FELSEFEYE HAYIR, DÜŞÜNCE TARİHİNE EVET Mİ, DİYECEĞİZ?


Yrd Doç Dr Şevki IŞIKLI

Yrd Doç Dr Şevki IŞIKLI

Okunma 01 Şubat 2017, 15:58

Taslak Felsefe Programını, dikkatle inceledim. Birçok açıdan ilginç ve devrimci bir program olduğunu çok açık. Fakat yoğun ve ciddi eleştirilerden kendini koruması çok zor. İşte, ölçüye vurduğumda programın verdiği sonuçlar: 
 
PROGRAMDAN BEKLENTİLER NELER
Dijital kuşağa hitap ediyor mu?
90'lı yıllardan sonra başlayan internet ve bilişim devrimi, 2000 yılından sonra doğan ve Z kuşağı denilen yeni bir nesil ortaya çıkardı. Bütün öğretim programlarının dijital çağın Z kuşağına hitap etmesi tümüyle rasyonel bir beklenti. Taslak program; yardımcı unsur olarak roman, hikâye, makale ve şiir metinlere yönlendirme yapıyor. Programın muhatabı Z kuşağı ise Twitter, Instagram, Facebook, Foursguare, Youtube gibi kısa metin, görsel, video ve animasyon yayınlayan sosyal medya düşkünü. Dinamik bir zihne sahipler ve zamanla yarış hâlindeler. Emek ve zaman gerektiren geleneksel yazı türlerine ilgi duyma oranları çok düşük ve giderek de azalıyor. Önerilen geleneksel metinler zaman alıcı, programın işleniş tarzı ise dinamik olmaktan uzak…  Bu haliyle taslak program, “bilişim çağı kriterini” geçmekte zorlanacaktır.
 
Çocuklarımızı geleceğe hazırlayabilir mi?
Bir felsefe programının büyük sorular, son yüzyılın sık tartışılan meseleleri ve yakın gelecekte egemenliğini sürdürecek felsefi yaklaşımları içermesi beklenir. En azından gelişmiş ülkelerdeki felsefe öğretim geleneğinin böyle olduğunu söyleyebiliriz. Taslak programda; felsefi metinlerin analiziyle “büyük sorular”a “kısmen” gönderme yapılmış fakat günümüzün yoğun tartışılan konularına yer verilmemiştir. Örneğin dil, teknoloji, kültür, iletişim, zihin, küreselleşme, gösterge bilim, yapay zekâ, uygulamalı etik ve çevre felsefesine atıf yok…Böylesine önemli konulara dair genç nesillerin lise yıllarında hiçbir şey duymadan yetişmesi, küresel rekabette dezavantajlı durumuna düşürebilir… Bu haliyle taslak program; “çağdaş öğretim içerikleri” kriteri açısından da zayıf görünüyor.
 

Felsefenin ana disiplinleri tartışılıyor mu?
Metafizik, ontoloji, epistemoloji, estetik, etik, politika ve din, felsefenin ana disiplinleridir. Bunlar felsefedeki tüm kavram, soru, görüş ve tartışmaların merkezi alanlarıdır. Gençlere felsefe öğretimine yönelik tüm eserlerin, bu alanları doğrudan sorgulama konusu yaptıkları görülüyor. Taslak program; estetik değerleri ve ahlaki olguları üstünkörü geçmiş, modern bilimi ise tartışma konusu yapmamış görünüyor. Önceki programda yer alan neyin iyi, neyin doğru, neyin güzel, neyin adil olduğuna dair; bireylerin kararlarında özgür olup olmadıklarına dair tartışmalar, bazılarının dediği gibi “buharlaşmış”. Farklı alanlardan birçok uzmanın üzerinde uzlaştığı ve önceki programlarda yer alan ahlaki yargılara, özellikle de uygulamalı etik meselelere dair gençlerin daha duyarlı yetişmesi gerektiği önerisi, önceki programla kıyaslandığında bir “kayıp hatta programın karadeliği” olarak değerlendirilecektir. Taslak program “ana hatlarıyla felsefe kriteri” açıdan da geçer not almakta zorlanacaktır.
 
