'Çok okumuş yeteneksizlerden değilim'

Kürşat Başar’ın 11 yıl aradan sonra çıkardığı 9. kitabı “Yaz” raflarda... Kitabın arka fonunda 70’li yıllarda Kıbrıs’ta yaşanan zor zamanlar anlatılıyor.

'Çok okumuş yeteneksizlerden değilim'

Kürşat Başar’ın son kitabının ismi “Yaz”. İçeride anlatılanlar bir hayli zor hayatları konu alsa da kapakta yaz mevsimine vurgu yaplması boşa değil. Zira geriye dönüp bir tartın... Hayatımızın dönüm noktalarından biri saydığımız o aşkın, o kişiyle tanışıklığımızın genelde yaz aylarına denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. Kitabın başkahramanı Murat da benzer bir durum yaşıyor. Ki yazarı Kürşat Başar’a bir hayli benzediğini söylemeliyim. Zira tasvirlerinde, kahramanıyla ilgili ipuçlarında bunu hissedebiliyorsunuz. Kendisiyle de paylaştım. Doğru tespitmiş. Romandaki Dayı Bey karakterinde de kendi dayısını anlatmış hatta. Hal böyle olunca kitaptaki çarpıcı bölümleri bir kez de Murat karakterinin arkasına sığınmadan anlatmasını istedim. “Yaz”dan girdik, aşk ve ikili ilişkilerden çıktık... 11 yıl sonra yeni kitap... Bu ara niye? İstediğim şeyi içimden geldiği gibi yazmak istedim. Bu kadar uzun zaman gerekti. “Haydi bir an önce bitireyim” demediniz mi hiç ? Bu biraz yazma alışkanlığımla da alakalı. Hemen her akşam bir şeyler karalarım, notlar alırım. Ama öyle planlı değil, o an aklıma gelenleri kaydederim. Ve günün birinde bunlar bir yerde buluşur. Öncesinde oturup “Kurgusu şu olsun, şöyle bir roman yazayım” diye düşünmem. Kitapta yazarların, sanatçıların tarih boyunca korkulan, kaygı duyulan insanlar olduğundan bahsettiğiniz bir bölüm var... Bu değişmez bir gerçek. Galileo zamanında da böyleydi. Şimdi de aynı. Entelektüeller, yazarlar, sanatçılar belli bir coğrafyanın ilerisinde bir zamanda yaşar. “Hayaller oturabileceğiniz en büyük evdir” diye bir cümle var kitapta. Evet orada oturabilirsiniz ama söyledikleriniz iktidarı, güç sahiplerini rahatsız eder. Çünkü siyasette ve kapitalistlerde çoğunluk üzerinden bir şey kazanma ilkesi vardır. Biri oy elde eder, diğeri para. Bunu sürdürebilmek için çoğunluğu rahat idare edebilmek isterler. Bu yüzden de senin topluma başka bir alternatif göstermen onları rahatsız eder. Ya entelektüelini, akademisyenini kendi istediği gibi kullanmaya çalışır ki buna teşne olan birtakım insanlar da vardır. Ya da susturmak için elinden geleni yapar. Tam da bu noktada kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Söylemek istediğim her şeyi bugüne kadar söyledim. Yazdım, çizdim. Bir bedel ödemem gerekirse de öderim. Ama çok sivri, sert, başkalarını rencide edecek bir tavrım yok. İnsanları kategorilere ayırıp aşağılamak gibi bir huyum da yok. Kendimi de kimseden üstün görmem. Demokratik davranış da böyle olur. Başkarakter “Kendimi bildim bileli bulunduğum yerde ve yaşadığım zamanda değil başka bir yerdeyim” diyor. Sizde de var mı bu? Vardır. Çocukluğumdan beri böyle hissederim. Bu bir tür yabancılaşma meselesi. Yaşadığınız coğrafyanın ve tabii tarihinin bir realitesi var. Sizi buraya bir şekilde koydular. Ve bunu değiştirmek elinizde değil. O zaman ya bu durumla hesaplaşıp isyan edeceksiniz -ki bu bir ömür devam edebilir- ya da bu gerçekliği kabul edip kendinize başka bir dünya kuracaksınız. Hangisini yapıyorsunuz? Kendi küçük dünyamda, kendi arkadaşlarımla, zevklerimle hayatıma devam ediyorum. Bir ada kurmak gibi bir şey. Yine roman kahramanı çok az kitapta bir ‘ruh’ bulabildiğini, yazarların çoğunun o ruhu zorla oluşturmaya çalışan çok okumuş yeteneksizler olduğunu söylüyor. Kendi yazarlığınız hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok okumuş yeteneksizlerden değilim. En azından bunu söyleyebilirim. Bir hikâyeyi herhangi bir şekilde anlatan romanlardan da çok sıkılırım. Bana sözcükleri başka türlü kullanan, duymadığım, beklemediğim şeyleri anlatması lazım. Kitapta bir de “Bazı insanlar hayatlarını kendileri kurar ve kendileri bitirir. Biz çoğumuzsa hayatın akışı içinde olayların bizi yönlendirdiği biçimde yaşarız” deniyor. Siz hangisisiniz? Ben de bir türlü karar verip harekete geçemeyenlerdenim. Hoş, geçenler ne kadar doğru yapıyor tartışılır. Çok basit şeyler yüzünden insanlar acı çekiyor, çocuklar ölüyor, aç kalıyorlar. Ay’a da gitseniz dünyanın en derinine de dalsanız insanın gerçekliği maalesef değişmiyor. 