerektiğini söylüyor. Bakıyorsunuz, bir işadamı derneğinin başkanı çıkmış, ‘657 sayılı Devlet Memurları Kanunu değişmelidir’ diyor. Bunu Başbakanla yapılan toplantıda söylüyor.  Ben de ordayım, ‘Sana ne? Seni ne ilgilendiriyor? Hayatında hiç 657 Sayılı Kanunun kapağını açtın mı, bu kanunu hiç okudun mu?’ dedim. Okudum da diyemiyor, ‘okudum’ dese bir soru soracağım, rezil olacak. Sonra ‘Okumadım’ dedi. ‘Bir takım yerlere selam göndereceğim diye okumadığın bir kanun ile ilgili Başbakanın, Bakanların huzurunda ahkâm kesiyorsun, hiç yakışıyor mu?’ dedim. 
İş güvencemize kafayı takmış bir siyasal iktidar var. Sayın Cumhurbaşkanı da iş güvencesini kaldıracaklarını söylüyor. İş güvencemizi kolay kolay kaldıramazlar. Çünkü Anayasa’nın 128. Maddesi devlet memurluğunu tanımlayan maddedir ve ‘ Devletin asli ve sürekli işleri kamu görevlileri eliyle yürütülür’ der. Yine Anayasa’nın 125. Maddesiyle de idarenin her türlü tasarrufuna karşı yargı hakkımız var. Yargı hakkımızı Torba Yasa ile ortadan kaldırmaya çalışmışlardı. Ancak biz Türkiye Kamu-Sen olarak mücadele etmiştik ve nihayetinde  maddeyi daralttılar, sadece emniyet teşkilatını, daire başkanı ve üstü yöneticileri dahil ettiler. Anayasa Mahkemesi de daha sonra bu maddeyi toptan iptal etti.  Farzedin ki Anayasayı değiştirdiler. Ne olur? Bu da onlar için çözüm değil. Bu kez Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler var. Evrensel hukukun getirdiği haklardan yararlanmamız gerekiyor ki, Anayasanın 90’ıncı maddesi de uluslararası sözleşmeleri kanun hükmünde görüyor. Dolayısıyla iş güvencemizi ortadan kaldırmak için önce yargı hakkımızı tamamen ortadan kaldırmaları lazım.”
Biz böylesine sorumluluk duygusuyla davranıp, ‘Türkiye biraz da bizim yüzümüzden karışmasın’ diye eylem yapmazken, Hükümetin de en az bizim kadar sorumlu davranıp, memurları alanlara dökecek çalışmalardan kaçınması lazım.
“Bu konuda Hükümetin adım atması durumunda, biz de atarız” diyen Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehitlerimize olan saygımızdan dolayı bu yıl Türkiye Kamu-Sen olarak eylem yapmadık. Ama şunu her zaman söylüyorum: Biz böylesine sorumluluk duygusuyla davranıp, ‘Türkiye biraz da bizim yüzümüzden karışmasın’ diye eylem yapmazken, Hükümetin de en az bizim kadar sorumlu davranıp, memurları alanlara dökecek çalışmalardan kaçınması lazım. Eğer iş güvencemize göz dikerlerse  meydanlara ineriz, her türlü eylemi meşru görür, her türlü gerginliği yaratırız. Başınıza yeni bir iş çıkarmayın. Memurların hakları ile uğraşmayın.”
Bakınız; OECD ülkelerinin ortalamasını baz aldığınızda 15 vatandaşa bir memur düşüyor. Bazı AB ülkelerinde 9 vatandaşa bir memur düşüyor. Türkiye’de ise 29 vatandaşa bir memur düşüyor.
Ülkemizde memur sayısının  fazla olduğuna ilişkin iddialara da değinen Koncuk, “Memurlar ile ilgili yalanlar ortalıkta dolaşıyor. Mesela siyasi iktidardan zam istendiğinde vermezler, biz eylem yaptığımızda da ‘Ey vatandaş, sizin hakkınızı da bizden istiyorlar. Zaten memurların sayısı da çok fazla. Çalışmazlar, hizmet üretmezler, yan gelip yatarlar, verilen zammı beğenmezler’ diye millete şikayet ederler.
2013 yılında Abant’ta bir çalıştay yapılmıştı. O çalıştayda da memur sayısının fazla olduğu iddialarına vurgu yaparak, ‘Bu yalanları kim söylüyor?’ diye sormuştum. Bakınız; OECD ülkelerinin ortalamasını baz aldığınızda 15 vatandaşa bir memur düşüyor. Bazı AB ülkelerinde 9 vatandaşa bir memur düşüyor. Türkiye’de ise 29 vatandaşa bir memur düşüyor. Şanlıurfa ve İstanbul’da 43 vatandaşa bir memur düşüyor. Memur sayısını Afrika’nın geri kalmış ülkelerine göre mi, AB ülkelerine göre mi değerlendireceğiz? Hatta OECD ülkelerinin ortaya koyduğu kalitede bir hizmete ulaşmak için 2milyon 600 bin olan memur sayısını 5 milyon 200 bine çıkarmamız lazım” dedi.
‘Dünyanın neresinde memurun iş güvencesi varmış?’ diyorlar. Oysa ki başta Hollanda, Belçika, Almanya olmak üzere birçok gelişmiş ülkede var. Bu ülkelerde işçilerin ve memurların tabi olduğu hukuki normlar farklıdır.
