Çocuklar “Eğitim Sistemi” Hakkında Ne Diyor?

Hepsi sekizinci sınıf öğrencisi.
İki kız, iki erkek.
Aynı okulda farklı sınıftalar.
TEOG mağdurları.
Dördü de Türkçe dersini ve öğretmenini seviyor.
Onca ders varken tesadüf olabil

Çocuklar “Eğitim Sistemi” Hakkında Ne Diyor?

Hepsi sekizinci sınıf öğrencisi.
İki kız, iki erkek.
Aynı okulda farklı sınıftalar.
TEOG mağdurları.
Dördü de Türkçe dersini ve öğretmenini seviyor.
Onca ders varken tesadüf olabilir mi acaba?

İşte öğretmeni ve dersi tarif ederken söyledikleri:
Samimi.
Yakın.
Arkadaşça.
Sohbet ediyor bizimle.
Diğer öğretmenler gibi “ders-ders-ders” demiyor.
Sürekli bir şey öğreteyim değil de, bir şeyler katayım diyor.
‘Hayat’ anlamında çocuklar bir şeyler öğrensin diye düşünüyor.
Kendi anılarından bahsediyor.
Şaka yapıyor.
Herkes konuşmak istediğinden diğer derslere göre daha çok ses ve konuşma oluyor.
Öyle merak ediyorum ki bu öğretmeni… Çocuklara soruyorum, derste farklı olarak ne
yapıyor, diye.
İlk derse girdiğinde espri yapıyoruz, beş, on dakika.
Sonra biraz ciddileşiyoruz hepimiz.
Bir şeyler yazdırıyor, anlatıyor.
Sonra arada tekrar espri yapıyor.
Sonra tekrar devam ediyoruz.
Bizim nasıl öğreneceğimizi, ne zaman sıkılacağımızı biliyor.
Sıkıldığımızı anladığında şaka yapıp dikkati topluyor.
Çocukları neyin mutlu, neyin mutsuz ettiği çok belli.
Çocuklar en çok okulda arkadaşları ile beraber olmayı seviyorlar.
“Arkadaşlar okulu güzelleştiriyor,” diyor kızlardan biri.
Başka ne mi mutlu ediyor?
Teneffüsler, eğlenceli aktiviteler, müzik, beden eğitimi, resim dersi, eğlenceli
öğretmenler.
Çocukları mutsuz eden ise milyonlarcasını üzen, bazılarını intihara kadar götüren,
bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz şeyler:
Kötü notlar.
Öğretmenler tarafından sınav ve ödevler için yapılan baskı.
Ödevler.
Sıkıcı öğretmenler.
Sınav stresi.
Sınav deyip geçmemek lazım.
Toplam on dersleri var.
Altı dersin her birinin bir dönemde on dokuz sınavı oluyormuş.
Diğer derslerin sınavlarını da ekleyince biraz fazla olmuyor mu?
Peki sınav doğru bir değerlendirme yöntemi mi?
Ve çocuklar sınava hazırlanırlarken gerçekten öğreniyorlar mı?
İşte bir tanesinin bu konu ile ilgili yorumu:
“Herkes sınav korkusundan öğrenmek istiyor. Mecbur olduğumuz için öğreniyoruz.
O yüzden de bilgi uçup gidiyor,” diyor.
Anlattıklarına göre başlarda (okula başlarken) böyle değillermiş.
Heveslilermiş, heyecanlılarmış, okul eğlenceliymiş.
Gerçi bir tanesi bu görüşe katılmıyor.
O baştan mutsuzmuş.
Şöyle anlatıyor:
“Birinci sınıfta korkmuştum. Anaokulundan sonra direkt birinci sınıfa gitmek… Birinci
sınıfın biraz anaokulu gibi olması gerekir. Anaokulu rengârenk ve güzel bir yer. Sonra
birden birinci sınıfa geliyorsun. Tahta masa. Bütün gün oturuyorsun. İnsan geriliyor.
Birinci sınıfta anaokulunda yapılan etkinlikler olmalı.”
Ne kadar doğru bir tespit.