3 din kitabı var elde. Onların üzerine söylenecek çok da bir şey yok açıkçası. Bugün teknoloji alır başını ilerler, önünü alamazsınız. Ama duygular ve hayatı algılayış bakımından yüzyıllar da geçse büyük farklılıklar göremezsiniz. ‘UMUDUNU KAYBETMEK AYIPTIR’ Arka fonda 70’lerde Kıbrıs’ta yaşanan Türk-Rum olayları var. Neden o dönem? Kıbrıs benim 11-12 yaşlarıma kadar yaşadığım bir yer. Çok dostum var. Orada nelerin yaşandığını çok iyi biliyorum. Bizzat tanıklarından dinledim. Bir adada doğmuşsunuz, biriniz Müslüman diğeriniz Ortodoks. Herkese yetecek her şey var. Buna rağmen birbirinizi öldürmeye çalışıyorsunuz. Çünkü maalesef iktidar sahibi olanlar kendilerini sonsuza kadar diğerlerinden daha üstün görürler. Bu o dönem Kıbrıs’ta böylemiş, şimdi Türkiye ya da dünyanın pek çok yerinde farklı kökenler arasında benzer tipte çatışmalar var. Kimse kendisinin ötekileştirileceği bir gün geleceğini ve o zaman da diğerlerinin başlarını çevirip görmezden geleceğini düşünmüyor. Ama artık bunu aşmak lazım. Umut var mı sizce? Var tabii. Umudunu kaybetmek ayıptır. “Günün birinde hepimiz başkalarının, yalnızca başkalarının dilindeki sözcüklere dönüşeceğiz” gibi çarpıcı bir cümle var kitapta. Tam da bu yüzden başkaları tarafından nasıl algılandığımız önemli değil mi? Evet ama öte yandan ölümsüzlük fikri pek bana göre değil. “Kitap yazayım, 100 yıl sonra da beni okusunlar” gibi şeyler o kadar saçma geliyor ki. İnsanlar ölümlüdür ve ölürler. Ama şuna inanırım; dünya üzerinde yaptıklarınızın bir karşılığı var. Esas buraya odaklanmak lazım. Bir şeyler yapmalısınız, başkalarına faydalı olmak için çaba harcamalısınız. Elinizden geldiği kadar tabii. Sadece bunu önemsiyorum. ‘Hiçbir zaman çırılçıplak, yatakta bir adamla oturmadım’ Aşka, ilişkilere çok kafa yoran bir imajınız var. Aslında kurcalamasak, büyük anlamlar yüklemeyip akışına bıraksak daha mı rahat ederiz? Öyle tabii. Normal hayatımda bu kadar uğraşmıyorum zaten. Savunduğum şey de bu; abartmayın. Ama söz konusu roman ya da yazı olunca biraz detaya inmeniz gerekiyor. Peki “Kadınları iyi anlar, aşk adamıdır” algısından memnun musunuz? Biraz, çünkü yanlış. Bir adamın “Kadınları anlamakta başarılıyım” gibi bir iddiada bulunması dünyanın en komik şeyi. Her insan ayrı bir dünya, kadınlar apayrı, bir o kadar komplike bir konu. Ama kadın karakterleri hakikaten çok iyi tasvir ediyorsunuz... Bir yazarın en büyük özelliği empati yapabilmesi. Bir de tabii hiçbir zaman yatakta çırılçıplak bir adamla oturup hayat hakkında konuşmadım ama bir sürü kadınla yaptım bunu. Dolayısıyla onları daha iyi tanımam normal değil mi... ‘Canım ne istiyorsa onu yapıyorum’ Müzisyenlik, yazarlık, oyunculuk derken çok mu dağıldık yoksa böyle iyi mi? Ben mutluyum. Tek iş yapmaktan oldum olası sıkılırım. “Bir yerde devam edeyim yükseleyim, genel müdür olayım” gibi dertlerim de yok. Ki şükrediyorum öyle şanslarım da oldu. Canım ne istiyorsa onu yapıyorum. Ama piyasa koşulları da önemli tabii. Diyelim gazeteler bana teklif yapmıyorsa köşe yazamam. Yapacak bir şey yok. Önemli olan kendimi ifade etmem. Bugün müzikle, yarın yazarlıkla, başka gün farklı bir şekilde. Ama günün sonunda elinize kalan yazarlık oluyor sanırım. Yazarlık ve müzik. Çocukluğumdan beri bu böyle. 'Bize böyle öğretildi' “Bu halk, çocukları için fedakârlıklar yaptı, hâlâ da bir sürü sıkıntıya katlanıyor. Ama ortada bir yığın yönetim saçmalığı var. Daha iyisi olabilir mi, tabii ki. Bir sürü örneği var. Ama sadece 100 km ötemizde daha kötüleri olduğunu da görüyoruz. Biz hep daha iyisini anlatmaya çalıştık. Eğitimimiz, okuduğumuz kitaplar bize böyle olması gerektiğini öğretti. Bu bir entelektüelin görevidir. Benim görüşümde olsun olmasın, her kim bu toplum için iyi bir şeyler yapmaya çalışırsa ona katkımız olmalı.”
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.