Evrensel değerlerin yanında yerel ve milli değerlere yer verilmiş mi?
Programda yerel ve milli değerlere vurgu yapılmış. Programın başarılı tarafı bu. Fakat demokratik ve evrensel değerlere hiç yer verilmemiş olması bir handikap. Program; evrensel değerlerle yerel değerler arasında bir çelişki mi var, sorusunu akla getiriyor. Bence işin ehli olan insanları asıl tedirgin edecek olan şey, bu handikap değil. Programı hazırlayanlar, “Toplumu bir arada tutan değerlerin farkına varmaları, benimsemeleri ve bunları toplumla etkileşimlerinde tutum ve davranışa dönüştürmeleri önemlidir.” ifadesini, felsefenin sorgulayıcı tutumuyla birlikte izah etmekte zorlanacaklar. “Toplumsallığın benimsenmesi ve davranışa dönüştürülmesi” gibi, felsefenin ruhuyla çelişen bir hedef, hiçbir uzmanın gözünden kaçmayacaktır. Belki de bu çelişki, “kaş yaparken göz çıkaran ek olarak” göze batacak hatta felsefenin sorgulama fonksiyonun iğdiş edilmesi olarak görülecektir.
 
Demokrasiye, hak ve özgürlüklere duyarlı mı?
AB uyum sürecinde tüm öğretim programları demokrasi, insan hak ve özgürlükleri açısından geçtiğimiz 10 yıl boyunca iyileştirilmişti. Bu, AB uyum sürecinin zorunlu görevlerden biriydi. Ne var ki bu ilerleme taslak programa yansımamış. Programda öğrencilerin “görev ve sorumluluklarına” vurgu yapılmakta, buna karşın hak ve özgürlüklerden bahsedilmemektedir. Günümüzün hâkim düşüncesine göre, hak ve özgürlükler olmaksızın sadece görev ve sorumluluklara yapılan vurgu, devletin bireye tahakkümünü netice verir. Çağdaş toplumlarda devletin artan yaptırım gücü, bireysel özgürlüğü her zaman yok edebilir. İnsan hakları ve demokrasiyi bir yaşam tarzı olarak benimsemiş ebeveyn ve sivil toplum örgütü için bu durum, hak ve özgürlüklerden vazgeçiş ve daha fazla demokratikleşmenin askıya alınması olarak görülebilir. Taslak program, “demokrasi, hak ve özgürlükler kriteri” açısından da çıtayı aşamamış görünmektedir.
 