Neden anaokulu ve birinci sınıf arasında bu kadar keskin bir geçiş var ki?
Anaokulunda çocuk oynuyor, koşuyor, gülüyor, bir sene sonra günde sekiz saat
oturmaya mahkum ediliyor.
Altı yaşındaki bir çocuk için ne kadar zor olsa gerek!
Diğerleri ise birinci sınıfa iyi başlamış, ama sonra, bir tanesinin deyişiyle, “Yavaş
yavaş gitmeye başladım,” diyor.
Bir diğeri de şöyle anlatıyor:
“Ben de heyecanlıydım. Sonra sorumluklar verildi bize, şunu yarına yapacaksın, diye.
İlk başta onlar da eğlenceliydi, ama artık uykumuzdan olmaya başladık. En değerli
şey. Sonra bir şey oluyor, dikkatin dağılıyor derste, hoca seni azarlıyor. O kötü
geliyor. Ben çok azarlanmıyordum, iyi bir öğrenciydim ama başkalarını azarlıyordu
ama senin de zamanından gidiyordu. Bir de öğretmen başkalarını azarlayınca, bir
gün biz de azarlanacağız diye korkuyoruz.”
Öğretmenlerin azarladıklarını söylüyorlar.
Kızlardan biri diyor ki, “Ben hala etkileniyorum başkalarının azarlanmasından. Çünkü o
yanlış bir şey yaptı, ona bağırıldı. Hani ben de parmak kaldırıp bir şey söylersem
benim söylediğim bir şey yanlış çıkabilir, ben de tüm sınıfın önünde rezil olabilirim.
Beni de azarlar diye düşünüyorum.”
Öğretmenlerin, öğrencilerini azarlayarak öz saygısını kaybetmesine, cesaretini
kırmasına hakkı var mı gerçekten?
Eti senin kemiği benim sözü 21. yüzyılda hala geçerli mi?
Çocukların hayallerinde başka bir okul var.
İşte liste:
1. En başta rahat kıyafetler giymek istiyoruz, dediler. Eşofman.
2. Sınıflar daha eğlenceli olsun, sınıflar öyle olsun ki, okul öyle tasarlansın ki
öğrenciler okulu sevsin, diyorlar.
Okulda ne mi olmalı?
Bisikletler, atölyeler, salıncaklar, ağaçlar, kaykaylar, spor aletleri, toplar…
Bir şeyleri biz üretelim. Yiyeceğimiz yemeği de biz üretelim.
Duvarları biz boyayalım. Daha canlı renkler olsun.
Okulun ikinci evin diyorlar ama bizim istediğimiz gibi değil. Özelleştirmek
istiyoruz, ama her şeye yasak diyorlar.
Dersliklerde koltuk olmalı. Halı olmalı.
Bitki yetiştirmeliyiz.
Balık beslemeliyiz.
Hayvanlar olmalı. Onlara biz bakalım.
Bahçede yetiştirdiğimiz bitkilerden yemekler yapalım.
3. Sonra, okul saatleri bu kadar uzun olmasın, 9-15:00 arası olsun, böyle daha
verimli geçer, diyorlar.
Sabah derslerin çok erken başladığı için okul bittiğinde yorulduklarından,
ruhsuzlaştıklarından, enerjileri tükendiğinden yakınıyorlar.
Bir ilköğretim öğrencisinin bir üniversite öğrencisinden daha fazla saat derse girdiğini
düşünecek olursak, çocuklar bu taleplerinde haklılar galiba!
Peki okul erken bitseydi, ne yapardın soruma beklediğim cevabı alamadım.
Futbol, basketbol oynarlarmış, internette gezinirlermiş, dizi izlerlermiş…
Cevapların yetersiz oluşu tamamen bizim suçumuz – Kültürün yozlaşması, çağın
hastalığı…
Çocukları bu kadar sayılara, teorilere, sınavlara, ödevlere gömeceğimize, hayat,