Genel Başkan sözlerini şöyle sürdürdü: “ ‘Dünyanın neresinde memurun iş güvencesi varmış?’ Oysa ki başta Hollanda, Belçika, Almanya olmak üzere birçok gelişmiş ülkede var. Bu ülkelerde işçilerin ve memurların tabi olduğu hukuki normlar farklıdır. Hatta Devlet Personel Başkanlığı’nın internet sitesinde hangi ülkelerde işçi memur ayrımı var, hangi ülkelerde iş güvencesi var bakabilirsiniz. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak yalanın, yanlışın, eksiğin üzerine gideceğiz. Had bildirilmesi gereken varsa, haddini bildireceğiz. Haddini bildirmediğiniz sürece, o makamlara haksız yere gelen likayatsiz insanlar kendisinde keramet var zannediyor. Halbuki, o koltuk bir gün kendisine batacak farkında değil. Bu kişiler kral oluyor, memuru, öğretmeni, sağlık çalışanını köle gibi görüyor. Yok böyle bir dünya! Kimse bize ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yapamaz. Yaparsa haddini bildiririz. Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların varlık sebebi budur.”
Toplu sözleşmede o madde değiştiği için 2 milyon 600 bin memur, 1 milyon 900 bin memur emeklisi tam yüzde 1.8 enflasyon kaybına uğradı. Bu durum ek ders ücretlerine, aile ve çocuk yardımına, emekli ikramiyelerine, emekli maaşlarına yansıdı.
Toplu sözleşme dönemine de değinen Koncuk şöyle konuştu: “2013 yılında imzalanan toplu sözleşmede enflasyon farkını düzenleyen 7’inci madde vardı. Buna göre, 2015 yılında kamu görevlilerine ve emeklilerimize öngörülen kümülatif zammın üzerinde bir enflasyon oluşursa, enflasyon farkı ödenmesini hükme bağlanmıştı. Yani 2015 yılında enflasyonun, memurlara öngörülen artışın, (yüzde 3+ 3) kümülatif toplamı olan yüzde 6,1’i aşması halinde memurlara enflasyon farkı ödenmesi kararlaştırılmıştı.
2015 yılındaki toplu sözleşmede ise yetkili konfederasyonun acemi genel başkanı Ali Yalçın, o toplantının gündemi olmamasına rağmen 2013 yılında imzalanan bu maddede yer alan ‘öngörülen’ kelimesini ‘verilen’ şeklinde değiştirmiş. Bu madde değiştirilince 2015 yılında aldığımız enflasyon farkı da toplama dahil edilmiş ve ‘Enflasyon farkı yüzde 7.9’u aşması halinde kamu çalışanları ve emeklilere verilir’ halini almış. Arada yüzde 1.8 fark var. O madde değiştiği için 2 milyon 600 bin memur, 1 milyon 900 bin memur emeklisi tam yüzde 1.8 enflasyon kaybına uğradı. Bu durum ek ders ücretlerine, aile ve çocuk yardımına, emekli ikramiyelerine, emekli maaşlarına yansıdı. Her devlet memurunun ortalama her ay 50 TL civarında kaybı var. Bunu dile getirdiğimizde bizi kamuoyunu aldatmakla suçladılar. Ben de şöyle dedim: ‘Size iftira atıyorsam bu ülkenin mahkemeleri var. Kim yalan söylüyor mahkeme karar versin.’ Eğer bu hatayı Türkiye Kamu-Sen yapsaydı, üyelerimizin çoğu bize taşa tutardı. Ama bu hatadan haberdar olan memurların büyük bir çoğunluğu dahi sessizce yapılanları sineye çekti. Biz bu yanlışı düzeltmek adına dava açtık. İnşallah kazanırız. Kazanırsak tüm memur ve emekliler maaşlarını yüzde 1.8 zamlı almış olacaklar.”
Devlet memurları ya bu tezgâhı bozacak, bu dümeni kıracak bir mücadele içinde olacak ya da kaybedecektir.
Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen’in sadece üye olarak değil, tüm varlığınızla yanında olun” diyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Bu geleceğiniz için verilen bir mücadeledir. Bu mücadeleyi insanlara iyi anlatalım. Kızarak çözemeyiz. İnsanları ikna edebiliriz, çünkü doğruyu söylüyoruz. Türkiye Kamu-Sen, ya bu mücadelede başarılı olur ya da devlet memurları kaybeder. Kurulan tezgâh meydandadır. Devlet memurları ya bu tezgâhı bozacak, bu dümeni kıracak bir mücadele içinde olacak ya da kaybedecektir. Bugün karlı olduğunu zannedenler büyük bir yanılgı içindedir.”

Öğretmenim öğrenciye sakın dokunma TIKLA OKU

FACEBOOK ÖĞRETMENLERSİTESİ GRUBUNA KATILMAK İÇİN TIKLAYIN

SİTEYE ÜYE OL BİLGİ ÖDEV ŞİİR VB. PAYLAŞ, SOHBET ET

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.