Program tekniği açısından tutarlı mı?
Program dilinde kısmi hatalar var: Açıklamalarda “…analiz edilir”, “…analiz edilmesi sağlanır.” veya “…unutulmamalıdır” gibi farklı kipte yüklemlere rastlanılmaktadır.Bu ise “…yapılır, …edilir” gibi, genel program dili olan edilgin kipten kopma anlamına gelir.
Değerler bölümünde “beceriler”den bahsedilmiş olması, açık bir kategori hatası olarak görünmekle birlikte, değer ile beceriyi ayırt etmekte zorlanmışlık hissi uyandırmaktadır. Felsefeye özgü değerler, bu yüzden atlanmış olabilir.
Rehberlik bölümünde, felsefe dersine özel rehberlik ilkelerine atıf yapılmamış olması, bu bölümden beklentiyi boşa çıkarmaktadır.
Ölçme Değerlendirme bölümünde önerilen süreç odaklı ve kişiye özel yöntemler, ilgi çekici olmakla birlikte bu yöntemlerin nerede ve nasıl uygulanabileceği sorusuna net bir cevap verilememiştir. Bu belirsizliğin nedeni, birçok eğitim uzmanının da fark ettiği gibi, kazanımların süreç odaklı ölçmeye uygun olmaması olabilir.
Güncel yaklaşımlara uygun olarak gündelik yaşamla felsefi metinlerin ilişkilendirilmesi istenmektedir. “Felsefe ve gündelik yaşam ilişkilendirmesi” jargonu, programın en afili kısmı olmakla taltif görebilir fakat teknik olarak havada kalmakla eleştirilecektir. Geçmiş yüzyıllara ait felsefi metinleri gündelik yaşama aktarmak ne kadar mümkün olabilir, bunu ancak uygulamada görebileceğiz. Aynı işlevsiz öneri, bilişim teknolojilerini etkin kullanma yönergesinde de göze çarpıyor. Kazanımlar, bilişim teknolojilerine veya gündelik yaşamla ilişkilendirmeye ihtiyaç kalmadan gerçekleştirilebilir.
Öğretim materyali hazırlama öğretmenin asli görevlerindendir, denilerek gereksiz bir ayrıntıya girilmektedir. Öğretmenlerin kahir ekseriyeti yoğun iş yükü ve mevcut pedagojik formasyonları yüzünden materyal hazırlama işine girmemekte, girememektedir. Lisans eğitiminde öğretmen adaylarına, öğretim programı üzerinden ders işlenmesi öğretilmemektedir. Öğretmenlerin ekseriyetinin meslekte uzun yıllar geçirdikten sonra müfredatın ne olduğunu ve ne işe yaradığını öğrenirler. Bizim öğretmenlerimiz ders kitabından başka müfredat tanımaz.
 
PROGRAMA YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Felsefe değil, düşünce tarihi dersi olmuş
Bütün kazanımlar “tarihsel dönemlerin özelliklerini anlama, açıklama veya analiz etmeye” odaklanmıştır. Taslak programın, dünya genelinde öğretilen “Lise Felsefe Dersine” ait şu temel nitelikleri taşımadığı görülmektedir:
  • Felsefenin ortaya çıkış serüveni,
  • Felsefenin terim anlamı ve işlevi,
  • İyi, doğru, güzel, yüce ve tanrıya dair “büyük sorular”,
  • İnsan zekâsının özel bir başarısı olarak felsefi düşünme biçiminin dinî, mitolojik, bilimsel, sanatsal düşünmeden farkı, avantaj ve dezavantajları…
Taslak program hem yukarıdakileri içermediği hem de düşünce tarihine ağırlık verdiği için gelişmiş ülkelerdeki güncel felsefe öğretim programlarından ayrılmaktadır. Taslağın ilk göze çarpan karakteri, “Düşünce Tarihi Dersi” olmasıdır. Tüm program boyunca ilk çağdan başlanmak üzere tarihsel dönemlerin genel düşünce ortamlarının öğrenilmesi hedeflenmiştir.
Tüm kazanımlar şu formatta: “İlk/Orta Çağ /Rönesans felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklar.” “Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hint felsefesinin temel özellikleri ve problemleri üzerinde durulur.” Hemen anlaşılabileceği gibi bu kazanımlar, felsefe tarihi dersiyle gerçekleştirilecek hedeflerdir.
Alan uzmanları, “düşünce tarihi dersi” olarak da taslak programda kusur bulabilirler. Üniversitedeki felsefe programlarında öğrencilerin birincil felsefi metinlerle tanışmaları, 3. yarıyıldan sonraya denk gelir. 2 dönem boyunca öğrenciler, “giriş” seviyesinde dersler görürler: Felsefenin ne olduğunu, etik, sanat ve siyasetin ne olduğunu öğrenirler. Felsefe tarihi ve özgün felsefi uslamlamalar içeren metinlerle karşılaşmalar daha sonraki dönemlere rastlar. Filozofların özgün metinlerini tartışmak ve değerlendirmek ise çoğu zaman master ve doktora dönemine müfredatında yer alır. Bu haliyle programın, büyük bir pedagoji hatası içerdiğini söyleyebiliriz. Aşağıda yer verdiğim öğretmen görüşleri de bu yönde.
 