hobiler, seçenekler konusunda dersler vermeliydik.
Çocukların yollarını çeşitlendirmeli, renklendirmeliydik.
4. Hayallerindeki okulda susadıklarında su içmek istiyor çocuklar.
Bir tanesi diyor ki: “Geçen seneki hocamız derste kola içiyordu. Öğretmenin içmesi
bizi rahatsız etmiyordu, ama bizim içmemize izin vermemeleri bizi rahatsız ediyor.
Biz susayınca içemiyoruz.”
5. Başka bir konuda daha değişiklik istiyorlar!
Derslerin seçiminde özgürlük talep ediyorlar.
“Öğretmenler sınıfta dursun, biz istediğimiz sınıfa gidelim,” diyor biri.
“Mesela Türkçe sınavımız var ve ben kendimi bir konuda geri hissediyorum, Türkçe
sınıfına girmek isterim,” diye örnek veriyor diğeri.
“Kendi programını kendi yaratmak isterim,” diyor kızlardan biri, “İnsan ne olmak
istiyorsa, ne derse seviyorsa o derse girmeli. Matematik öğretmeni olmak istiyorsam
Türkçe dersine bu kadar çok girmezdim.”
Soruyorum: Peki yolda fikir değiştirip Türkçe öğretmeni olmak istersen ne olacak?
“O zaman da Türkçe çalışırsın. Hiçbir şey için geç değil,” diye cevap veriyor.
Çocuklar yıllarca, haftanın beş günü uzun saatler okula gidiyorlar.
Toplumun geneline bakıldığında bunca saatin karşılığı alınıyor mu dersiniz?
Bence hayır!
Bu durumda öğrenci mi sınıfta kalıyor, sistem mi?
Albert Einstein’ın sözüyle bitireyim:
Farklı sonuçlar peşindeyseniz, aynı şeyi defalarca tekrar etmeyin.
Eğitim sistemimizin daha iyi olması dileğiyle deyip çocuklardan birinin yazdığı metni
paylaşayım:
Günün yoruculuğuydu üstüme çöken,
çok uyumaktan mı yoksa uykusuzluktan mıydı gözlerimin şişliği…
Yapmam gereken onca şey onca görev tam bitti derken yenisi eklenen sorumluluklar,
sorunlar. Değerli olan zaman akıp gidiyor
durmaya mı mahkumuz, zaman bir uçurtma misali uçarken…
En kötüsü de çaresizlik, zaman bile ilacı olamıyor bazen.
Zaman çabuk geçiyor diye yakınanlar da var hiç tatmayanlar zamansızlığı,
içimize yoktan yere doğan sıkıntıyı.
Yine oynuyorum bozuk saatin çarklarıyla,
gözümün dalmasına bile zamanım yokken oyalanmak…
Annemin sesini duyuyorum öteden “Ömür”
eyvah diyorum içimden yine ne diyecek.
Elimden geleni yapmaya çalışıyorum
ama kimseyi mutlu edemiyorum zaten hiç halim yok…
Bir şeyler zırvalıyor yine, sonra bir bakmışım okuldayım.
Dışarı çıkmak istiyorum
ama hiçbir zaman işime yaramayacak derslere demir zincirlerle bağlıyım.
Sonunda zil çalıyor
hapishane izninde gibiyim
içime çekiyorum temiz havayı,
yorulmuşum artık.
“Keşke” diyorum içimden “keşke bir şey olsa”.
İçimde özgürlüğe kavuşmaya çalışan kuş bir umut hareketleniyor yine
ama zincirlerim o kuşu biraz daha yoruyor biraz daha yaralıyor.
Görkem Kantar Arsoy

Kaynak:egitimpedia.com/cocuklar-egitim-sistemi-hakkinda-ne-diyor/

Öğretmenim öğrenciye sakın dokunma TIKLA OKU

FACEBOOK ÖĞRETMENLERSİTESİ GRUBUNA KATILMAK İÇİN TIKLAYIN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.