Ekonomik boyutu: programın ekonomik maliyeti çok yüksek
Her programın bir maliyeti vardır; ekonomik olarak uygulanabilir olması gerekir. Taslak program; önceki iki programdan radikal bir farklılaşma arz ediyor. Program öylesine farklı ki felsefe adına şimdiye kadar basılmış olan test, kavram haritası, görsel, hazırlık kitabı, CD, video, tanıtım filmi, soru bankası gibi tüm yardımcı öğretim materyallerini çöpe atmak gerekecektir. Bu ise büyük bir ekonomik yük demek.
Bir başka ekonomik yük ise çocuk ve gençlere yönelik özgün felsefe kitapları hazırlamış veya basmış olan kültür kitabı yayıncılarını bekliyor. Piyasada çok sayıda felsefeye giriş, felsefeyi tanıtma, çocuklar/gençler için felsefe kitabı var. Bu kitaplardaki problem, kavram ve tartışmalar; sorun odaklı önceki programla büyük oranda örtüşüyordu. Eğer taslak program kabul edilirse yayıncıların bu kategorideki kitaplarının ellerinde kalması kuvvetle muhtemel. Yayıncıların, sıfırdan başlayarak yeni müfredata uygun eserler hazırlatmaları gerekecek. Çünkü mevcut kitapların pek bir işlevi kalmayacak. Taslak programı “ekonomi kriteri” açısından büyük bir israfa yol açacak, hesapta olmayan yeni maliyetler gerektirecektir.
Diğer taslak programlarla karşılaştırıldığında bu denli devlet ve özel sektöre ek maliyet getiren başka bir program yok. Taslak felsefe programı, MEB’in programlarında Atatürkçülük ve evrimle ilgili tartışmalı mevzuların dışında yeni bir tartışmaya yol açıyor: Programın ekonomik boyutu.
 
Öykü ve masallar, felsefe öğretimi için münasip görünmüyor
Felsefeyi başlatan girişim; masalsı, efsanevi ve mitolojik açıklamaların terk edilmesiydi. Güncel felsefe öğretimi üzerine çalışanların, öykü meselesi kafalarına çok yatmayacaktır.Hiç kimse hikâye, masal veya mitolojilerle “resmi felsefe öğretimine” cesaret etmiyor. Belki de bu açıkça teknik bir hatadır. Bunun yerine “gerçek olaylar üzerinden” ahlaki soruların tartışıldığını” biliyoruz. Önceki programın Mevlana, Yesevi ve Yunus Emre’ye yaklaşımının daha profesyonelce olduğunu anlıyoruz.
 
SAHADAKİ ÖĞRETMEN NE DÜŞÜNÜYOR?
15 yıllık felsefe öğretmeninin görüşleri
“Öğrencileri felsefeyi saçma buluyorlardı, önyargıları vardı. Program, “saçma önyargısını” ortadan kaldırmıyor fakat ayrıca “anlaşılmaz” bulmalarına da yol açıyor… Öğrenciler şimdi felsefenin ne olduğun öğrenmeden felsefi metinlerle karşılaşacak…Mevcut programa göre felsefeye giriş için 2 ay ayırıyoruz. Felsefenin ne olduğunu anlatıyoruz önce…
Taslak programın özel hedefleri, genel amaçlarını çok aşmış: Türk milli düşüncesini anlatalım daha iyi; Osmanlı, Selçuklu düşünce tarihini örneğin.
Programın Çin felsefesinden başlaması anlamlı değil. İlk Çağ felsefesinden başlamakta bir pedagoji hatası var, hem de büyük bir hata.
Lise öğrencilerinin soyut düşünme becerilerinin ve hazır bulunuşluk düzeylerinin çok üzerinde… Lise seviyesinde öğretilecek bir program değil. Düşünce tarihinin gelişimi aşamaları anlatılıyor.  Öte yandan öğrencilerin özgün metin yazmaları isteniyor. Bu, bir felsefi metni incele ve sen de özgün bir metin yaz, demek. Özgün felsefi metin, taklit edilerek yazılabilir mi?
Bazı kazanımlar, örneğin 5, felsefe öğretmenlerinin formasyonunu aşıyor. Az bilgi, çok sorgulama olacaktı hani! Kazanım alanları çok geniş. Örneğin kazanımlarda “Aydınlanma ortamını açıklar”, deniyor. Buna gerek var mı lise öğrencisi için. Seçim yapmak gerekecek. Öğretmen olarak ben çalışsam bile bu konuları çocuğa veremeyeceğim. Çocuklar şuanki programdan bile sıkılıyorlar. Programı gösterdiğimde hangi çağda yaşıyoruz hocam, diyor öğrenciler… Programı tarih dersine benzetiyorlar.
En önemlisi, felsefe yapmak için gerekli olan kavramlar yok, kavramsal analiz yok. Temel sorunlar yok...
Felsefe dersini kaldırsalar daha iyi olur, bukalemuna çevirmeseler… En azından ne istendiğini bilirdik. İnşallah taslak böyle geçmez ama geçer gibi geliyor bana…”
 
SONUÇ
Düşünce Tarihi Dersiyle Karşı Karşıyayız
Felsefe yerine, “Düşünce Tarihi Dersi” önerilmiş olması en önemli yenilik. Peki, liselerden felsefe dersi kaldırılmalı mı? Felsefe ile Düşünce Tarihi Dersleri birbirinin yerini tutar mı? Felsefe mi yoksa düşünce tarihi mi öğretmeliyiz? Bence bugünden itibaren en ivedi ve ehemmiyetli tartışma budur. Ve alternatif bir girişime karşı, son bir soru: Felsefe ve düşünce tarihi aynı anda öğretilebilir mi, öğretilmeli mi?
Felsefe niyetine “Düşünce Tarihi Dersi” kulağa hoş gelmiyor. Felsefi metinlerin analizi, felsefe öğretmek için yeterli ve münasip değil. Çocukları, tarihsel metinler üzerinden felsefeyle tanıştırmak, yeni bir deneme olabilir fakat riski fazladır. Zannımca hiçbir karar verici, kendi çocuğunun hesaplanmamış riskleri bol olan bir programla felsefe öğrenmesini istemez. Türkçeye çevrilmiş veya Türkçe yazılmış “felsefeyle tanışma, felsefeye giriş, çocuklar için felsefe, gençler için felsefe temalı kitaplara” göz atmanız, taslak programın felsefe için uygunluğuna dair bir sezgiye ulaşmanıza yardımcı olabilir.
 
ÇÖZÜM: YENİ BİR FELSEFE DERSİ Mİ?
Milli Eğitim Bakanlığı, taslak programın yol açtığı sorunları ve eksikliği ancak bir şekilde gidebilir: 9 veya 10. sınıflara 2 saatlik başka bir felsefeye giriş dersi koymak.
Bakanlığın bu yönde bir çalışması olduğu biliniyor. Peki, Bakanlık felsefe ders saatini 2’den 4 saate çıkarabilir mi? Bence önemli olan soru şu: Felsefe 4 saat verilmeli mi?
Kesinlikle hayır. Liselerde zorunlu 4 saatlik felsefe dersi, eğitim felsefesi ve eğitim politikası açısından bazı teknik ve pedagojik sorunlara yol açabilir. İki ayrı öğretim programıyla felsefe dersini 4 saate çıkarmak, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmakla, başka bir deyişle bir çuval inciri berbat etmekle eş değer olabilir. Programlarla ilgili nihai kararını verdiğinde Talim Terbiye, bu konuya dair rezervlerimizi buradan kamuoyuyla paylaşmayı umuyorum.
 
Elektronik posta: sevki.isikli@marmara.edu.tr   
twitter  : @sevki_isikli
Facebook: /sevki.isikli
 
 
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.